| Türkiye'de umut krizi var |
| Salı, 20 Nisan 2010 10:26 | |||
Seyit Ersöz Tekstil Sanayi İşverenler Sendikası Başkanı İbrahim Yaşar, “kriz bitiyor, ekonomi hızla düze çıkıyor” söylemlerinin tek başına çok yetersiz kaldığını, Türkiye’nin geliştiğini, büyüdüğünü ve yıkılmayacağını anlatmanın şart olduğunu söyledi. Yaşar, “Bu yapılırsa, insanlar hem harcar, hem yatırım yapar hem de yarına umutla bakar. Umut en büyük sermaye, Türkiye’de bu sermaye için her türlü alt yapı var. Başbakan’dan işçiye, işverenden işsize kadar herkes büyük bir uyum içinde hareket edecek, herkes birbirine empati yapacak” dedi.İşsizliğin salt rakam olarak ifade edilmesini şiddetle eleştiren Yaşar, işsizliğin, bir insanın canı, ailesi ve geleceği olduğunu vurguladı. Yaşar, “İşsizlerden bahsederken onları canlılık olarak hissetmeliyiz” diye konuştu. İbrahim Yaşar, ekonomik kriz ortamında hem işveren hem de işçi kesiminin yaşadıklarını, yapılması gerekenleri Ekonomik PUSULA’ya anlattı. -2010 yılında ekonominin gidişatını nasıl görüyorsunuz? -Ekonomik krizin toplumu demoralize ettiğini gözlemliyorum. İşverenler gerek işçi çıkararak gerek küçülerek ayakta durmaya çalışıyor. Otomotivin son zamanlarda o büyük tehlikeyi atlatıp yeniden siparişler almaya, yeniden üretime dönük hareketler yapmaya başladığı. Bu, umut verici bir gelişme. Birileri para kazanıyorsa bu portföye giren bir paradır ve bundan herkes kazançlı çıkacaktır. Ancak son dönemde esnaf dediğimiz tabandan da büyük şikayetler gelmeye başladı. Geçen yıl insanlar iyi ya da kötü kredi kartlarını kullanıyor, yiyor, içiyor, günlük hayata katılıyordu. Ancak son dönemde insanlar adeta hayattan çekilmeye başladı. Nihai tüketici artık para harcamamaya, çok ciddi hesap kitap yapmaya başladı. Kişisel merakımdan dolayı bir araştırma yaptım. İnanılmaz biçimde işçilerin kazançları, tazminatları icra baskısı altında, kredi kartı borcundan dolayı… Bu paraları ödemeleri mümkün değil. Dolayısıyla kimileri istifa edip bankalara adını, adresini kaybettirmeye çalışıyor. Bu baskı kayıt dışı ekonominin içine o emek yapısını kaydırmak gibi bir sorunu gündeme getirecek. Belki de inşaat sezonu açıldığında bunu daha çok göreceğiz. Fabrikalardaki ustabaşlarının, vasıflı işçilerin inşaatlarda çalıştığına tanık olacağız. Geçen yıl sanayi sektöründe konuştuklarımızı bu yıl ilk defa taban için konuşuyoruz. İnsanlar sessiz, yaşama sevincini yitirmiş durumda, kabuklarına çekildi. Bir kırgınlık, küskünlük var, çaresizlik var. Yani hem tabanda hem işverende umutsuzluk hakim. İşadamı gelecek ile ilgili bir hayali varsa yatırım yapar. Bu hayal de güven duygusu ile bağlantılıdır. - Bu olumsuzlukların nedeni sadece ekonomik kriz mi? - Acaba diyorum, bu kadar çok gazete ve televizyonda verilen haberlerin yoğun baskısını mı yaşıyor insanlar. En çok güvenilen yapının mensuplarının, profesörlerin, generallerin tutuklandığı, yargının birbiri ile iç kavgalar yaşadığı, yürütme ile yargının kavgalı olduğu bir toplumda acze düşüyor insanlar. Toplumda korku başladı. Böyle bir toplumda yarından umut kalmadı. Çocuğuna hangi değeri vereceğini bilmeyen bir yapı ortaya çıktı. Bizim toplumda yatırımcılar çalıştırdığı insan sayısının büyüklüğü ile övünür. Manevi bir değer sistemi vardı, bu sistem bitti. Burada bütün kurumları aynı şekilde eleştiriyorum. Hiçbir kurumun kendini koruma refleksi kalmadı, sadece kavga ediyoruz. Siyasi olaylar, devlet içindeki kargaşa, ekonomiyi kendini toparlamayacak bir hale getirdi. Ekonomide de, “krizden 2011 yılında çıkarız, üç ay sonra her şey tamam” gibi vadeler koymak tamamen hayal tacirliğidir. Dünyada “yeni ekonomi” diye bir olay var. Yıllarca söyledik, “Enflasyon çok yüksek, ama bu çok kötü bir ilaçtır, buna alışırsanız morfin gibidir uyuşursunuz.” Toplum olarak yıllarca rant gelirleri ile yaşam sürdürdük. Şimdi dünyanın atölyesi, yan sanayisi gibi çalışıyoruz. Bugün tekstilde Amerika’nın, İngiltere’nin ve birçok dünya şirketinin atölyesi gibiyiz. Benim Nike, Adidas gibi bir dünya markam yok ki halka yapıp satayım. Ben Amerikalıya, İngilize mal yapıyorum, tekrar onun malını alıp halkıma satıyorum. Bu arada ben sadece istihdamımla övünüyorum. Benim tekstil işçimin alın teri ile ürettiği malı tekrar kendisine satın almakla, kârı yine dışarıya giden bir sistem var. -Belli bir kesimin krizden çok fazla etkilenmediğini de görüyoruz… -Bu ekonomik ortamda işletmelerde küçülme ve tasfiye varken özel yaşamlarda çok değişik bir tablo yok. Özel yaşamlar belli kesimde yine eskisi gibi. Bankaların verilerine baktığımızda mevduat yapısında ciddi bir değişim yok. Belli bir kesimin hayat standardı krizden önceki gibi aynen devam ediyor. Bugünü kurtarıyor, orada sorun yok. Toplumda sesi çıkan kesimin hayat standardında değişiklik olmadığı için siyasi iktidar da bir işletme körlüğü içine girmiş durumda. Asıl sorunu yaşayan ama kendini ifade edemeyen kitleler var, bunun sonucu da sandık değil, siyasetçiler ve toplum mühendisleri insanların gözlerine bakınca anlarlar, bence biraz baksınlar. - Tekstil sektörünün gelişimine yakından tanıklık ettiniz. Orada yapılan yanlışlar neydi? - Son 35 yıldır bu hayatın içinde bir tek şey gördüm. Sermaye önemli değil, para bir şekilde bulunur. Finans sektörü zaten bunun için var. Bütün mesele, mevcut girişimciye yeni yatırımlar yaptırabilmek, tüketiciye de tüketimini yaparken “güçlü ol, korkma” sesini içine verebilmek. Siyasal iktidarların da hedefi bu. Tam tersine durum tespiti yaptığımızda, umut yok. Bu, para yok anlamına gelmiyor. Kriz dediğin, iflaslar bekleniyorsa Türkiye’de böyle iflasları kimse beklemesin. Tekstil sektörünün içinde 35 yıldır ne zenginlikler gördüm, onların hiçbiri şimdi yok. Tekstilin 78, 79, 80’ler, 90’larda inanılmaz paralar kazandıktan sonra tamamen tasfiye edildiğini, o firmaların kapandığını bugün büyüklerle yan sanayi olarak ayakta durduklarını görüyorum. O gün tekstil işçisi Murat 124 alabiliyorken bugün böyle bir şey söz konusu değil. Nitelik artan şekilde bozulmaya devam ediyor. Bazı ekonomi bakanları bile “bazı sektörleri göz ardı edeceksiniz” dedi, tekstil de bunun içindeydi. ABD’de tekstil yok mu, olmaz mı, katma değeri yüksek ürünleri üreten birileri mutlaka olacak, istihdam olacak. - Çözüm önerileriniz nelerdir? - İstihdam sayımız azalıyor, yurt dışında yatırımlar yapılıyor, işletme kendini bu şekilde kompanse edebiliyor, ama burada insanlar işsiz kalıyor. Bunları görmezden gelmek mümkün değil. Çözüm şu değil: İşçilik maliyeti yüksek, bunu düşürün… Vergi tabana yayılmalı… Bu da günlük beyanatların ötesine geçemiyor, toplanan vergiler ortada. Milletçe, siyasal iktidar önümüzde hepimiz arkasında bir seferberlik dönemine ihtiyacımız var. Türkiye’de bu seferberlik olmadı, herkes milli birlik içinde ülkemizi kalkındıralım diye bir birliğe girmedi, tam tersine milli birliğin çözüldüğü bir dönem yaşıyoruz. Türkiye’nin bu dönemde önüne bir hedef koyup Kaf Dağı’nın ardına birlikte yürümesi gerekiyor. Ancak birileri Bodrum’da yaşarken, burada işçim kredi kartı borcundan dolayı, evini, yatağını, yorganını kaptırmasın. Kesinlikle hepimiz empati kurmak durumundayız. Türkiye tam bir ayrışma noktasına getirildi. -Ekonomik alandaki artıları öne çıkarmak mı gerekiyor? -Şu anda iflas etmiş bir ülke değiliz. Türkiye’de hayat devam ediyor, fabrikalar çalışıyor, milli gelir iyi kötü artıyor, ülkemiz bitmiş, çökmüş değil. Fabrikalarımız da bedavaya satılık değil. Türkiye’nin artılarını öne çıkarıp insanlara umut vermek gerekiyor. Çünkü insanlar umut vermezsen yatırım yapmaz. Türkiye ekonomisi yapılanmasını tamamlamış, kontrol altında olan düzgün bir ekonomi. Tek şey eksik, o da umut. Siyasi iktidarın bu umudu vermesi lazım. Bizim sanayicimize umut verin, halk dilinde gaz verin, inanın dünyayı yıkarlar. İhracat rakamlarının artması bunun göstergesi. Çünkü bizim insanımız çalışmayı seviyor. “Ekonomi düze çıkacak” demek, mikrodan daha küçük bakmaktır. Buna gerek yok, umut böyle aşılanmaz. Siz makro planda Türkiye ekonomisinin geliştiğini, büyüdüğünü, yıkılmayacağını anlatırsanız insanlar hem harcar hem yatırım yapar, hem de yarına umutla bakar. Umut en büyük sermaye, Kaptan köşkündeki Başbakandan işçiye, işsize kadar herkes büyük bir uyum içinde hareket edecek, herkes birbirine empati yapacak, kimse rakam olarak ifade edilmeyecek, işsizlerden bahsederken onları canlılık olarak hissedeceğiz.
-Kriz döneminde işçi çıkarmalar çok oldu. Bugün 3.5 milyonu aşan, yüzde 14.5 resmi işsiz sayıları var. İşçi çıkarmadan sıkıntı atlatılamaz mı? |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

Tekstil Sanayi İşverenler Sendikası Başkanı İbrahim Yaşar, “kriz bitiyor, ekonomi hızla düze çıkıyor” söylemlerinin tek başına çok yetersiz kaldığını, Türkiye’nin geliştiğini, büyüdüğünü ve yıkılmayacağını anlatmanın şart olduğunu söyledi. Yaşar, “Bu yapılırsa, insanlar hem harcar, hem yatırım yapar hem de yarına umutla bakar. Umut en büyük sermaye, Türkiye’de bu sermaye için her türlü alt yapı var. Başbakan’dan işçiye, işverenden işsize kadar herkes büyük bir uyum içinde hareket edecek, herkes birbirine empati yapacak” dedi.