| Mali tablolar ve Basel Kriterleri |
| Pazartesi, 19 Temmuz 2010 11:28 | |||
![]() 1974 yılında Basel’de toplanan Dünya Merkez Bankası Başkanları, para yönetimi, kredilendirme koşulları ve risk kriterleri ile ilgili konularda önemli kararlar almışlar ve 1988 yılından itibaren Basel 1 kararlarını bankacılık sistemlerinde uygulamaya başlamışlardır. Ancak, 2002 yılında tekrar toplanan komite, günün ekonomik koşullarına uygun düzenlemeleri yapmış ve Basel II kriterlerini tespit ederek, bunların AB ülkelerinde 2007 başından itibaren uygulanmaya başlanılmasına karar almışlardır. Ülkemizde Basel II kriterlerinin uygulamaya geçişi 2009 yılı başını bulmuştur. Basel II kriterleri üç temel amaç ile sınırlandırılmıştır. Bunlar: 1. Bankaların riskini daha iyi ölçmek ve bunu asgari sermaye ile ilişkilendirmek, 2. İç ve dış denetimi güçlendirmek, 3. Şeffaf ve uluslararası muhasebe kurallarına uygun bilançolar yoluyla piyasa disiplinini sağlamak. Yapılan düzenlemeler ilk bakışta bankacılığı ilgilendiriyor gibi görünmekle birlikte, işletmeler de bundan payını alacaktır. İyi ve köklü işletmeler, bankalardan daha düşük maliyetli fon kullanma olanağı bulabilirken, riskli firmalar ise kredi almakta zorlanacak ya da fon kullanma maliyetleri yükselecektir. Kredi talep eden her işletme için bankalarca kredi notu belirlenecektir. Kredi notu teminat vermede belirleyici olacak ve yüksek kredi notu olan daha az teminat verebileceği gibi bu nota göre kredi limiti ve faiz oranı belirlenecektir. Basel kriterleri analizlerinde ise sektör derecesi, finansal yapı analizleri, özellikle likidite oranları, yönetim kurulu üyelerinin mali durum ve ticari itibarları, işletmenin makine park genişliği, alacakların tahsiline ve borçların ödenmesine ilişkin analizler, vadesinde ödenmeyen çek, senet, kredi kartı gibi geciken ödemelere ilişkin analizler, aranmakta ve sonuçları değerlendirilmektedir. Değerlendirilen bu sonuçlar sonrası işletmeler, günümüzde, yukarıda sayılan analizlere yanıt verecek yönetsel ve yapısal anlamda hazırlıklı olmadıkları takdirde, birçok sorunla karşı karşıya kalabileceklerdir. Bu nedenle ; - Bankalar, tesbit edildi ise işletmenin kayıt dışı işlemlerinin kayıt içine alınmasını talep edecek, - Bankalar işletmelerden daha fazla bilgi ve belge isteyecek ve işletmeyi yakından izleyecek, - İşletmelerin kredi notu düşükse kredi kullanma limitleri ihtiyaçlarına cevap verecek kadar yeterli olmayacak, - Kredi derecelendirme notuna göre daha yüksek faiz ödemek durumunda kalacaklar, - Emsal işletmelere göre daha çok teminat verme zorunda kalacaklar, - Müşteri çek ve senetleri ile şirket ortaklarının ve grup şirketlerinin kefaletinin teminatı kabul edilmeme riski doğacak, - Nakdi teminat, banka teminat mektupları ve gayrimenkul ipoteklerinin bankalar tarafından talep edilmesi gibi zorluklar yaşanabilecektir, - Kriterlere uyum sağlamayan işletmelerin mevcut kredilerinin bile teminatları yetersiz kalabilecektir. Basel II risk yönetim tekniklerinin geliştirilerek, bankaların tüm risklerini en etkin şekilde yönetmesini, yeterli miktarda sermaye bulundurmalarını temin etmeye yönelik hükümleri içeren, bankaların kredi riski kapsamında muhatabı durumundaki reel sektör firmalarını da yakından ilgilendiren bir düzenleme olduğu çok açıktır. Bundan böyle, Basel II ile birlikte gündeme gelecek değişimlere uyum sağlayan, bu değişimin etkilerini başarıyla yöneten reel sektör işletmelerinin (özellikle de KOBİ’lerin) daha avantajlı konuma gelebileceklerini söylemek yerinde olacaktır. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

