Halka karşı “ekonomik suç” işleyenler
Pazartesi, 09 Şubat 2009 15:40

alt

TÜSİAD ve IMF’nin sözcüsü konumundaki ekonomi yazarları ve yorumcuları ne ABD’deki ne de ülkemizdeki krizi öngörebildiler.
Öngörseler bile, söyleyip yazamadılar.
Hâlbuki dünyada 2-3 yıl öncesinden kriz uyarısı yapan ciddi, saygın, bilgili ekonomistler vardı.
Türkiye’de bizim gibi bağımsız, tarafsız, az sayıdaki ekonomi yazar ve yorumcusu da bu ikazları 2-3 yıldan beri ısrarla yapıyorlardı.
Ekonomi Bakanlığı yapmış, yurtiçi ve yurtdışında bankalar yönetmiş, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı yapmış bir ekonomist olarak bizim haklı, bilgiye dayalı uyarı ve önerilerimizi hem TÜSİAD, hem de onun güdümündeki holding medyası görmezden geldi, adeta sansür uyguladılar. AKP’nin sıcak para-yüksek faiz-düşük kur ve rekor ithalata dayalı sürdürülemez hatalı politikalarına ise övgüler düzüp, destek vermeyi sürdürdüler.
ABD’nin ünlü iktisatçıları Prof. R. Roubini, Prof. Stigltz, Prof. P. Krugman gibi önemli isimler de bu çokbilmiş TÜSİAD’çı, IMF’ci ekonomi yazar ve yorumcuları tarafından “karamsar ve kötümser” ilan edildiler.
Kendi acıklı hallerine bakmadan, bu dünya çapındaki ekonomi profesörleriyle “dalga” geçmeye kalkıştılar.
Ama güvendikleri dağlara kar yağdı. Tercüme ettikleri ve ezberledikleri “piyasalar efsanesi” yüzyılın rezaletine ve en ağır krizine sebep oldu.
Sınırsız, ölçüsüz, kontrolsüz, denetimsiz, serbestleşmenin de özelleştirmenin de yabancılaşmanın da nasıl ekonomik çöküşlerin ve batışların sebebi olabileceğini şaşırarak yaşadılar.
2001 krizinde Türk bankalarını, göz göre göre batıran IMF’nin, ABD, İngiltere, Almanya kendi bankalarına milyarlarca dolar likidite ve sermaye desteği vererek kurtarırken, adeta “küçük dillerini” yuttular.
Birer canavara dönüşen “finansal piyasaların” nasıl da değersiz birer kâğıt parçasına dönüştüğüne “inanamadılar.”
Ulusal çıkar, stratejik öncelik, sermayenin tabana yayılması, kartelleşmenin önlenmesi, piyasaya giriş engellerinin kaldırılması, vergi reformu, kayıtdışının kayda alınması, gibi kavramları yok saydılar.
Bugün yine yeniden “IMF” diyerek, Türkiye’nin, kriz kurbanı olan, iflas bayrağını çekmiş, İzlanda, Macaristan, Latvia, Pakistan gibi ülkelerle aynı kaderi paylaşmasından hiç sıkılmıyorlar, hiç utanmıyorlar.
Çünkü kendi ülkelerinin ekonomik dinamiklerine güvenmiyorlar, üretmeyen, yüksek reel faiz karşılığında, sadece borçlanıp, ithalatla tüketmekten başka bir marifeti olmayan bir garip, açık ekonomi olmamızı, patronlarının çıkarı için istiyorlar.
TOBB, Türk-İş, TESK, TZOB gibi demokratik kitle örgütleri, sendikalar, esnaf ve çiftçi kuruluşları ile KOBİ’lerin sözcüsü olması gerekenler de pasif, etkisiz kalıp, sütre gerisine yatınca, “meydanı” yine boş buldular.
“Ne serbest piyasacılığa tapınmak, ne de devletçi kapalı bir ekonomi olmamak lazım” diyen bizim gibi iktisatçıları sansür etmeye, yok saymaya ve görmezden gelmeye çalıştılar.
Ama ne krizi ne kendi bilgisizliklerini ne uygulanan ekonomik politikaların iflasını ne de Türkiye’deki işsizliği ve büyük açıkları gizleyemediler.
Şimdi hala IMF’den faizle borç almaya, Obama’dan medet ummaya, ABD’deki tarım dış istihdam verilerinden umut çıkarmaya çalışıp, hala holding TV’lerinden “borsa çıkıyor, döviz düşüyor” yalanlarıyla, halka karşı ekonomik suç işlemeyi sürdürüyorlar.
Ne kadar hazin ve ibretlik bir durum değil mi?
Allah kimseyi, küçük ekonomik çıkarları için, halka karşı ekonomik suç sayılacak bu tür rolleri yapmak zorunda bırakmasın. 

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız