|
Pazartesi, 08 Haziran 2009 10:59 |
|

ABD’de başlayan ve diğer gelişmiş ülkelere sıçrayan ekonomik krizin ve resesyon sürecinin tam ortasındayız. Bizim gibi kendi üretim dinamikleri yerine, sıcak paraya dayalı büyüme kolaycılığını tercih eden, gelişmekte olan ekonomiler ise bu krizin müsebbibi olmasalar bile mağduru oldular. “Teğet geçti, sürtünerek geçti” türünden krizin ağırlığı ile orantısız teselli demeçleri ekonomi yönetiminin işin ciddiyetinin farkında olmadığını bize gösterdi. Yerel seçim öncesi IMF ile görüşmeleri oyalayan ekonomi yönetimi, bugün de artık pehlivan tefrikasına dönen müzakereleri belirsizliğe sürüklemiş durumda. Yatırım kararlarını öteleyen, beklentilerini IMF gelişmelerine göre ayarlayan iç ve dış piyasalarda bu belirsizlik süreci ciddi tedirginlik yaratıyor. AKP ekonomi yönetimi, IMF ile var mısın, yok musun sorusuna cevap veremiyor. Ya da ne “evet” ne “hayır” anlamına gelen “Ha-vet” diyor. Kriz koşullarında ekonomi yönetiminin ve siyasi iktidarın, gerçekleri ne kadar rahatsız edici de olsa kamuoyu ve piyasalarla, dürüst ve şeffaf bir şekilde paylaşması en sağlıklı yöntemdir. Ya kendi mali programınızı ve hedeflerinizi oluşturmalısınız ya da IMF ile işi sürüncemede bırakmamalısınız. “IMF’ye muhtacız, anlaşma yapmalıyız” algılamasını yaratan AKP ekonomi yönetimi, şimdi de IMF’nin daraltıcı -harcamaları kısıcı- sosyal güvenlik ve tarım desteklerini azaltan klasik reçetesi karşısında tam bir ikileme girmiş görünüyor. Klasik IMF reçetesini kabul etmek, bu kriz ve işsizlik ortamında yangına benzin dökmek anlamına gelebilir. IMF ile anlaşma olmadığında da, dış kaynak girişi, yüksek bütçe açıklarıyla ve kaybolan mali disiplin kaygılarıyla olumsuz etkilenebilecektir. Ancak kararsızlık ve belirsizlik kadar kriz koşullarında daha rahatsız edici bir şey yoktur. Belirsizlik krizin tahribatını arttırırken, kriz sürecinin daha da uzamasına ve derinleşmesine yol açmaktadır. İç ve dış yatırımcılar, piyasalar karar ve yatırımlarını ötelemekte, bu da koşulların daha da ağırlaşmasına sebebiyet vermektedir. O nedenle Türkiye IMF ile program yapıp yapmayacağını, yapmayacaksa kendi mali kural ve programını artık daha fazla gecikmeden ortaya koymalıdır. IMF ile klasik -daraltıcı- bir reçeteye ise hiç prim verilmemelidir. Bugün dünyada yaşanan ekonomik yangını esasında körükleyen IMF değil miydi? Sınırsız -ölçüsüz- kuralsız bir canavara dönüşen finansal piyasaların bu hale gelmesine göz yuman IMF’nin, bugün bize klasik -kemer sıkan- daraltıcı demode program önerilerini tamamıyla değiştirmesi gerekiyor. Şimdi tekrar soruyoruz IMF ile var mısınız, yok musunuz? Bunu bilmeye hepimizin hakkı var sanırım… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|