Krizin bedelini işçi ve çalışanlara ödetiyorlar!
Pazartesi, 20 Temmuz 2009 09:13

alt

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en ağır işsizlik rakamları ile bugün yüz yüze maalesef…
Yüzde 17-18’leri bulmasından endişe ettiğimiz resmi işsizlik rakamlarının, fiilen yüzde 30’lara tırmanma riski giderek artıyor.
Bu koşullarda mevcut işçi-emekçi ve çalışan kesimlerin de işlerini, istikballerini, kazanılmış haklarını yitirme tehdidinin ve bu yoldaki girişimlerin de giderek arttığını endişeyle görüyoruz.
O nedenle Türkiye’de ne işçilerin ne de sendikaların haksızlıklara, hukuksuzluklara, yoksullaşmalarına karşın, demokratik itirazları duyulmuyor, sesleri neredeyse baskı altında oldukları için çıkamıyor.
Türkiye’de yaklaşık 8,5 milyon sigortalı olarak çalışan var (kayıt dışı çalışanlar hariç).
Yüzde 97’si KOBİ niteliğinde olan işletmelerde çalışan işçilerin sendikal örgütlenme, hak ve imkânlarına erişmeleri oldukça güç.
Bırakın işçileri, memurların da (adalet-güvenlik vb. istisnalar dışında) sendikal ve toplu sözleşmeli demokratik haklarını almaları, AB sürecinin olmazsa olmaz bir gereğidir.
Hal böyleyken bizde sendikalı örgütlü işçi sayısı, artmak bir yana hızla azalıyor.
Sendikalar hem üye sayıları, hem de etkinlik bakımından hızla zayıflıyorlar.

KİRALIK İŞÇİLİK, KÖLE
İŞÇİLİĞİNE DÖNÜŞMEMELİ

Özel istihdam büroları ile istihdama hareket ve işverene kolaylık getirilmek istenirken, “kiralık işçilerin”, adeta hak-hukuk ve hiçbir garantisi olmayan “köle işçiler” haline getirilme riskleri ortaya çıkıyor.
Demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi modern kavramların en çok dillere pelesenk edildiği AKP iktidarı döneminde, işçi ve çalışanların hakları, grevli toplu sözleşmeli sendikal imkânları giderek eriyor, törpüleniyor.
Türkiye’de yıllardan beri ilk defa reel ücretlerin yanı sıra, nominal ücretler de azaldı!
Kimsenin sesi ve itirazı duyulmadı.
Enflasyon karşısında reel olarak gerileyen ücretleri neredeyse kanıksayan toplum, Ekim 2008-Mart 2009 tarihleri arasında “nominal ücretlerin” ilk kez gerilemesini ise derin bir sessizlik ve tepkisizlikle karşılıyor.

İŞSİZLİK FONU ‘YOK
OLMA’ YOLUNDA

Türk işçisi ve çalışanı adeta, bir kâse pirinç pilavı karşılığında tüm gün emek veren Çin, Pakistan gibi ülkelerdeki çalışanların standardına indirilmek isteniyor.
Öte yandan 26 Haziran 2009 tarihinde kabul edilen yasayla “işsizlik fonunun” nema gelirlerinin “bütçeye” aktarılması sağlanıyor.
Kayıtlı işçi ve işverenden kesilen, sigorta primlerinin nemasının bütçeye iktidarın keyfi harcamaları için aktarılması, bu fonun suiistimaline neden olacak. Endişemiz işsizlik fonunun sonunda diğer fonlar gibi “yok olması” ihtimalidir.
Nominal ücretler bile reel ücretler gibi gerilerken, işsizlik sigortasında biriken fonun nemasının yüzde 75’i bütçeye kaynak olarak aktarılırken, “kiralık işçi” adı altında bir nevi güvencesiz, haksız, hukuksuz, çaresiz adeta bir “köle işçiliği” yaratılmak isteniyor.
Meclisteki muhalefetin de, sivil toplum örgütlerinin de merkez medyanın da tepkisizliği, sindirilmişliği, korkutulmuşluğu gerçekten bizleri üzüyor ve demokratik geleceğimizden, hak ve hukukumuzun güvencesinden kaygı duymamıza neden oluyor. 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız