Motorlardan biri sustu, öteki ise tekliyor
Çarşamba, 19 Kasım 2008 17:58

alt

Dünyada toplam ve artan büyümenin bir uçağa benzetildiğini düşünürsek, bu uçağın iki ana motorundan birisi tüketim, diğeri de üretim olarak kabul edilmelidir.
Bu motorlar istikrarlı ve/veya artan performansları ile düzenli çalıştıkları sürece, ‘sorun yok’ diyebiliriz.
Global büyümenin uçağı yola devam eder.
Ama bu motorların performanslarının düşmesi, teklemesi ve/veya durması durumunda zorunlu iniş, sert bir düşüş kaçınılmaz olacaktır.
İşte ABD ekonomisindeki büyük kriz ve çöküşün, global büyümenin “tüketim” ayağını çökerttiği açık bir gerçek haline geldi.
ABD’de gayri safi milli hâsılanın yaklaşık yüzde 72’isini tüketim teşkil ediyor. Yaşanan krizle birlikte önce konut fiyatlarındaki yüzde 30’luk düşüşün ardından, dayanıklı tüketim malları ile motorlu araçların satışları ve fiyatlarında dramatik düşüşler yaşandı.
Kapanan, iflas eden, üretime ara veren, hem finansal hem reel sektör kuruluşlarıyla birlikte, işsizlik yüzde 6,5’e fırladı ve 2009’da yüzde 9’a çıkacağından korkulmaya başlandı.
Emek piyasalarında ve işçi ücretlerindeki düşüş, işte bu durumun kaçınılmaz sonucu oldu. Toplam talebin düşüşü, petrolden, diğer mallara (bakır, çinko, pirinç, pamuk vb.) fiyat ve talep düşüşlerini getirdi.
Böylece ABD, son 50 yılın en kötü ekonomik ve finansal krizinin öznesi oldu.
Yayınlanan ve beklenen ekonomik verilere bakıldığında, ABD’de ekonomide durgunluk (stagnation) ve resesyon ya da deflasyona, yani eksi ve/veya düşük büyüme ile enflasyonda düşüşe doğru gidildiği görünüyor.
ABD’de yaşanan krizin önce gelişmiş, sonra da gelişmekte olan ülkelere bulaşmasıyla, dünya global resesyona doğru krize sürükleniyor.
Öte yandan, global büyümenin üretim ayağındaki ikinci motorun itici gücü olan Çin de, bu gelişmelerden sonra derin bir sarsıntıya sürüklendi.
Çin 2008 yılı gayrı safi milli hâsılasının yüzde 14’üne tekabül eden bir meblağı, 586 milyar dolarlık bir teşvik paketini yürürlüğe koydu. Bu oran ABD ekonomisine uygulandığında 2 trilyon dolar gibi bir miktara tekabül ediyor.
Çünkü Çin’de gayrı safi milli hâsılanın yüzde 44’ünü imalat sanayi oluşturuyor.
Hem dış hem de iç talebin düşmesiyle Çin ekonomisi de yüzde 12’lik büyüme oranlarından, yüzde 5-6’lara düşme riski ile yüz yüze gelmiş bulunuyor. Çin’de her yıl 12-14 milyon fakir kırsal bölge insanının sanayi kentlerine göç etmesi de Çin’in işini iyice zorlaştırıyor.
İhracat yapmadan, büyümesi imkânsız olan Çin’de bu yüzden büyümede hızlı ve sert bir düşüş bekleniyor. (hard landing)
Bu yıl 60-70 bin arasında Hong-Kong kökenli fabrikaların kapanmasından endişe ediliyor.
ABD’de tüketiminin çökmesi ve durmasıyla büyümenin ilk motoru durmuş vaziyette. Çin’de ise üretim motorunun teklediği aşikâr.
Global büyümenin ve ekonominin bu iki ana motoru, 2008 ve 2009 yıllarının büyüme açısından son derecede olumsuz bir gelecek vaat ettiğini ortaya koyuyor.
Türkiye de belki kendi müsebbibi olmadığı bu krizde, kurban olan diğer gelişmekte olan ülkelerle beraber, mali tsunaminin, ekonomide daralmanın, resesyonun, durgunluğun ve işsizliğin karşısında savunmasız, çaresiz, vizyonsuz ve alternatif politikalar üretmeksizin kaderine razı bir biçimde, gelişmeleri maalesef seyretmekle yetiniyor.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız