IMF’ci ‘lobi’de hiç sıkılma yok!
Pazartesi, 02 Mart 2009 18:06

alt

Türkiye’de TÜSİAD yönetiminin başını çektiği bir IMF lobisi var.
Kendi ülkesinin üretim dinamiklerine güvenmeyen, aşağılık duygusu içinde, geniş halk kesimlerinin aleyhine, ülkeyi kırılgan ve bağımlı hale getiren IMF politikalarının borazanlığını yapan ‘sözde’ ekonomi tayfası bir takım akademisyen, yazar, yorumcu kisvesi altındaki bazıları da bu IMF lobisinin memurluğunu yapıyorlar.
Türkiye 1999 yılında durup dururken IMF ile önce yakın izleme anlaşması ve bilahare döviz kurunu ‘çıpa’ olarak alan hatalı stand-by programı ile göz göre göre, önce devalüasyona sonra da tarihinin en ağır ekonomik krizine sürüklendi.
1999 yılından bugüne kadar geçen 10 yıl süresince, IMF ile bağımlılığımız ve stand-by borçluluğumuz kesintisiz sürdü.
2009 yılında bugün geldiğimiz noktada, Türkiye 200’ü aşkın dünya devleti arasında IMF’ye en büyük borç bakiyesi bulunan ülke konumunda maalesef.
IMF 10 yıl boyunca ne dediyse yapan, sınırsız finansal serbestiye, koşulsuz yabancılaşmaya, ardına kadar kapılarını açan Türk ekonomisinde, bankacılığın, iletişimin, sigortacılığın, demir-çelik ve petro-kimya sektörlerinin en karlı, en verimli müesseselerinin büyük çoğunluğu yabancıların eline geçti.
“Sermayenin milliyeti olmaz, piyasalar görünmez bir el vasıtasıyla kendi kendini düzenler, sınırsız-ölçüsüz, özelleştirme ve yabancılaşma globalleşmenin şartıdır” gibi demode ezberlerin tamamıyla iflas ettiği ABD’de başlayan son krizle birlikte, Türkiye’de bir zihniyet değişikliği, bir uyanış bekleyenler hayal kırıklığına uğradılar.
Çünkü 10 yıldan beri IMF ile adeta etle-tırnak olan, dünyanın IMF’ye en çok borcu olan ekonomisi Türkiye, bu krizde de yine yeniden IMF diye, panik halinde bağrışan IMF korosunun ibretlik tavrıyla karşı karşıya kaldı.
Bugün IMF’ye dünyada 200’ü aşkın ülke arasında stand-by anlaşması nedeniyle borcu olan sadece 12 ülke var.
Bu ülkeler arasında IMF’ye borçlanma şampiyonu Türkiye.
AKP iktidarının Mayıs 2005 tarihinde imzaladığı son stand-by borcundan, dolayı Türkiye’nin IMF’ye bugün 5,5 milyar SDR, yaklaşık 8,5 milyar USD borcu var.
AKP iktidarı ise hemen her zaman ve her konuda yaptığı samimiyetsiz, ilkesiz politikalarını bu konuda da sürdürüyor.
“Tavşana kaç, tazıya tut” diyerek, 29 Mart seçimleri öncesinde, IMF’ye yalandan ayak sürüyor.
29 Mart sonrası IMF’ye boyun eğeceğine hiçbir kuşku duymadığımız Sayın Başbakan, “ümüğümüzü sıktırmayız” edebiyatı ile seçim şovu yapıyor.
IMF’nin, yatırımları kısan, harcamaları azaltan, emekliye, çiftçiye verilecek imkânları tırpanlayan sıcak paracı demode ve hatalı programlarından artık hepimize gına geldi.
Türkiye kendi mali prensiplerini ve kendine özgü vizyonunu ortaya koyarak rahatlıkla ekonomik bir program yapabilecek bir ülkedir.
TÜSİAD ve ona yaranmaya çalışan akademisyen, yazar, ekonomi lobisi zannediyorlar ki IMF ile anlaşılırsa Türkiye’ye dışarıdan yabancı sermaye yağacak, piyasalar canlanacak, talep patlayacak.
Hâlbuki bunların hepsi boş birer hayalden ibaret.
IMF ile anlaşmak zorunda kalan İzlanda, Macaristan, Letonya ve Pakistan’ın içler acısı halleri ortada.
IMF bu ülkelere ne itibar ne de istikrar getirebilmiş değil.
Macaristan ve Letonya’da maaşların bile düşürülmesini isteyen bir IMF var.
Türkiye’de de ABD, İngiltere ve AB ülkelerinin tam tersine, harcamaları kısan, yatırımları daraltan bir sıcak para senaryosunun bir kez daha uygulanmasını istiyorlar.
Ancak büyük ihtimalle AKP iktidarının gelmiş geçmiş en işbirlikçi iktidar olarak Kıbrıs’tan K. Irak’a, Ermeni sorunundan ılımlı İslam’a kadar gayri milli politikalara en yatkın ve uygun bir zihniyete sahip olduğunu düşünen IMF, iktidara yerel seçimleri atlatması için avans veriyor, ipe un serilmesini yukarıdaki nedenlerle rahatlıkla içine sindirebiliyor.
Seçim sonrası, ağır bütçe açıkları, vahim işsizlik, ardından gelen iflaslarla karşı karşıya kalacak ekonomide, AKP, IMF’ye diz çökecek ve K. Derviş döneminden sonra IMF’ye Türkiye’yi en çok borçlandıran iktidar olarak tarihe geçecektir.
İnşallah yanılırız, ancak bütün göstergeler ve de bizim Sayın Başbakan’ın “niyetini okuma” yeteneğimiz, bunun böyle olacağına işaret ediyor.
Ben TÜSİAD’ın IMF’ci lobisinin artık biraz akıllarını başlarına almalarını, biraz utanıp sıkılmalarını ve halka karşı ekonomik suç işlemekten vazgeçerek, yayın organlarındaki IMF lobisini dizginlemelerini bir kez daha tavsiye ediyorum.
IMF’den yine borçlanma yerine, zenginlerden net aktif vergisi alalım diyorum.
Ne dersiniz? 

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız