| Telif yasası bekliyoruz |
| Pazartesi, 14 Haziran 2010 11:25 | |||
Dilek GÖRAL Her şey bir tesadüfle başladı. Çok kısa süre önce olmayacak bir yer ve zamanda tanıştığımızda Star TV'de yayınlanan Küçük Kadınlar adlı diziye Hulki’nin felçli kız kardeşi Eda rolü ile konuk oyuncu olarak henüz girmişti.Oradan buradan konuşurken, röportaj yapmayı önerdim, PUSULA ekonomi gazetesi olduğu için duraksadı ama konuşacak bir şeyler mutlaka vardır diyince, kabul etti. Yanılmadığımı, sözleştiğimiz gün ve saatte FSM’deki Bulvar Cafe’de buluştuğumuzda anladım. Soracak pek çok sorum vardı, ancak öyle içten başladı ki söze, bir kısmına gerek bile kalmadı. Mesleki dertlerinin yanında memleket sorunlarına da kafa yoran Ayşegül Günay Demir ile biraz siyaset, biraz ekonomi ve çokça oyunculuğa dair keyifli bir röportajla sahneden salonun nasıl göründüğüne baktık… -Küçük Kadınlar dizisindeki rolünüzü anlatır mısınız? -İşadamı Hulki karakterinin felçli kızkardeşi Eda rolüyle, kötüyü oynuyorum. Oturmuş bir dizi, reyting ölçümlerinde AB grubunda ikinci olmuşlar. Gelecek yıl üçüncü sezonunu oynayacak, ben bu sezon sonuna kadar konuk oyuncu olarak girdim. -İnternette, karakterlerin yaşadıkları olaylar nedeniyle olumsuz yorumlar yapılıyor ve dizinin adı da argo sözlerle telaffuz ediliyor. -Doğrudur. Ama o kadar eleştirilecek çok şey var ki, ben de eleştiriyorum, izlemiyorum. Zaten bu oynadığım diziyi de izlemiyordum. -Bu yorumlar yüzünden, işi kabul ederken tedirginlik yaşadınız mı? -Hayır. Ama elbette bu tarz eleştiriler hep oluyor. Örneğin Aşk-ı Memnu’dan sonra, herkes yengesine yan gözle bakabilir demek ki, deniliyor. Bu tarz olayların sempatik gösterilmesi veya o anti-sempatik olayları yaşayan insanların güzel ve yakışıklı seçilmesi, olayları da sempatik gösterebilir. O açıdan doğru bulmuyorum. Ben aktör olarak parama bakarım da demiyorum. Hayır, role bakarım. Küçük Kadınlar’daki rol de bu açıdan güzel. Ama tabi insanların tercihleri de çok enteresan, sıcak geliyor ki, sözünü ettiğimiz ve benzeri pek çok dizi hala sürüyor. Benim, çok iyi bir iş, tutar, dediğim işler tutmuyor ama bu ne, üç boyutlu korku filmi, dediğim diziler bir bakıyorum üçüncü sezonunu sürdürüyor. -Kimi diziler birkaç bölümden sonra yayından kaldırıldı. -Evet, aynen fast food gibi, hızla tüketiliyor. -Özellikle kriz döneminde parasını alamayanlar oldu. Hala sürüyor mu bu sorunlar? -Ben de alamadım, açık açık da söyleyeyim. En son Aile Saadeti’nde yapımcıdan paramızı alamadık, başrolden en sondaki oyuncuya kadar. Şu anda konu mahkemede. Yetkin Dikinciler’in başrolde olduğu Osmanlı’da geçen, dönem dizisiydi. Enteresan da bir işti ama paramızı alamadık. Emeğimizi harcadı yapımcı, ATV ödedi paramızı ama o ödemedi. -Yapılan işlerle de sınırlı değil. Oyuncuların telif hakları ile ilgili de ciddi sorunları var değil mi? -Evet. Bugün müzisyenler bu anlamda çok rahat etti ve kaliteli işler ortaya çıkmaya başladı. Yapılan işlerin de, sinema, dizi, TV programlarının da kalitesinin artması isteniyorsa, oyuncuların da telif haklarının artık teslim edilmesi, devletin bu konuda yasa çıkarması gerek. Üç yıl önce Kaybolan Yıllar adlı dizide 38 bölüm oynadım. Şu anda Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan ve bir takım ülkelerde izlenme rekorları kırıyor. Geçen sezon ATV’ye Aile Saadeti diye bir iş yapmıştık, iş başlamadan Büyükada’da insanlar fotoğraf çektirmeye geliyorlar benimle, ne oluyor diyorum? Meğer dizi en popüler noktadaymış. O dizi orada oynuyor ve benim emeğimi çalıştırıyor, ama ben bir lira alamıyorum. Bu Avrupa’da ve dünyada böyle değil, bütün oyuncular bunu hak etmiş durumda. Sonra da orada yapılan sinemalar niye çok kaliteli diyorlar; işte bu yüzden! İnsanlar bir şeye para yatırırken, rant sağlayıp ucuz kısmına projeleri ve oyuncuları da sığdırırlarsa, bu işin kalitesi yükselmez. Bu anlamda telif hakları için savaşılmalı, sendikalılaşılmalı. İnsanların ekmek kapısı ve emeği zayi edilmemeli. -Bunca soruna rağmen tiyatrocular dizilerde oynamaya devam ediyor. -Evet, dizilerde oynuyoruz. Örneğin, bir gün öğlende girdim ertesi sabah 6.30’da çıktım. Oysa etten kemikten oluşuyoruz biz, insanız. Yapma o zaman, zorla mı, diyebilirsiniz ama illa ki ekonomik nedenler önde. Tersini söyleyen yalan söyler. Hayat şartları çok izin vermiyor tiyatroda şöyle rahatça kafanızı toplayıp, rolünüze konsantre olmaya. Gideyim bir dizi filmde rol kapayım da ayda aldığım parayı en azından haftada alayım gibi düşünceler olursa, elbette ki maddi yaklaşım gerçektir. Şimdi keyfimize keder vermeyecek rolleri seçip dizide de oynuyorum. Çünkü 7 yaşında ikizlerim var; Toprak ve Boran. Özel okulda okutuyorum. Bana mı soruyorsun da okutuyorsun diyebilirsiniz ama tek derdim iyi eğitim alsınlar, iyi insan olsunlar, adam olsunlar. -Eşiniz de mi oyuncu? -Evet. Eşim Sinan Demir de BDT oyuncusu. O da iyi bir aktördür. Ona da dizilerden güzel teklifler geliyor ama sıcak bakmıyor. Onun sinema gibi bir derdi var. Dayanıyoruz. Evet, para önemli ama her şey de değil. Ki; sosyal ve siyasi açıdan duruşuma, düşünceme uymayan pek çok kanaldan, ismini vermeyeyim, bana ciddi para teklifleri ile işler geldi. Ödenekli tiyatrolarda çalışan-çalışmayan çok da arkadaşımız, para için oynadılar ki, o kanallar benim şu an ekmek yediğim kuruma; devlet tiyatrosuna kapatılsın gözü ile bakan, yaptıkları gece programlarında tiyatro ile dalga geçen kanallar. Nasıl gidip oynayayım o kanalda. Oynayanları çoğu İstanbul’da yaşıyor, orada yaşamak zor, o açıdan kınamıyorum. Ama kınadıklarım da var elbette. Bir zamanların o devrimci sözlerinin, duruşlarının her birinin yalan olduğunu bir kez daha bizim jenerasyonun yüzüne tokat gibi çarpmaları hoş değil tabi. -Sırada başka diziler var mı? -Şimdi Kanal D’ye Mükemmel Çift adlı bir sitcom çekiyoruz. Avrupa Yakası’nın yönetmeni Jale Atabey Özberk çekiyor. Tardu Flordun ve Songül Öden başrolde oynuyor. Haziran ayında yayına girecek. -Rolünüz ne olacak? -TV binasında geçen bir dizi ve orada çaycı Nuray’ı oynuyorum. Dedikoducu, TV binasını karıştıran, kim geldi, kim gitti, kim istifa edecek, kim alınacak onlardan haberi olan bir çaycı. Eğlenceli bir iş. -Dizilerle tanışmanız nasıl oldu? -Tesadüf… Trabzon Devlet Tiyatrosu’ndan sonra Bursa’ya tayin olduk. İstanbul’a yakın, biraz iş güç, çevre edineyim diye gidip geliyorum. Bir gün çay bahçesinde Bursalı oyuncu arkadaşım Füsun Kostak ile otururken, bir dizide rol var seni yönetmeniyle tanıştırayım ister misin, dedi. Zeynep Günay ile tanıştırdı ve Kaybolan Yıllar’la başladım. Ardından aynı yönetmenin Eşref Saati adlı dizisinde 6 bölüm oynadım. Rolü beğenmedim. Çünkü ‘ce!’ de paranı al oyunculardan değilim, öyle lanse edilmek istemiyorum, iyi bir oyuncu olmak gibi bir derdim var. O yüzden ayrıldım. Sonra Şevval Sam ile abla-kardeşi oynadığımız Gani Müjde’nin Derman adlı dizisi oldu. 7 bölüm sürdü. Ardından Aile Saadeti. Bir de yine Gani Müjde’nin Osmanlı Cumhuriyeti filminde oynadım. Özellikle sinemada oynamak istiyorum… Bunu görsünler, bana güvensinler istiyorum. Şartlar zor kısacası. İyi oyuncu olmak için çalışıyorum. -Başarmışsınız ki Afife Jale adaylığı ve 9. Lions En İyi Kadın Oyuncu ödülünüz var. -Evet, Dostlar Tiyatrosu’nda oynarken 1998’de Afife Jale’ye aday oldum. Ödüle aday olmak da almak demektir, dediler. Ondan sonra zaten İstanbul’dan ayrıldım, Trabzon’a gittim. Bursa’da da Asiye Nasıl Kurtulur’daki rolümle Arzu Tan Bayraktutan ile birlikte aldığımız En İyi Kadın Oyuncu Ödülü var. Ödül ölçü değil, övgüdür. Ödül aldım bak, diye bir şey yok. Hele bugün bu ülkede hiç yok. Önüne gelen ödül alıyor. Eğitim şart gibi diye
-Oyunculukta alaylı-okullu ayrımı konusundaki görüşünüz nedir? |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

Her şey bir tesadüfle başladı. Çok kısa süre önce olmayacak bir yer ve zamanda tanıştığımızda Star TV'de yayınlanan Küçük Kadınlar adlı diziye Hulki’nin felçli kız kardeşi Eda rolü ile konuk oyuncu olarak henüz girmişti.