| İsimsiz ihbar imal edenler... |
| Salı, 01 Aralık 2009 13:48 | |||
![]() AKP iktidarını “sözde demokrasi mağduru” göstermek için imal edildiği ve malum fitne-fesat odakları tarafından tanzim ve servis edildiği ilk bakışta anlaşılan isimsiz-ispatsız-sahipsiz “seri mektuplarla” ülkenin gündemi işgal, vatandaşın zihni meşgul ve memleketin gerçek meseleleri örtbas edilmeye çalışılıyor. Bunlar yapılırken, diğer yandan da Anayasa suçu sayılabilecek yönetimin yargıya ve medyaya olan partizan ve ideolojik baskısı ve müdahalesi giderek daha pervasız bir biçimde artıyor. Adalet Bakanı’nın emrindeki müfettişler Yargıtay santralinden dinleme yapılmasını, yıllardır ülkenin en büyük kentinin Başsavcılığını yapan saygın bir hukuk adamının özel telefon konuşmalarının dinlenmesini meşru ve yasal görüyorlar. Kuşkusuz ki kanun devleti olmakla, hukuk devleti olmak arasında dağlar kadar fark vardır. Hitler de muhalefete, medyaya ve topluma yönelik baskılarını ve operasyonlarını başlangıçta hep çıkardığı ve uyguladığı “kanunlara” dayandırıyordu. Ama evrensel hukuk ilkeleri, kanuna uygun olan her şeyin hukuka ve vicdana uygun olamayabileceğini ispatlıyor. Neyse, konumuz yine üretim, yine çiftçiler ve tarımın sahipsiz hali. Kimse milyonlarca çiftçi ve üreticinin halini sormuyor. TARIM İŞSİZLİĞİN DE SİGORTASI OLDU Ülkedeki istihdamın hala yüzde 24’ünü sağlayan tarım sektörü, işsizliğin arşa çıktığı bu günlerde adeta sigorta görevi üstlenmekte ve sosyal risklerin daha da artmasını önlemektedir. Bugün 43,2 milyar TL’ye fırlayan son zamanların en büyük bütçe açığı ile karşı karşıyayız. Ancak son yıllarda tarıma verilen destekleme bütçeleri bu durumun tersine reel olarak azalıyor, 2007 yılında 5,3 milyar YTL olarak belirlenen destekleme bütçesi, 2008 yılında 5,4 ve 2009 yılı için ise 5,5 milyar TL olarak belirlenmişti. Ancak bu bile tarıma çok görülerek yüzde 10 kesinti yapıldı ve tarımsal destekleme bütçesi enflasyona, nüfus artışına vb. bakılmaksızın 2007 yılının da altına çekildi. AKP iktidarının yaklaşık 7 yıllık döneminde, 2002 yılında milli gelirin yüzde 0,65’i tarım desteklemesi için ayrılırken, bugün bu rakam 2009 yılında yüzde 0,45’e düşmüştür. Gübre, tohum, ilaç ve akaryakıt gibi girdilerde enflasyonun üzerindeki artışlar, 2007 ve 2008 yıllarında yaşanan kuraklıkla birleşince düşen üretim, girdi ve ürün fiyatlarında çiftçiler aleyhine gelişen parite yüzünden üreticiler fakirleşti. Et fiyatlarındaki anormal artışlar, traktör satışlarının bıçak gibi kesilmesi, gübre kullanımının azalması hep bu temel tarım politikası hatalarının kaçınılmaz sonuçları olarak ortaya çıkıyor. Dünyada maden-emtia, hatta enerji mallarına olan talepteki artışların hızının gelecek 30 yılda azalacağı hesaplanırken, sadece gıda ve tarım ürünlerine olan talebin artacağı bekleniyor. Biz ise isimsiz-ispatsız ihbar mektupları üretme merkezlerini kuruyoruz, tarımsal üretim merkezleri kurmak yerine. Ne acı ne düşündürücü! Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

