‘Asimetrik psikolojik harekat’la böyle baş edilemez!
Pazartesi, 01 Mart 2010 22:00


Geçtiğimiz günlerde Genelkurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ, TSK’ya karşı asimetrik bir psikolojik operasyonun yürütüldüğünü belirtti. Görevi Türkiye’nin savunması ve bekası olan TSK’nın zirve noktasından gelen bu açıklama, şüphesiz, olayları objektif bir şekilde izleyen her aklı başında vatandaşımızın katılacağı bir tespitti. Zaten bu açıklamadan sonra yaşadığımız çok tatsız gelişmelerin yandaş veya etkisizleştirilmiş medyada insanımıza aktarılış şekli bu tespitin doğruluğunu açıkça ortaya koydu. Nihayet, Sayın Başbuğ’un bir yurtdışı gezisinde yaptığı bir konuşmanın düzenlenerek birtakım internet sitelerinde servis edilmesi, bu operasyonu yürütenlerin ne kadar fütursuz bir meydan okuma içinde olduklarının çok net bir delilini teşkil etti.
Bu son olayla verilmek istenen ana mesaj, Türkiye’nin güvenliğiyle ilgili kurumun artık kendi iletişim güvenliğini dahi sağlayamayacak bir durumda olduğudur. Böylece Türk insanının zihnine, “Türkiye’nin savunma kurumu kendini savunamazken Türkiye’yi nasıl savunsun” kanaatinin yerleştirilmesi, sonuçta TSK’ya duyulan güvenin iyice aşındırılması hedeflenmektedir.
Ancak burada anlaşılması ve insanımıza çok açık bir şekilde anlatılması gereken husus, aslında bütün bu menfur operasyonlarda asıl hedefin Türk Milleti olduğu gerçeğidir. Türk Milleti, tamamen kendisinin eseri olan ve kendi politik varlığını geleceğe taşıyacak olan Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde inşa edildiği  ilkelere yabancılaştırılmak, bu ilkelerin anayasal koruyucusu olan kurumlara, mesela yüksek yargıya  düşman edilmek istenmektedir. Bu, AKP zihniyetinin artık kendisini iyice açığa vuran bir sinsilikle yürütmeye çalıştığından şüphe edilen gizli programının gerçekleşmesinin temel şartıdır ve onun altyapısını oluşturmaktadır.
İşte bu programda işletilen mekanizmanın kilit noktasını, kendilerini “sivil toplum kuruluşu” olarak takdim eden birtakım dernekler, platformlar veya vakıflar teşkil etmektedir. Bünyelerinde yandaş ve etkisizleştirilmiş medyada astronomik paralarla istihdam edilen akademisyenlerin de bulunduğu bu organizasyonlar, bir finans dehası olmaktan ziyade, asli misyonunu özgürlük ve demokrasi gibi değerlerle kamufle eden renkli devrim entrikacısı olan Soros’la ve onun örümcek ağıyla ilişki içindedir. İlişkileri bu kadar açık olmayanlar da Sorosvari bir şekilde organize olmakta ve çalışmaktadırlar.

ETKİ AJANLIĞININ MÜEYYİDESİ YOK!
Bunların kendilerini NGO, yani hükümet dışı organizasyonlar olarak tanıtmaları tamamen ucuz bir propagandadan ibarettir. Üstlendikleri misyonun soğuk savaş sırasında istihbarat servislerinin  ideolojik mücadelenin unsurları kullandıkları eli kalem tutan ağzı laf yapan birtakım insanlardan  aslında hiç farkı yoktur: Onlar için özgürlük, demokrasi ve hukukun üstünlüğü Türk milletini kendi bekasının garantisi olan değerlere ve koruyucularına düşman etmenin araçlarından başka bir şey değildir. Bunların yürüttükleri politikalar ve kullandıkları argümanlar, aslında doğrudan doğruya etki ajanlığıdır. Nihai hedefleri de Türkiye’yi belli bir proje çerçevesinde kurucu değerlerin ilgasıyla sonuçlanacak anayasal yeniden yapılandırma sürecine Türk insanını hazır ve yatkın hale getirmektir. Dolayısıyla Türk milletinin açıkça varlığına kasteden, ona yönelik bir tür düşmanlık ve son derece sofistike bir vatana ihanet sayılabilecek bir projenin elemanlarıdır. Fakat içinde yaşadığımız çağın karmaşık iletişim ağları içinde bütün bunlar Milletimizin dikkatinden kolaylıkla kaçırılmaktadır.
Şimdi Türk milletinin geleceği açısından önümüzdeki hayati sorun, bunları etkisizleştirecek korunma yollarının bulunmasıdır: Çağımızın koşulları içinde bu yolların başında öncelikle bunların maskelerini her düzeyde ve düzlemde düşürecek düşünce üretimi gelmektedir. Demokratik merkez politikacılarının bunların sahte söylemlerine karşı bağışıklık kazanması da önemli bir mücadele kanalıdır. İnsanımız bunlar hakkında bilgilendirilmeli, onların özgürlük, adalet, hukukun üstünlüğü gibi kavramları nasıl istismar ve habis amaçlarına alet ettikleri, bu değerlere özde sahip çıkılarak gösterilmelidir.
Ama bunlara karşı, düşünce ve ifade özgürlüğüne halel getirmeksizin, Türk insanının ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukun koruması altına alınmasının da hayati bir ihtiyaç olduğunu da teslim etmeliyiz: AKP zihniyetinin en geç bir yıl içindeki bir seçimle Türk Milleti tarafından iktidardan uzaklaştırılmasından sonra kurulacak yeni Yasama Meclisi’ni işte bu tür bir görev ve sorumluluk bekliyor. Demokratik standartları yükseltecek anayasal çerçeveyi  kurucu ilkelere sahip çıkarak yapması gereken yeni Meclis, Türkiye’nin bunlarla mücadelede mevcut yasalarda karşılığı  olmayan bir suç, vatana ihanet suçu için, bu suçu  objektif ve genel kriterlere bağlayacak  yeni hukuksal çerçeveyi oluşturma sorumluluğunu mutlaka yerine getirmelidir.
Son söz; Türk milleti aleyhine yürütülen “asimetrik psikolojik harekata” karşı, mevcut mevzuatla hukuk mücadelesi yapılması mümkün değildir.
Dernek, vakıf, medya, düşünce kuruluşu, okul vb. adı altında organize olan bu sözde sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü etki ajanlığına karşı, acilen yeni yasal ve hukuki müeyyidelerin getirilmesi kaçınılmazdır.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız