|

Aynı başlıkla bir yazı daha yazmış ve ABD’nin kendi bankalarını, şirketlerini ayakta tutmak, katlanan işsizliğe önlem almak amacıyla yaptığı “ekonomik korumacılık” uygulamalarına değinmiştik. Gerçekten de ABD ve İngiltere başta olmak üzere, sahtekârlık ekonomisinin müsebbibi olan gelişmiş ülkeler biryandan bizim gibi az gelişmiş ekonomilerin, az gelişmiş zihniyetli ekonomi yönetimlerine sakın “ekonomik korumacılık” yapmaya kalkışmayın diye fetvalar verirken, kendileri tam tersine uygulamaları hiç sıkılmadan, pervasız bir biçimde hayata geçiriyorlar. Bizdeki sömürge memuru zihniyetli, aşağılık duygusu içinde davranan TÜSİAD başta olmak üzere, iş çevreleri, ekonomi bürokrasisi ve sözde ekonomi yazarları da, şirketlerimiz batarken, binlerce insanımız işsiz kalırken, ekonomik korumacılık yapmayalım diye, ABD, İngiltere ve gelişmiş ülkelerin ezberlettiği, ulusal çıkarlarımıza aykırı nakaratı tekrarlayıp duruyorlar. Bugünün dünyasında, kapalı devletçi bir ekonomik modelin başarı ve yaşama sansı yoktur. Kimsenin de böyle bir ekonomik modeli önerdiği de yok. Ancak 1929 yılından bu yana yaşanan en büyük ekonomik krizden ve onun olağandışı gelişmelerinden ancak sıra dışı-ekstra önlemler alarak korunabiliriz. Ekonomik korumacılık işte böyle olağanüstü şartlarda, kaçınılmaz bir ekonomik tedbirdir. Almanya ve Fransa da aynı düşünceyle iflasa sürüklenen kendi üyelerine, Doğu Avrupa ülkelerine destek vermeyi, para vermeyi reddediyor ve her koyun kendi bacağından asılır diyorlar. Yani kriz koşullarında kimse kimseyi tanımıyor. Ama bizim sadık piyasa tapınıcıları, efendilerinin ezberlettiği “…piyasalar her şeye kadirdir, gizli bir el yoluyla piyasalar dengeye gelir, finansal serbestleşmede sınır ve kontrol olmaz, yabancılaşmada ölçü ve limit konulmaz…” gibi, bugün tamamıyla iflas etmiş, bayat söylemlerin dışına bir türlü çıkamıyorlar. Daha geçen hafta, ABD hükümeti zor durumdaki otomotiv firmalarına destek olmak amacıyla, 17.600 adet otomobil satın alacağını açıkladı. Detroit 3’lüsü olarak bilinen General Motors, Chrysler ve Ford firmalarına bütçeden 400 milyon dolara yakın bir para ödeyerek, kimsenin satın almadığı otomobilleri toptan alarak kendi fabrikalarına ve çalışanlarına destek veriyorlar. Bizim gibi ekonomik sömürge ülkelerine adeta nispet yapıyorlar. Ekonomik korumacılık dediğin böyle olur diyorlar. Biz yaparız, siz bakarsınız demek istiyorlar. Bizde ise biryandan Başbakana 60 milyon dolar ödenerek özel uçak alınıyor, öte yandan IMF’den faizle borç para almak için sıraya giriliyor. Kamu kuruluşlarında, Bakanlar, Müsteşarlar, Genel Müdürler, Bağımsız Kurullar, Sivil Toplum Kuruluşlarının yöneticileri yüzde yüz ithal, pahalı otomobillere biniyor, kriz döneminde bile tasarrufa ya da yerli üretime sahip çıkmayı akıllarından bile geçirmiyorlar. Türkiye hala dışarıdan ucuz ve bol dövizle, ithalatla büyümenin yüksek reel faizle sürdürülebileceğinin hayalini kuruyor. Tüketim değil tasarruf teşvik edilmeli, yerli üretim ve istihdam desteklenmeli, ithalat özendirilmemeli, gerçekçi kur uygulanmalı, sıcak parayla saadet zincirinden medet umulmamalı diyen, bizim gibi bağımsız ekonomistlerin önerilerine kulak tıkıyor, duymazdan, görmezden geliyor. Zenginlerden kriz dönemine mahsus-bir defalık net aktif vergisi alınması gerekirken, zengin ve varlıklı kişiler için ithal mallarına ÖTV indirimi uygulanıyor. Kapitalizmin mabedi ABD’deki devletçiliği, korumacılığı, ulusal çıkarlara bağlılığı yok sayıyor. Gelin beni sömürün, gelin mallarınızı bana satın, ben de, dövizle borçlanıp size destek olayım diyor. Yani adeta kendi ayağına ateş ediyor. Ne diyelim, kendi düşen ağlamaz! Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|