| Vergi ödeme konusunda isteksizlik |
| Pazartesi, 01 Mart 2010 22:00 | |||
![]() Devletin üstlendiği görevleri eksiksiz yerine getirebilmesi, muhtelif kaynaklardan sağlanan kamu gelirlerine bağlıdır ki bu kaynaklar içinde en yaygın ve en sağlam olanı vergidir. Bugün vergi gelirlerinin toplam kamu gelirleri içindeki payının büyük olması ülkeler arasında gelişmişliğin göstergesi olarak kabul görmektedir. Vergi, devlet için çok önemli bir araçtır ve insanlığın var oluşundan bu tarafa yaşanan gelişmeler verginin bu özelliğini hiç etkilememiştir. Devletin varlığını devam ettirme gayesi ile vergi toplaması, her ne kadar gelişmişlik ve refah aracı olarak kabul edilse de yüksek vergi oranları ve politikaları aynı zamanda yoksulluk ve adaletsizliğin aracı olarak da görülmektedir. Piyasa ekonomisinde, verginin konusunu oluşturan ekonomik faaliyetlerden ve işlemlerden devletin vergi alabilmesi her zaman mümkün olamamaktadır. Kimi zaman vergiye tabi ekonomik faaliyetlerden elde edilen gelir, vergi idaresinin tümüyle bilgisi dışında kalmakta, bazen de elde edilen gelirin sadece beyan edilen bir kısmı vergilendirilebilmektedir. Vergi borcunun kaynağı yasalarca vergiyi doğuran olaya bağlandığından, mükelleflerin ve/veya bireylerin söz konusu olaya neden olmamaları ve de kendileri için hukuki bir durumun gerçekleşmesine olanak sağlamamaları durumunda, vergi borcu doğmayacaktır. O halde insanlık tarihi kadar geçmişi olan bu konuda mükelleflerin vergi ödeme ile ilgili isteksizlik göstermelerinin altında yatan nedenler şöyle özetlenebilir: Bireyler sınır tanımayan gereksinimlerinin giderilmesinde ya da gelir getirici faaliyetlerinin finansmanında kullanılmak üzere, olabildiğince fazla kaynak yaratmayı amaçlamaktadır. Kaynak yaratmanın bir yolu da kazancın elde edilmesinde zorunlu kayıpların minimum düzeye indirilmesidir ki verginin bu kayıp içinde oranının büyük olduğu düşünülebilir. Durum böyle olunca, mükellefler kazancını minimum kayıpla elinde tutabilmek,vergi ödememek ya da daha az ödemek amacıyla yöntemler geliştirir, yollar bulmaya çalışır. Mükelleflerin vergi ödemedeki isteksiz davranışlarına karşılık olarak, dünya üzerindeki tüm ülkeler verginin kavranabilmesi noktasında büyük bir gayret içindedirler. Türkiye’de Danıştay ve mahkeme kararları, mükelleflerin 116 yöntem ile vergi kaçırabildiğini ortaya koymaktadır. Yukarıda belirtilen temel nedenler dışında vergi ödeme konusunda bireylerin isteksiz davranmalarının başka birçok nedeni olabilmektedir. Vergi oranlarının artması durumunda bireylerce üstlenilen vergi yükü de artmaktadır. Bu da bireyler için kullanılabilir gelirin azalması anlamına gelmektedir. Kullanılabilir gelirin azalması bireyler açısından bakıldığında, daha az tüketmek, tasarruftan vazgeçmek ve daha fazla çalışmak anlamına gelmektedir. Bunlar bireyce haklı sebepler olarak ileri sürülebilirse de vergi mükellefi olan her bireyin denetlenebileceğini düşünmesi nedeniyle, vergi ödeme ve yasalara uygun davranma meylini arttırır. Denetim sonucu tarh edilen vergi cezaları mükellefin çevresel itibarını kaybetmesine ve suçlu olma hissine kapılmasına yol açabileceğinden, toplumsal etkisi büyüktür. Gelir dağılımındaki adaletsizlik nedeniyle bireylerin vergi yükünün adil olmadığına inanmasının yanı sıra toplanan vergilerin gerekli yerlerde kullanılmadığı inancı da vergi ödeme isteksizliğinin artmasına yol açabildiği gibi çok sık af kanunu çıkarılması vergi ödeme bilinci ve alışkanlığının yok olmasına neden olmaktadır. Vergi kanunlarının karmaşıklığı, vergi ödeme isteksizliğine katkıda bulunur. Bu nedenle kanunların sade ve anlaşılabilir olması ve vergi sisteminde sürekli değişiklik yapılmaması, bireylerin/mükelleflerin vergi ödemeye yaklaşımlarına olumlu yönde katkı yaratabilir. Kamuoyunda sağlıklı bir vergi bilincinin oluşturulması, verginin toplumun tüm kesimlerine benimsetilmesi ve vergiyi gönüllü olarak ödeme alışkanlığının arttırılması amacıyla düzenlenen Vergi Haftası’nın başarılı nice haftalara ulaşması dileğiyle. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

