| Tekstil Türkiye’den göç ediyor! |
| Pazartesi, 15 Şubat 2010 18:00 | |||
|
Yaklaşık 40 yılını verdiği tekstil sektöründe, çeyrek asır önce çıraklıktan patronluğa terfi eden Elyaf Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı ve Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Meclis Üyesi Sami Bilge ile sektördeki son durumu ve Elyaf Tekstil’i konuştuk. - Bundan önceki söyleşilerinizde sık sık Türkiye’de sanayici olmanın zorluklarına değinmişsiniz. Buna rağmen girişimcilikten vazgeçemiyorsunuz… - Türkiye’de sanayicilik o kadar zor ki. Elinizi değil, gövdenizi taşın altına koyuyorsunuz. Bugün dünyanın her yerinde yatırım yapmak isteyen insana devletin bütün kapıları ardına kadar açılır. Türkiye’de yatırım yapmak için siz bir enerji harcıyorsunuz. Yani kurumları ikna etmeye çalışıyorsunuz. Yatırım yapmak istemek, sanki bir suç. Kurumlar, yatırım yapmak isteyenlerin önüne engel çekiyorlar. Vergi daireleri, sizi sanki ‘potansiyel vergi kaçakçısı’ gibi görüyor. Ben pamuklu üretime geçmek için bu fabrikanın ilave kısmını yaparken, en son devletin bir kurumunda isyan ettim. ‘Yok yapmıyorum. Vazgeçtim, bütün taleplerimi geri çekiyorum’ noktasına geldim. Ben bu yatırımı yaparsam 50 insan daha çalışacak. 3-5 milyon dolar daha fazla ihracat yapacağım. Benim yaşam seviyemde hiçbir değişiklik olmayacak. Hatta risk alacağım. Oysa ülkede para kazanılacak rant ekonomileri, kolay yoldan ticaret gibi fırsatları değerlendirmek her zaman için daha karlı olmasına rağmen sanayicilik, bir hastalık, bunun adına delilik de diyebilirsiniz. Donkişotluk gibi bir şey sanayicilik. Vazgeçilemiyor. Bunları söylememe rağmen, bugün de her işime geldiğimde ‘neyi büyütürsek, hangi makineyi koyarsak randımanımızı artırırız, hangi makineyi koyarsak ihracatımızı artırırız, kazancımızı artırırız’ gibi hesapları yapıyorum. Vazgeçilmez bir hastalık. ‘Allah yine de bizi bu hastalıktan vazgeçirmesin, tedavi etmesin’ diye düşünüyoruz.- Tekstil sektörünüze bakışınızı da öğrenebilir miyiz? - Tekstil daha önceleri İngiltere’de, İtalya’da, Almanya’da vardı. Oralarda yaşam standartları yükselip, işçilik, çevre koşulları ön plana çıkınca İspanya ve Portekiz gibi Avrupa ülkelerine, oralar da AB’ye girince Avrupa’ya en yakın, AB’nin dışında altyapısı da olan Türkiye’ye kaydı tekstil. Türkiye, Avrupa’daki pek çok firmayı bu elverişli şartları ile iflas ettirdi. Ama şimdi öyle bir noktaya geldi ki AB standartlarına ulaştı, hatta ağırlaştı. Bundan dolayı da dünyanın en pahalı elektriği, doğalgazı, dünyanın en pahalı istihdam vergileri – işçiliği demiyorum ama, dünyanın en pahalı sanayi arsaları, dünyanın en yüksek faizi -son zamanlarda bu makul seviyeye indi, az önce söylediğim gibi dünyanın en akıl almaz bürokrasi çengelleri ve dünyanın en yüksek dolaylı vergileri ile sanayicilik yapmaya kalkıyoruz. Tekstil gibi istihdam deposu bir sektörde, siz Türkiye gibi son 20 yılda 200 milyar dolar tekstile yatırım yapmış böyle bir altyapısı olan ülkede, tekstilcinin önüne bu engelleri çıkartıyorsunuz. Ve tekstilde bizim Çin, Pakistan, Hindistan, Endonezya, Suriye, Mısır gibi imalat üretim şartları çok düşük olan ülkelerle rekabet etme şansımızı yok ediyorsunuz. Bütün bunları özetleyecek deyim olarak Türkiye’de devleti yönetenler tekstilcinin ayağına gülleyi bağlıyor, ‘tamam ben senin tekstilci olmanı yasaklamadım koş koşabilirsen’ diyor. Ama bizim rakibimiz olan diğer ülkeler, tekstilciye ihracatta, yatırımda teşvikler veriyor, enerjisini ucuz veriyor, istihdam vergilerini ucuz sağlayarak kısacası rekabette bizim ayağımıza gülle takıp bağlanınca, onlara motor takılıyor. Onlarla rekabet şansımız kalmıyor. - Ekonomik kriz ve tekstilcinin önündeki engeller derken tekstilde hangi noktaya gelindi? - Tekstilde ekonomik krizin de etkisiyle her geçen gün bir geriye gidiş var. Ancak tekstilcinin, Türkiye’de ekonomik kriz dışında kalıcı bir problemi var. Yani bir otomotiv veya diğer sektörler bu kriz geçince düzlüğe çıkar ama tekstilci için durum böyle değil. Tekstilcinin kalıcı problemi şu; Avrupa’daki ülkeler tekstili bıraktı, Türkiye’ye geldi ama şimdi tekstil Uzakdoğu ülkelerine doğru kayıyor. ‘Avrupa tekstili terk etti’ ama Avrupa’da tekstil hiçbir zaman Türkiye’deki kadar ekonomide önemli bir paya sahip olmadı. Avrupa ekonomisinde diğer sektörlerin o kadar büyük gücü vardı ki tekstil çerez kaldı. Ayrıca tekstil Avrupa’dan sadece üretim olarak gitti, moda, tasarım ve marka olarak kaldı. Bugün Türkiye’de ise tekstil, istihdamda yüzde 25-30’ları, ihracatta da yüzde 15’leri oluşturuyor. İstihdamdaki payı düşük olan bir sektörün yok olması ile tekstilin yok olması ülkeyi aynı oranda etkilemez. Avrupa tekstilden çıktığında onun için çok etkilenmedi. Avrupa’da sermaye ve bilgi birikimi olduğu için yerine hemen bir başka sektörü koyabildi. Ama Türkiye’de sermaye ve bilgi birikimi de henüz tekstilin yerine bir başka sektörü koyabilecek ölçüde değil. Tekstilin yerine kısa zamanda konabilecek başka bir ana sektör yok. Onun için Türkiye, tekstili göz ardı edecek lükse sahip değil. Tekstil Türkiye’den gidiyor ve bu gidişi yavaşlatmak lazım. Çünkü Türkiye’nin şartları bu gidişe hazır değil. - Neler yapılabilir peki? - Bu süreçte, tekstilciyi kesip atmak yerine yumuşak bir geçiş yapılmalı. Türkiye gibi işsizlik oranlarının yüzde 17’lere varmış olduğu bir ülkede tekstil, işsizliği önleyici bir sektör. Bir de otomotiv ya da bilişim veya yüksek teknolojili bir sektöre göre rekabet şartları zor olduğundan tekstile daha uygun şartların, teşviklerin verilmesi gerekir. Bugün tekstil yok olduğu zaman bizim yüzde 17 olan işsizliğimiz yüzde 27-30’lara çıkar. Veya 102 milyar dolar olan ihracatımızın 15 milyar dolarının tekstilden sağlandığı Türkiye’de, ülke menfaatleri için tekstili korumak gerektiği inancındayım. Tabii bu arada devletin yapması gerekenler olduğu kadar tekstilcinin de yapması gerekenler var. Devlet bu çalışmaları yaparken, tekstilcimiz de daha katma değerli ürünlere, teknik tekstile, nanoteknolojiye, tasarıma ve markaya yönelmeli. Bu zaman zarfında markayı, modayı, tasarımı tekstilcimiz yaratmalı. Herkes üzerine düşeni yapmalı. Cesareti olan İran’a, Suriye’ye yatırım yapsın- Siz de işçisi olarak girdiğiniz tekstil sektöründe bugün Bursa’nın sayılı sanayicilerinden biri haline geldiniz. Aynı hayalleri paylaşanlara neler önerirsiniz?- Allah ilmi isteyene, zenginliği istediğine verir. Teşbihte hata olmaz diye anlatıyorum: Bir adam her gün dua ediyormuş; ‘Allah’ım piyangodan büyük ikramiyeyi bana çıkart’ diye. Melek dayanamamış; ‘Bu kulunu üzme, o kadar yalvarıyor. Büyük ikramiyeyi çıkart. O da emeline ulaşsın.’ Allah da ‘Ben de istiyorum ama bilet almıyor ki’ demiş. Şimdi Cenab-ı Hak istediğine kapılarını açar ama insanların da o iş için mücadele etmesi lazım. Bu nedenle önce o işin planını yapmak lazım. Hayal de bir plandır. Hayal derken çok uçuk olmayan hayallerden bahsediyorum. Hayal ile hayalperestliği karıştırmamak gerekir. Ancak diğer yandan bu şirketi kuralı 25 yıl oldu. 25 sene önceki şartlar bugün yok. Bugün şartlar daha zor. 25 sene evvel, bizim kurduğumuz, cesaret ettiğimiz parayla bugün yola çıkmaya kalktığınızda gerçekten komik duruma düşersiniz. O gün şartlar daha müsaitti. Bugün biraz daha akıllı hareket etmek lazım. O gün piyasalar boştu. Bizim 25 sene evvel cesaretle çıktığımız yola, bugünkü şartlarda biz de çıkamazdık. Artık şartların daha iyi olması, daha güçlü bilgi veya daha güçlü ekonomi pozisyonu şartı var. Eğer cesaretleri varsa insanlar, bugün İran’a, Suriye’ye, Mısır’a gidip yatırım yapsınlar. Türkiye’nin bundan 30 sene önceki halindeki gibi boşluk var orada. TOSAB genişliyor- Bursa Tekstil Boyahaneleri Organize Sanayi Bölgesi’nde (TOSAB) son durum nedir?- Badırga Köyü’nde, Dericiler OSB’nin hemen bitişiğinde kurulacak olan TOSAB’ın çalışmalarına bundan 5-6 yıl önce başlandı. Özellikle şehir içindeki boyahaneleri şehir dışında planlı, atıkların rastgele atılmayacağı, çevrenin kirletilmeyeceği bir yere taşımak amacıyla düşünüldü. Bin 900 dönümlük arazi ancak kamulaştırılabildi ve arsalar henüz daha geçen yıl alınabildi. Şu an için 50 üyesi var ve bu sayı çok az. Kamulaştırılan bin 900 dönümün hemen yanında bin 700 dönümlük daha yer var. Orayı da alıp, tamamen şehir içindeki boyahaneleri, tekstilcileri taşımak için Sanayi Bakanlığı’na bir müracaatımız oldu. O müracaatın cevabını bekliyoruz. Tekstilcilerin talep edeceği metrekareye göre 50 ile 100 üye daha alınabilir. ‘Tekstile yatırım yapacağım’ diyen kişi sayısı bu şartlarda azınlıkta ya da mevcut yatırımlarını ayakta tutma gayreti içinde. Ama bizim böyle bir çalışmamız var.
- Elyaf Tekstil’in sektördeki konumunu özetleyebilir misiniz? |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

- Türkiye’de sanayicilik o kadar zor ki. Elinizi değil, gövdenizi taşın altına koyuyorsunuz. Bugün dünyanın her yerinde yatırım yapmak isteyen insana devletin bütün kapıları ardına kadar açılır. Türkiye’de yatırım yapmak için siz bir enerji harcıyorsunuz. Yani kurumları ikna etmeye çalışıyorsunuz. Yatırım yapmak istemek, sanki bir suç. Kurumlar, yatırım yapmak isteyenlerin önüne engel çekiyorlar. Vergi daireleri, sizi sanki ‘potansiyel vergi kaçakçısı’ gibi görüyor. Ben pamuklu üretime geçmek için bu fabrikanın ilave kısmını yaparken, en son devletin bir kurumunda isyan ettim. ‘Yok yapmıyorum. Vazgeçtim, bütün taleplerimi geri çekiyorum’ noktasına geldim. Ben bu yatırımı yaparsam 50 insan daha çalışacak. 3-5 milyon dolar daha fazla ihracat yapacağım. Benim yaşam seviyemde hiçbir değişiklik olmayacak. Hatta risk alacağım. Oysa ülkede para kazanılacak rant ekonomileri, kolay yoldan ticaret gibi fırsatları değerlendirmek her zaman için daha karlı olmasına rağmen sanayicilik, bir hastalık, bunun adına delilik de diyebilirsiniz. Donkişotluk gibi bir şey sanayicilik. Vazgeçilemiyor. Bunları söylememe rağmen, bugün de her işime geldiğimde ‘neyi büyütürsek, hangi makineyi koyarsak randımanımızı artırırız, hangi makineyi koyarsak ihracatımızı artırırız, kazancımızı artırırız’ gibi hesapları yapıyorum. Vazgeçilmez bir hastalık. ‘Allah yine de bizi bu hastalıktan vazgeçirmesin, tedavi etmesin’ diye düşünüyoruz.
Kumaşını ürettiğimiz firmaların konfeksiyonunu da üstleneceğiz