Denizcilik kredilerinde neler oluyor?
Cumartesi, 29 Mayıs 2010 11:03


Neoliberal söylemlerin ve anlayışın tam anlamıyla duvara tosladığı bir uluslararası ekonomik konjonktürden geçiyoruz.
15-20 yıl öncesinin, “piyasalar her şeye kadirdir”, “piyasalara hiçbir müdahale yapılmazsa, onlar kendi yollarını bulur”, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler ” şeklinde özetlenebilecek felsefesi artık tartışılmaya başlandı.
Sınırsız, ölçüsüz, denetimsiz finanslaşma, serbestleşme ve yabancılaşmanın nelere mal olduğunu dünya, ABD’de başlayan ve hala süren ağır ekonomik kriz ve resesyonla öğrenmiş oldu.
Nitekim, ABD başta olmak üzere İngiltere ve diğer AB ülkeleriyle, gelişmiş ülkelerin tamamında, piyasalara tarihte gördüğümüz en büyük ve kapsamlı devlet müdahaleleri yapıldı, halen de yapılıyor.
Bir nevi devlet kapitalizmi sayılacak uygulamalarla ABD’de 2 trilyon doları, AB’de 1 trilyon doları aşan kurtarma paketleri devreye sokuldu.
Yani karlar özelleşirken zararlar kamulaştırıldı.
Olağanüstü kriz dönemleri, kuşkusuz ki olağanüstü tedbirleri gerektirir.
ABD ve AB kendi dev bankalarını, şirketlerini, fabrikalarını kurtarmak, batırmamak ve yüzdürmek için, piyasa ekonomisi kurallarını alt-üst etmeyi ve ne pahasına olursa olsun korumayı göze aldılar. Bizim gibi ülkelere sakın “ekonomik korumacılık” yapmayın ezberlerini tekrarlarken, kendileri alenen korumacılık yaptılar, hala da yapıyorlar.

DENİZCİLİK SEKTÖRÜ KURTARILIYOR YA DİĞERLERİ?
Şimdi gelelim esas konumuza.
AKP ekonomi yönetiminin, denizcilik sektörünün 5 milyar dolara yaklaştığını tahmin ettiğimiz özel banka borçlarını, kamusal sermayeli bankalara ve/veya kamunun sırtına yüklemeye çalıştığı yolunda yoğun duyumlar alıyoruz.
Kriz koşullarında armatörlerin sipariş verdikleri gemilerin, tersanelerde kızaklarda, yarım biçimde kaldığını, bunları finanse eden bazı özel bankalarla, bazı armatörlerin ciddi sorunlar yaşadığını biliyoruz.
Şimdi AKP ekonomi yönetiminin bu özel banka borçlarının yüzde 65’ine kredi garanti fonu kapsamında destek vermeyi, kalan borçların ise kamusal sermayeli bankalar tarafından finanse edilmesini öngören bir kurtarma paketi üzerinde çalıştığı söyleniyor.
Kuşkusuz ki kriz koşullarında gemicilik ve deniz taşımacılık sektörüne destek verilmesi prensip olarak yanlış değildir.
Ancak risk-fayda analizi doğru yapılmalıdır. 5 milyar dolar çok büyük bir risktir.
Sayıları 50-60 civarındaki gemi yatırımcılarına destek verilirken, sayıları milyonları bulan, tarım üreticilerine, esnaf ve sanatkarlara KOBİ’lere de ciddi kaynak, destek ve kurtarma paketleri devreye sokulmalıdır.
Lobi yapan, AKP üzerinde etkin olan kişi ve/veya sektörlere özel kurtarma paketlerinin uygulanması ise hem adil değildir, hem rasyonel değildir.
Ekonomik korumacılık yapılacaksa derli toplu, kapsamlı ve şeffaf biçimde adımlar atılmalı ve kamuoyu bilgilendirilmelidir.
Ekonomiden Sorumlu Bakan Sayın Babacan denizcilik sektöründe yapılacağı konuşulan bu kurtarma ve destek paketinin ayrıntılarını, kamuoyuyla derhal paylaşmalı, maliyetini, kapsamını, gerekçelerini açıklamalıdır.
Krizden etkilenen diğer sektörler için, bununla orantılı ne gibi kurtarma paketlerini devreye sokacaklarını da belirtmelidir.
Hem ekonomik korumacılık yapmayacağız deyip, hem de işine gelen konu ve sektörlerde korumacılık yapmak etik ve yasal değildir.
Ufuk Söylemez'in Tüm Yazıları İçin Tıklayınız