Ekonomide son durum
Pazartesi, 04 Mayıs 2009 15:57

alt

Ekonomi ile ilgili o kadar çok haber, bilgi, veri, istatistik yayınlanıyor ki, bunları izlemek, anlamak ve yorumlamak konunun uzmanı olmayanlar için hiç de kolay değil. O nedenle bu yazımızda, son günlerde gerek dünyada gerekse ülkemizdeki ekonomik gelişmelerle ilgili. Son gelişmelerin kısa kısa değerlendirilmesinin yararlı olabileceğini düşünüyorum.
A-ABD krizin tam ortasında…
Aksine söylemlere ve manipülasyon gayretlerine rağmen, ABD kaynaklı kriz henüz bu ülkede dip yapmadı. Stres testi adı altında 19 büyük bankanın 16 tanesinin bu testi geçemediğine ilişkin yaygın söylenti ve haberler de bu gerçeği doğruluyor. ABD ekonomi yönetimi, bankaların büyüme rakamları, işsizlik rakamları ve konut fiyatlarındaki gelişmelere göre hazırlanan 2 ayrı senaryoya göre dayanıklılıklarını test etmek istedi. Hazırlanan temel senaryodaki verilerle, daha kötümser olan ikinci senaryodaki verilere göre yapılan bu testin sonuçlarının olumsuz olacağı daha başından belliydi halbuki. Çünkü esas alınan temel senaryoda da, daha kötümser olan ikinci senaryoda da varsayılan büyüme, işsizlik ve emlak fiyatları çok daha kötü olarak gerçekleşti. Yani 2009 yılının ilk çeyreğindeki rakamlar, 2009 yılının tamamı için öngörülen bu makroekonomik verilerden çok daha olumsuz. Şimdi aklı başında, ciddi, bilgili ekonomistler ABD’de yeni banka iflaslarının yaşanabileceğinden endişe ediyorlar. 2008’den beri batan banka sayısı ise 60’a ulaşmış vaziyette. ABD “U” tipi kriz sürecinin halen tam ortasında duruyor.
B-Krizden çıkış başlasa bile, işsizlik uzun süre azalmayacak.
Yapılan tüm hesaplamalar ve gerçekleşen neticeler değerlendirildiğinde, krizlerden çıkışın başlaması ile işsizliğin azalması arasında eş zamanlı bir gelişim hiçbir zaman olmuyor. ABD’de geçmişte yaşanan resesyon ve ekonomik daralma dönemlerinden sonra, ekonomide büyümenin yeniden başlamasına rağmen, işsizliğin en az 10-18 ay arasında azalmadığı görülüyor. Yani ekonomide küçülme ve daralma azalsa bile, bunun işsizlik rakamlarına en az 10 ile 18 ay arasında yansıması, mümkün olamıyor. Türkiye’deki vahim işsizlik tablosunun, ekonomide 2010 yılında toparlanma olsa bile 2011 yılına kadar iyileşme belirtisi göstermesi de maalesef mümkün görünmüyor.
C-Kundakçıya, itfaiyeci görevi veriyorlar!
Dünyanın, sahtekârlık ekonomisinin bu hale gelmesine seyirci kalan, hatta finansal serbestleşme ve deregülasyon adı altında kuralsız, sınırsız, ölçüsüz serbestleşmeyi alenen destekleyen IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası finansal kuruluşlar, bugün yaşananların bence baş sorumluları arasında geliyor.
Ancak gelin görün ki, bu dev krizin, yoksullaşmanın, ekonomik resesyonun aşılması için G-20’ler yine IMF’ye görev ve çağrıda bulunuyorlar.
Ünlü Fransız L’humanite dergisi bu durumu “…kundakçılar, itfaiyeci rolüne soyunuyorlar…” diye eleştiriyor.
Bu durum “hem suçlu, hem güçlü” ya da “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” deyimleriyle anlatabileceğimiz trajikomik bir çelişki değil mi?
Sınırsız finansal serbestleşmeye, ölçüsüz ve kontrolsüz sermaye akımlarına yol veren, piyasalara aşırı güvenen ve her şeyi çözebileceklerine inanan fundemental anlayışın ideolojik ve fiili savunucusu ve uygulayıcısı IMF değil miydi?
IMF ile anlaşan Macaristan, Ukrayna ve Pakistan’da ekonomi daha da kötüye gitti.
Bizim gibi her şeyini, ekonomik istikbalini 10 yıldır IMF’ye çıpalamış, ekonomilerden bazıları da dertlerine maalesef deva bulamayacaklar.
Türkiye, IMF’den ve dışarıdan gelecek sıcak para ile ithalata dayalı büyümenin ucuzluğundan ve kolaycılığından kendisini kurtarmadıkça, ekonomide kalıcı iyileşmeyi kolay kolay sağlayamayacak gibi görünüyor.
Halen tasarruf yerine, tüketimi, yerli üretim yerine ithalatı, gerçekçi kur yerine, sıcak parayı tercih eden hatalı anlayışı sürdürenlere duyurulur. 

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız