Fiilen ‘paralel’ Anayasa mı oluşturuluyor?
Pazartesi, 03 Ağustos 2009 09:02

alt

Türkiye 2007 Tem-muz’undan bu yana de facto olarak  yazılı olmayan  paralel bir anayasanın yürürlükte olduğu bir ülke görünümünde. Devlet, artık TRT üzerinden fiilen iki dilli…
Son Genel Yerel Seçimler vesilesiyle, DTP’li bazı adayların Kürtçe propaganda yapmalarının mevcut Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı olduğu konusunda açılan bazı davalarda, bu de facto iki dillilik nedeniyle takipsizlik kararı verilmiş olması yazılı olmayan paralel anayasanın bir başka delili.
Bu yazılı olmayan anayasa, her geçen gün biraz daha kökleşiyor ve etkilerini en yüksek politik gücün bütün alanlarında, yani yasamada, yürütmede ve yargıda inkârı gayrı kabil bir şekilde gösteriyor.
Türkiye’nin hâlihazırda yaşadığı şey tevil götürmez bir anayasal dönüşümdür: ve yazılı olmayan anayasa, bütün anayasa tartışmaları ve yasa değişiklikleri vesilesiyle Türk toplumunun asli yapısal çerçevesi olarak kök salmaktadır.
Durum, negatif veya pozitif bütün değerlendirmelerin ötesinde budur: yazılı olmayan paralel anayasa, parça parça açığa çıkmakta, çıkarılmakta; bir bütün olarak yazılı hale getirileceği zaman kesitine hazırlanmaktadır.
Biri yazılı ama temel hükümlerinden bazılarının hükümsüz sayıldığı, diğeri yazılı olmayan ama Türkiye’de hâkim anayasal çerçeveyi şekillendirmekte olduğu aşikâr olan iki anayasanın varlığı bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketlerden birisidir.
Ancak bundan da büyük felaket, ortada sanki bu tür bir felaket yokmuş gibi davranılmasıdır. Son olarak Tatvan’da resmi sponsorunun doğrudan doğruya yürütme gücü olduğu fuarın açılışında şahit olunan manzara, felaket varken felaket yokmuş gibi davranmanın en küçük düşürücü örneklerinden birisidir. Ama küçük düşmenin ötesinde, iki anayasadan yazılı olmayanın yazılı olanı üstünde kurduğu üstünlüğün bir göstergesidir.
Muhalefetin, bu olaya ilişkin birkaç marjinal ve cılız tepkiden öteye geçmeyen tepkisi(zliği) de, yazılı olmayan paralel anayasanın çaresiz bir genel kabule veya kabullenmeye doğru gittiğinin bir başka işaretidir.
Bütün bunlar, karşı karşıya bulunduğumuz felaket manzaralarını doğru anlamak ve yorumlamak zorunda olduğumuzu ortaya koymaktadır. Türkiye Cumhuriyeti olarak var olmak istiyorsak, siyasi varlık amacımızı, yani Türk milletini ve Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı felaketi iyi teşhis ve analiz etmek zorundayız. Ve olabilecek en kısa zamanda Türkiye’yi çift anayasalı bir ülke olmaktan çıkarmak için harekete geçmek mecburiyetindeyiz.
Ancak bu etkin bir siyasi ideo-politik netleştirmeyi gerektirir. Böyle bir ideo-politik netleştirme olmadan harekete geçmek ne demek, bir adım atmak dahi imkânsızdır. Çünkü bunun bir uçağın onbin metre yükseklikte kör uçuş yapmasından bir farkı yoktur.

DEMOKRATİK MERKEZ NEDEN ÖNEMLİ?

Bize acilen ideo-politik bir optik gerekiyor. Yoksa yazılı olmayan anayasanın yazılı hale gelme sürecinin çaresiz izleyicileri olmaktan öte bir rolümüz olmayacak. Bu çerçevede, Türk Milleti ve Türkiye için artık hayati bir aciliyet taşıyan husus, kendisini bu milletin mensubu olarak gören herkesin, demokratik merkezdeki büyük restorasyona, çıkarlara ilişkin her türlü küçük hesabı bir kenara bırakarak katkıda bulunmasıdır. AKP zihniyetine ve destekçilerine korku salan, bu nedenle de sabote etmek için açık-örtülü her türlü tezgâha ve fitne-fesat operasyonuna giriştikleri yeniden büyük demokratik merkez için, DP-ANAP bütünleşmesi de bu yönden, özellikle önemlidir. Bu bütünleşmenin en kısa zamanda gerçekleşmesi sembolik ve moral bakımdan olağanüstü bir değer  taşımaktadır.
Öyle ki, nitelikleri, kişilikleri ve başarılarıyla mümeyyiz, bütün bunları Türk Milletine ve Türkiye’ye borçlu olduğunu  düşünen ve onlar için her türlü fedakârlığı yapmaya hazır hisseden herkes için, demokratik merkezdeki bu birleşmeye bir şekilde katkıda bulunmak ve onun içinde yer almanın  sadece siyasi değil, ahlaki bir görev olduğunu söyleyebiliriz.
Türkiye’de gerçek anlamda yenileyici ve yenilikçi, olabilecek en geniş kucaklayıcılığa sahip bir anayasayı yapabilmemiz bu görevi başarmamıza bağlıdır. Aksi halde, yazılı olmayan anayasanın Anayasa Mahkemesi’nden tescilli savunucularının, kendi anayasalarını Türk Milletine bir şekilde empoze ettiklerine tanık olmanın çaresizliğini yaşamakla kalmayacağız. Yapmamız gerekenleri bir kere daha zamanında yapmadığımız, yapamadığımız için gelecek kuşaklara karşı vebal altına gireceğiz. 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız