IMF ve TÜSİAD’a rağmen “korumacı” önlemler gerekiyor
Pazartesi, 12 Ocak 2009 18:44

alt

ABD’de patlayan sentetik kâğıtlar balonuyla birlikte, nasıl bir sahtekârlık ekonomisinin tüm dünyaya bulaştırıldığı da ortaya çıktı.
Sınırsız-kontrolsüz-ölçüsüz bir serbesti istenen piyasaların esasında nasıl da içi boş “iyi gün” mekanizmaları olduğu da anlaşıldı.
Demek ki, piyasalar her şeye kadir değilmiş, kendi dengelerini kendileri kuramıyorlarmış.
Devletin müdahalesi, halkın parası ve bütçe imkânlarını vermeden, piyasaları rotasına sokmak mümkün değilmiş.
“Piyasa tapınıcılığının” tüm savları böylece birer skandal halinde göçtü.
Şimdi ABD ve IMF’nin en büyük korkusu, bizim gibi ülkelerde birer canavara dönüşen finansal serbestiye sınır ve kontrol getirilmesi ihtimali.
Bizim gibi fahiş reel faizler ödeyerek, ithal cennetine dönüşen ve sanal bahar yaşadıktan sonra, kafasını duvara çarpan ülke, ekonomilerindeki “korumacı” önlemlere başvurulması eğilimi.
ABD ve IMF istiyor ki, tefeci piyasalar, yüksek faizler karşılığında yine bizim gibi ülkelerde, ellerini kollarını sallayarak faaliyet gösterebilsinler.
Ekonomik sürü halinde ülkenin kaynaklarını, değerlerini, üretimin ağlarını, bankalarını, borsasını, parmaklarında oynatsınlar.
İçeride de, işçinin, esnafın, emeklinin, memurun, çiftçinin, KOBİ’nin aleyhine, bir avuç sıcak paracı ithalatçı TÜSİAD zengininin lehine, bu haksız ve adaletsiz ekonomik düzen aynen devam etsin.
Ülke üretmesin, rekabet gücü olmasın, tasarruf etmesin, her şeyini ithal etsin, borsası, bankaları, iletişimi, ulaşımı her şeyi yabancı finansal piyasaların elinde olsun.
Buna da “sözde” serbest piyasa ekonomisi denilsin.
Ama artık yağma yok. Türkiye, bu ekonomik çıkmazdan ve kısır döngüden kendini kurtarmak zorunda…
Sınırsız-ölçüsüz-kontrolsüz yabancılaşmanın da, özelleştirmenin de risk ve zararlarını görmek durumundayız.
Bugün dünyada 100 yılda bir yaşanabilecek türden global bir kriz ve resesyon yaşanıyor.
Bu krizin tehdit ettiği en kırılgan ülkelerden biri de maalesef Türkiye.
İzlanda, Macaristan, Ukrayna, Pakistan gibi IMF’ye muhtaç olarak batma noktasına gelen ülkeler IMF ile anlaşmalarına rağmen, bugün çok daha kötü günler yaşıyorlar. İzlanda ve Macaristan IMF ile anlaştıktan sonra “faizlerini” daha da artırmak zorunda kaldı.
Hâlbuki ABD, Japonya, AB, İngiltere “faizlerini” düşürüyorlar.
Gelişmiş ülkelerle, bizim gibi ülkelerin ekonomik tedbirleri aynı olamaz, olmamalı.
Çıkarlarımız da müşterek değildir. Ulusal çıkarlarımızı, stratejik ekonomik önceliklerimizi ve rekabet gücümüzü korumak zorundayız.
Türkiye’de bugün gümrük duvarları arkasında saklanmış, kapalı, devletçi bir ekonominin elbette ki yararı ve başarı şansı yoktur.
Ama bugün uygulanan, altta kalanın canının çıktığı, açık pazar anlayışında, bir kumarhane kapitalizminin de sürdürülebilir olmadığı açıktır.
O halde, dışa kapanmadan, ama onların sömürgesi haline gelmeden dengeli, orta yolcu ve akılcı bir ekonomi politikası hayata geçirilmelidir.
Gerçekçi kur rejiminin uygulandığı, sermayenin tabana yayıldığı, tekelleşme ve kartelleşmenin asgariye indirildiği, piyasaya giriş engellerinin ortadan kaldırıldığı, üretimi ve ihracatı teşvik eden, istihdam dostu, bölgesel ve sektörel teşvikler veren, yeni bir ekonomik modelin vakit geçirmeden ortaya konulması gerekmektedir.
İngiltere KDV indirdi diye biz de indirelim diyen TÜSİAD’çı kafayla gidilecek bir yer yoktur.
l Türkiye tüketimi değil, tasarrufu teşvik etmeli, ayağını yorganına göre uzatmalıdır.
l Bazı sektörlerde bankacılık, savunma, iletişim vb yabancı paylarına doğrudan ya da dolaylı olarak sınır ve limit getirmelidir.
l “Örtülü” kur çıpasına dönüşen bugünkü hatalı kur rejiminden vazgeçilerek, “gerçekçi” kur rejimine dönülmelidir.
l Dolaylı vergilerle ve IMF borçlanmasıyla geniş halk kesimlerinin “ümüğünü sıkmak” yerine, zenginlerden “net aktif vergisi” alınmalıdır.
l Sıcak paraya -kriz koşulları geçtikten sonra- miktarı ve ülkede kalma süresiyle orantılı olarak ”Tobin vergisi” türünde bir vergi düşünülmelidir.
l Yerli üretim ve istihdam teşvik edilmeli, ithalatı caydırıcı önlemler alınmalıdır
l Satılan bazı işletme, banka vb. kurum ve işletmelerde yeniden “millileştirme” ya da “kamulaştırma” da düşünülmelidir.
ABD’nin ekonomik iyileşmesi için alınan tedbirler, bizim ekonomimiz için tam tersine sonuçlar verebilir.
Aşağılık kompleksinden arınarak, kendi ülkemizin dinamiklerine güvenerek, yenidünya ekonomik düzeninde daha kişilikli, daha özgün ekonomi politikalarının hayata geçirilmesi şarttır.
Korumacılık, asla devletçi ve kapalı ekonomi anlamına gelmez. Zaman, koşullar ve gelişmelere göre korumacılık ekonomi için gerekli olabilecek bir politikadır.
AKP, IMF ve TÜSİAD kafasının bunu anlaması pek kolay olmasa da, bu konuyu tartışmak zorundayız. 

 

 Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız