Dövizde “lale devri” bitti!
Pazartesi, 16 Mart 2009 16:54

alt

Geçen hafta dolar kurunun 1,8 TL’ye dayanması üzerine, piyasalar alt-üst oldu.
General Motors’un iflasını isteyebileceğini açıklamasının ardından dünya genelinde borsalarda başlayan düşüş ve dolara yönelişten Türkiye de nasibini aldı.
Tabi GM’in iflası haberleri bahane, esas olan dünya ekonomisindeki sentetik kâğıtlara dayanan spekülatif modelin büyük çöküşü.
ABD ve İngiltere’nin baş sorumlusu olduğu, üretmeden -yatırım yapmadan risk almadan, istihdam sağlamadan, ihracat yapmadan, kâğıt üzerinde, bilgisayar ekranında, olmayan -sanal- paralarla sentetik kâğıtlardan oluşan altı boş spekülasyonlarla yürütülen sahtekârlık ekonomisi yerle yeksan oldu.
Bu yalancı ve sanal balonların şişkinliği sayesinde, 2002-2007 yılları arasında, kısa vadeli sermaye hareketleri (sıcak para) yoluyla, bizim gibi her yönüyle “az” gelişmiş ekonomileri teslim aldılar, bağımlı kıldılar.
Karlı, verimli, tekel konumundaki işletmeleri, bankaları, fabrikaları alarak her şeyimizi yabancılaştırdılar.
Sınırsız finansal serbestleşmeyi, koşulsuz yabancılaşmayı, kontrolsüz özelleştirmeyi, ölçüsüz borçlanmayı da bizim gibi “az” gelişmiş ekonomilere, “serbest piyasacılığın, küreselleşmenin gereği” diye pazarladılar.
Utanmadan hala, kendi bankalarına, şirketlerine, sermaye ve likidite desteği vererek kurtarırlarken, kendi ekonomilerine yönelik korumacı tedbirleri alırlarken, bizim gibi finansal sömürgeleri ve açık pazarları haline gelmiş, kişiliğini yitirmiş ekonomilere de akıl vermeye devam ediyorlar.
Neymiş? Bizler ekonomimizde korumacılık yapmamalıymışız.
Mesela, onlar batık-sermayelerini yitirmiş ve bütünüyle zarara batmış, bankalarını “devletleştirecekler”, ama biz kendi bankalarımızı 2001’de yaptığımız gibi batırıp, kalanlarını da onlara satacağız!
Ne güzel piyasa ekonomisi, ne adil bir düzen değil mi?
Sosyalizmden, kapitalizme geçen, piyasa ekonomisini ve demokrasiyi benimseyen Doğu Avrupa ülkeleri de işte bu zihniyetle esir edildiler.
Bugün AB üyesi olmalarına, finansal sermayeye tam olarak açılmalarına, bankalarının çoğunluğunu yabancılara satmalarına ve de IMF ile stand-by imzalamalarına rağmen, Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomilerinin neredeyse tamamı batık durumda.
Macaristan, Letonya, Ukrayna’nın hali içler açısı Polonya, Litvanya, Sırbistan, Bulgaristan, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Romanya gibi diğerleri de onlardan çok farklı durumda değiller.
Sadece AB’nin zengin kanadının bankalarının bu ülkelerdeki alacakları 1,5 trilyon doları aşmış ve donuklaşmış durumda.
Her derde deva, ekonomilere şifa olacağı umulan AB ise, bu piyasa ekonomisi mağduru, amatör üyelerini, bırakın yardımı, her koyun kendi bacağından asılır diyerek, kaderleriyle baş başa bırakmış vaziyette.
AB bu krizde ne dayanışma gösteren ne de güven ve istikbal vadeden bir duruş ve politika sergileyemedi.
Türkiye’de ise kaynağı meçhul para girişleri nedeniyle aşırı değerli TL dönemini sürdüren mekanizma mart ayında çöktü.
Doların 1,8 TL olması beklenen hatta gecikmiş bir olaydır.
TL hala aşırı değerlidir ve ilerde 2 TL’ye kadar yükselmesi hatta aşması ciddi bir olasılıktır.
Ben, yatırım yapana, üretim yapana, risk alıp istihdam sağlayana, ihracat için koşturana, ekene, biçene, emekçiye, emekliye, namusuyla vergisini ödeyip ticaretini veya mesleğini yapana, her zaman saygı duyarım.
Ama üçkâğıtçı ABD ve AB finans kuruluşları ile işbirliği yaparak, bastırılmış -ucuz döviz kuru ile yurtdışından borçlanıp, burada yüksek reel faize yatırıp, havadan para kazanan paragöz rantçılara, borsada insanımızın alın teri tasarruflarını hiç eden spekülatif –manüplatif- sözde piyasacılara hiç saygı duymam ve itibar etmem.
Şimdi bu havadan sıcak paracılıktan, spekülatif sözde borsacılıktan yıllardır haksız ve fahiş kazançlar elde eden kesimin düzenleri bozuldu.
Artık dövizde ve borsada spekülatif, havadan para kazanmanın sınırına gelindi.
Hiçbir şey, IMF ile anlaşılmış olsa bile, onlara o eski güzel günleri geri getiremez.
Kurların artışından, sıcak paracılar, spekülatörler, borsada sıkışan yabancılar, rahatsız olur. Kurların gerçek denge değerini bulması ekonomi için kötü değildir.
Türkiye’yi suni ve bastırılmış düşük bir kur düzeyiyle, yıllardır üretmeden, tüketime bağımlı bir ekonomi haline getirenler, hiç değilse şimdi biraz olsun akıllarını başlarına alırlar, inşallah.
Finansal cambazlıkların, finansal mühendislik yapmanın devri sona eriyor.
Gerçek mühendisler, üreten işçiler, ekip biçen çiftçiler, alın teri ile çalışan tüm kesimler, finansal ekonomi değil, reel ekonomi diyenler artık sahne almadırlar.
Dövizde “lale devri”nin sonuna gelindiğini ise herkes kavramalıdır. 

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız