| Vergi Haftası yaklaşırken |
| Pazartesi, 15 Şubat 2010 18:00 | |||
![]() Atatürk, sık sık ülkeyi dolaşan bir liderdi. Çiftçi ile konuşur, işçi, köylü, sanatkar, esnaf… kısaca halkla bir araya gelir, onların sorunlarını dinler, Meclis’e getirir, milletvekillerinden, bakanlardan bazen hesap sorar, bazen de çözüm arayışına girmelerini isterdi. İşte böyle yurt gezilerinden birinde, tarlasında çift süren bir çiftçi ile karşılaşır. - Kolay gele, bereketli ola ağa... - Allah razı olsun bey... - Hayrola Ağa, öküzün tekine ne oldu? - Devlete vergi borcumuz vardı bey, icra kapımızı çalınca çaresiz kaldık, koca öküzü satıp borcumuzu ödedik. - Sağlık olsun ağa, diyerek, konuşmasını kısa keser. Çiftçinin adının Halil Ağa olduğunu öğrenen Atatürk’ün yanında; İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Salih Bozok, Kılıç Ali, Hüsrev Gerede, emir subayı Rusuhi Bey, daha birkaç yakını vardır. Bir yandan yürüyen, bir yandan da düşünen Atatürk, Salih Bozok’u yanına çağırır: - Salih, yarın sabah git Halil Ağa’yı bul, bana getir. Benim kim olduğumu sorarsa, bizim bey seni bir kahve içmeye çağırıyor de... Ertesi gün Salih Bozok, Halil Ağa’yı bulur ve Atatürk’ün yanına getirir. Halil Ağa’yı gören Atatürk, ayağa kalkarak, ‘‘Buyur Halil Ağa’’ deyip bir sandalye gösterir. Salonda bulunan ve olanlardan habersiz bir vaziyette konuşmaları izleyen zamanın Başbakanı İsmet İnönü’nün de yanında, Atatürk, Halil Ağa’ya dönerek, ‘‘Halil Ağa, anlat şu vergi işini bir daha’’ der. Halil Ağa, vergi borcunu, icrayı, satılan öküzünü tekrar anlatır. Atatürk kaşlarını çatıp İsmet Paşa ve Şükrü Kaya’ya dönerek, şöyle der: - Arkadaşlar, biz İstiklal Savaşı’nı Halil Ağa’nın öküzünü icra yoluyla satalım diye yapmadık. Bu memlekette adaleti, vatandaşı böyle mi koruyacağız? Gerekirse vergi borcu ertelenebilir. Köylünün çift sürdüğü öküzü elinden alınmaz! Bu konuşma üzerine olayı fark eden Halil Ağa, Atatürk’e dönerek, - Sen Atatürk Paşamsın galiba, ne olur beni bağışla kusur ettim, diye yalvaracak olur. Atatürk, bir yandan tebessüm eder, bir yandan da Halil Ağa’nın sırtını okşayarak, - Sana güle güle Halil Ağa, sen bizim gözümüzü açtın, der. NASREDDİN HOCANIN VERGİ ANLAYIŞI Keloğlan bir gün vergi konusunu görüşmek ve akıl danışmak için Nasreddin Hoca’yı görmeye gitmiş. Keloğlan, Nasreddin Hoca’nın evine vardığında, Hoca evinin bahçesindeki kiraz ağacına çıkmış, kiraz topluyormuş. Keloğlan önce selam vermiş, sonra da Hoca’yı uyarmış: - Aman dikkat et hocam, ağaçtan düşmeyesin sakın. Nasrettin Hoca, ‘Düşmem, sen merak etme. Ziyaretinin sebebi nedir, sen onu söyle” demiş. Keloğlan da “Hocam, bazı köylüler vergilerini düzenli ödemiyorlar. Ben onlara vergilerini düzenli olarak ödememelerinin bedelinin ne olduğunu açıklamakta zorlanıyorum, ne yapabilirim, bu konuda bana yardımcı olur musun?” demiş. Nasreddin Hoca da “Anladım, hemen git, köylüleri topla, bu ağacın altına getir” demiş. Keloğlan, öncelikle vergisini düzenli vermeyen köylüleri toplamış ve Nasreddin Hoca’nın üzerinde bulunduğu ağacın altına getirmiş. Başta Keloğlan olmak üzere, tüm köylüler şaşkınlık içinde Hoca’ya bakakalmışlar. Çünkü Nasreddin Hoca, elinde bir testere, üzerinde oturduğu dalı kesmeye çalışmaktadır. Köylülerin şaşkın bakışlarını gören Nasreddin Hoca, gülümseyerek onlara dönmüş ve şöyle demiş: - Hoş geldiniz efendiler. Söyleyin bakalım neden vergilerinizi düzenli ödemiyorsunuz? Köylülerden biri yanıt vermiş: - Biz vergi ödemek istemiyoruz Nasreddin Hoca. Vergi için ayırdığımız parayı yiyip içip harcamak istiyoruz. Hoca, bir süre düşündükten sonra elindeki testereyle yeniden oturduğu dalı kesmeye başlamış. Herkes korkmuş ve hocaya seslenmiş: - Hocam ne yapıyorsun düşeceksin! - Hocam oturduğun dalı kesiyorsun, eceline mi susadın! Hocam, yapma etme! Ama Hoca, söylenenleri duymazlıktan gelmiş ve dalı kesmeye devam etmiş. Dal kopmuş ve Nasreddin Hoca, tepe taklak ağaçtan yere düşmüş. Herkes Hoca’nın nasıl olduğuna bakmak için başına üşüşmüş. Nasreddin Hoca, köylülere bakmış ve şöyle seslenmiş: - Ey efendiler, bakın işte vergi vermemek de bindiğiniz dalı kesmeye benzer. Ben nasıl bindiğim dalı kesip yere düştüysem siz de verginizi vermezseniz, ileride çok zor durumlara düşersiniz. Çocuklarınızın neşeyle oynadığı parklar, okullar nasıl oldu? Ya gürül gürül akan çeşmeler? Hatırlasanıza köprümüz yokken siz ve çocuklarınız ne sıkıntılar yaşadı. Her gün tozlu ya da çamurlu yollardan işlerinize ve okullarınıza gidip gelirdiniz. Üzerinden geçtiğiniz köprü ve yollar ödediğiniz vergilerle yapıldı. Vergide adaletin sağlanacağı, bindiğimiz dalın kesilmeyeceği nice vergi haftalarına ulaşmak dileğiyle. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

