| Sanayinin modası geçer, toprak size ilelebet bakar |
| Pazartesi, 26 Nisan 2010 16:30 | |||
|
SEYİT ERSÖZ - Bursa’nın ticaret hayatı ile tarım ve hayvancılığının nabzını en iyi siz tutuyorsunuz. Bu bağlamda sanayi kenti Bursa ile tarım kenti Bursa’nın neresindeyiz? - Tarım ve sanayi dediğimizde aslında birbirinden ayrılmaz, ekonominin esaslı unsurlarından ikisini tarif etmiş oluyoruz. Ancak gerek tarımda gerekse sanayide en önemli sorun, arazinin kullanımındaki yanlışlar… Siz tarım yapılacak toprakların, sanayinin kurulması gereken toprakların ayrımını iyi yaptıktan sonra tarım ile sanayinin bağdaşmayacak hiçbir yönü yok. Ama siz verimli tarım toprağını, o üretimden vazgeçme pahasına sanayiye ayırarak yanlış bir karar verirseniz, sanayiniz de kazandırıcı olmaz, tarımınızdan elde ettiğiniz geliri de kaybedersiniz. Çünkü o verimli topraklar hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, hatta bazı zamanlar yatırım gerektirmeyen bir işletmedir. Siz o verimli tarım topraklarına kârlı bir işletme gözüyle bakmazsanız, bir işletmeyi yıkarak yerine başka bir işletmenin kurulması akıl ile izah edilebilir mi? Siz verimli bir işletmeyi, karlı bir işi, her zaman her an tüm insanlığın ihtiyaç duyacağı bir işletme biçimini ortadan kaldırıyorsunuz ve yerine yarın modası geçmesi muhtemel bir sanayi işletmesini ikame etmeye çalışıyorsunuz. Böyle şey olamaz. Verimli toprak size dünya döndükçe, insanlık var oldukça bakar. İtirazımız, toprakların olması gerektiği gibi kullanılmamasına… Katma değer elbette sanayide yüksektir ancak dünyada meydana gelen krizlerin bir tanesinde bile tarım neden değildir. Hatta tam tersi, tarım; bu krizlerin atlatılmasında deyim yerindeyse subap olmuş, dünyayı krizlerden kurtarmıştır. - Bursa Ovası gerçekten de emsalsiz bir değere sahip değil mi? - Sadece merkez düşünülmemeli. İnegöl, Yenişehir, Karacabey, İznik ve Orhangazi gibi ilçelerimizde de çok önemli tarım alanları mevcut. Bursa tek başına Türkiye’deki tarım ihracatının yüzde 10’unu karşılayacak, nüfusun da yüzde 15’inin karnını doyurabilecek kapasiteye sahip. Bursa sınıf üstü toprakların bulunduğu bir yer. Böyle bir değerimiz varken, plansız bir sanayi histerisine kapıldık. Tarıma dayalı sanayi de çok önemli. Hatta en önemli sektör… Tarım sizi besler. - Son dönemde tarım ve hayvancılıkta yaşanan sıkıntılara nasıl bakıyorsunuz? - Bir yıl içinde, yüzde 70-80’lere ulaşan hayvan kıtlığından dolayı et fiyatlarındaki müthiş artışlara muhatap olduk. Kendi kendine yeten, hatta komşularını bile doyuran Türkiye bugün tarım alanlarını verimli kullanamamaktan dolayı tarım ürünü ithal eder duruma geldi. Bunu, sanayisinden beklenen oranda para kazanamayan Türkiye yapıyor. Sanayiden yeteri derecede para kazansanız, tarım ürünlerini ithal ederim, diyebilirsiniz, bunun mantıklı bir izahı olabilir. Hem çok kazandıran bir sanayiniz yok, hem de tarım ülkesi iken tarım ürünlerine döviz harcıyorsunuz. Siz o zaman borç batağında çabalayıp duran, bu bataktan bir türlü kurtulamayan bir ekonomiye sahip olursunuz. - Tarım ve hayvancılığa yeterli devlet desteği var mı? - Hayvancılıkta da Bursa ve Marmara Bölgesi, Türkiye’nin en önemli alanı. Üretim kalitesi, üretim bilgisi açısından… Buna rağmen ‘Niçin üretim yapılamıyor?’ konusu araştırılmalı. Piyasadan günün şartlarına göre yararlanma peşinde olanlar var. Böyle ekonomi olmaz. Ülkemizin en önemli problemlerinden birisi plansızlık. Şunu unutmayalım: Bursa Ovası’nda boş bırakılmış bir arazi varsa, emin olun orada başka bir şey vardır. Bunun anlamı, siz o kesime para kazandıramıyorsunuz demektir. Türkiye de dünyanın yaptığı gibi tarımını subvanse etmek durumunda kalsa bile tarım üretimini tam sağlamak durumunda. Çünkü tarımdan vazgeçildikten sonra eskiye dönmek çok zor olur. Üretim teşvikinde mahal aranmaz, kim ne üretiyorsa, faydalı bir üretim ise nerede olduğuna bakılmadan teşvik edilmeli. Teşviğin yönü olmaz. Son dönemde finans kapitalizmi yine baş kaldırıyor. Emtia fiyatları artıyor. Kimse ‘ekonomi düzeliyor’ demesin, bu kriz döneminde ekonominin regülasyonu gözden geçirilmeli. Krizden sonra emtia fiyatları yönüyle bir hareket olacak, bundan yine finans sektörü kazanacak. Fakat kesinlikle finans kazancı, emek ve sermaye kazancının önüne geçmemeli. Emtia fiyatlarının artması tamamen spekülatiftir. Ekonomik aktörlerin paylarında hakkaniyet kuralı geçerli olduğu sürece ekonomi daha güzel olur. Topraklarını iyi kullanamayan insanların toprak sahipliği biter. Bu ifade çok geniş anlamlıdır. Geçimini tarımdan sağlayan insanlarımız tarımdan vazgeçirilmemeli. Türkiye toprağının kıymetini iyi bilmeli. Toprağını bilinçsiz tüketenler, aslında kendi tükenişini hazırlar. Türkiye çok ileri bir sanayi ülkesi olma yolunda ama bu hedefe ne zaman ulaşacağı da meçhul. Çok para kazanılan bir sanayisi yok, çünkü ithalatı ihracatından daima daha fazla. Toprağını iyi kullananlar mutlaka başarılı olmuştur. Toprağını ekonomik anlamda iyi kullanamayanlar, sonunda toprağını korumakta bile güçlük çekmişlerdir. - Bu kadar olumsuzluğa rağmen tarım ve hayvancılığın hak ettiği noktaya erişmesi için umudunuz var mı? - Şu anda bile ‘Bursa Ovası bitti’ diyenlere karşı çıkmamız lazım. Bursa Ovası tamamen bitmiş değil, zararın neresinden dönülse kardır. Fakat tarımın açmazları var. Tarım sektöründeki insanlar para kazanamayınca istemeseler de topraklarını elden çıkarmak zorunda kalıyor. Sonra o topraklara sahip insanlar ne yazık ki o topraklara kurulan işletmelerde işçi bile olamıyor. Israrla tarım sektörü para kazanmalı diyoruz. Para kazanırsa Türkiye’nin menfaatine olur. - Siz piyasaların nabzını da çok iyi tutuyorsunuz, ekonomik canlılık için ne yapılmalı? - Türkiye’de tüketicinin eline para geçmesi lazım. Yüzde 2-3 zamlarla ekonomiyi eski dinamiğine kavuşturamazsınız. Bunu Sanayi ve Ticaret Bakanı’na da söyledim. Sanayide, tarımda çalışanların ücretlerine yapılacak önemli miktardaki zam, piyasanın doğal kuralına aykırı olabilir ama Türkiye’de her evde en azından bir tane emekli var, dolayısıyla emeklilere şok bir zam yapılırsa bunun yaratacağı etki çok daha fazla olur. Bu para direkt piyasaya gireceği için önemli bir hareket yaratır. Şu anda emekliler aileye bakıyor. Bu zam Refahyol hükümeti döneminde yapıldı ve bundan ekonomi hiç zarar görmedi. Herkes de o dönemi iyi anar. Yüzde 2-3 zamlarla piyasanın eski haline dönmesi uzun zaman alır. Avrupa’nın çöplüğü olmayalım- Köylü son dönemde kirletici sanayiye karşı önemli bir mücadele veriyor.- Avrupa’nın çöplüğü olmayalım. Adam allayıp pullayıp sunuyor, kanmayalım. Marzinc’e gösterilen direnç tarım bilinci ile alakalı, fakat yeterli değil. Bizim ova koruma protokollerimiz, Toprak Koruma Yasamız var, bunlara rağmen tarımı, çevreyi kirleten tesisler nasıl kuruluyor? ‘Yeşil ekonomi’ diyoruz. Bu, kaynaklarınızı en iyi şekilde kullanın demektir. İleri ülkeler, çevresini ve insanını korumak adına kirletici sanayisini size ihraç etmek istiyorsa, kendisinin istemediği sanayiyi size kabul ettirmeye çalışıyorsa bu konuda çok dikkatli olunmalı. Kendi canına kast eden bir toplum olduk, değerlerimizi, kaynaklarımızı kullanamıyoruz, idare ediyoruz ancak yönetemiyoruz. Siyasi istikrarsızlık, ekonomik istikrarı zayıflatıyor- Borsa’nın işlem hacminde bu yıl bir artış var mı?- 2009 yılı işlem hacminde bir önceki yıla oranla yüzde 20’ye yakın daralma var. Bu krizden çıkarken yeni bir dalgalanma kesinlikle olacak, bunlara moda tabirle artçı krizler diyebiliriz, işler sonra sonra rayına oturacak. 2010 yılından umutluyum ama Türkiye siyaseti ekonominin önüne geçtiği sürece dalgalanmanın hızı artabilir. Türkiye’de siyaset her şeyin önünde, ama ekonomi onu taşıyamıyor. Ekonomi rahat ve huzurlu bir ortamda kendi dinamiğini bulur. Siyaset, gündemi haddinden fazla meşgul ediyor. Atatürk’ün dediği gibi ekonomi her şeydir. Siyasi istikrar ekonomik istikrarı besler, istikrarsızlık durumunda da tam tersi olmaz mı? Siyasi istikrarsızlık, ekonomik istikrarı zayıflatır. Dolayısıyla Türkiye bu sarmaldan çıkmalı ve önüne bakmalı. 2010 yılında işlem hacminde hareket olması bazı karşılanabilecek krizlerin olmayacağını göstermez. Hiçbir kriz de sonsuza kadar sürmez, dibe vurdu mutlaka çıkacak. Doğanbey’de büyük fayda yaratacağız - Doğanbey Kentsel Dönüşüm projesinde önemli bir sosyal sorumluluk projesi üstlendiniz. Kısaca anlatır mısınız?- Büyükşehir ve Osmangazi Belediyeleri ile imzaladığımız protokol ile Doğanbey Kentsel Dönüşüm Projesi'ndeki 12 sivil mimarlık örneği yapının restorasyonu bize devredildi. Hiçbir fedakarlıktan kaçınmadık. Borsa, normalin yüzde 50 altında katkı payı alarak sivil mimarlık örneği tarihi yapıların inşaatını üstlendi. Söz konusu yapıların Bursa’nın sosyal hayatında önemli işlevler yüklenmiş kesimlere tahsisi düşünülüyor. Örneğin kadın gelişim merkezi, çocuk gelişim merkezi, genç gelişim merkezi gibi insanların kendini bulacağı mekanlar yapma düşüncesindeyiz. Bu proje hayata geçtiğinde Bursa için tahmin edilemeyecek büyüklükte fayda üreteceğiz. Et-Ba’yı ‘tarım bilgi merkezi’ yapmak istiyoruz- Bursa’da hayvancılığın geliştirilmesi için neler yapıyorsunuz?- Eski Et-Balık Kurumu alanı bizim mülkiyetimiz altında. Orasını hem üretim hem de tarım bilgi merkezi haline getirmek istiyoruz. Fakat Tarım Bakanlığı’na defalarca yazılar yazmamıza rağmen nedense yeterli ilgiyi göremedik. Bırakın Bursa’yı, çevresini bile etkileyecek üretim kapasitesine sahip olan bu yeri, hiç olmazsa üretim safhasında Büyükşehir Belediyesi’nin sahiplenmesini beklerdim. Çünkü böylesine bir et merkezi, Bursa topraklarındaki verimi artıracak, bilinci yükseltecek, tarım ekonomisini öne çıkaracak… Tarım ve hayvancılık merkezi haline orayı niçin getirmeyelim? Bence burada Büyükşehir Belediyesi’ne önemli görev düşüyor. Fakat ne yazık ki gereken önem verilmiyor. Hukuk ve tarih bilinci, Borsa binamızın yıkılmasını engelledi - Erdoğan Bilenser döneminde ‘tarihi hanlar’ projesi kapsamında BTSO binasının yanı sıra Borsa binasının da yıkılması gerekiyordu. BTSO’nun binası yıkıldı, siz binanızın yıkılmasını nasıl engellediniz?- Benim görüşüme göre, ticareti yönlendiren kuruluşlar ticaretin içinde olmalı. Binamızın yerinde kalması son derece yerinde bir karar oldu. Yaptığımız düzenleme sayesinde binamız çevre ile yüzde 100 uyumlu hale geldi. Hem dokuya uygun, hem de çok modern… Akıl yolu belediyeyi bir noktaya getirdi, yoksa plan içinde bizim binamız da vardı. Ama yasalar ve tarih bilinci buna engel oldu, hak gerçekleşti. Mahkeme plan değişikliğini iptal etti. Recep Altepe ile sağladığımız fikir birliğine yasal destek de sağlandı. Sonuç da gayet güzel oldu. Olması gereken, bizim binamızın burada kalmasıydı. Binamızın dışı tamamen çevreye uyumlu, içi ise Cumhuriyeti yansıtan modernlikte… Dış cephede geçmişimizi içeride ise günümüzü yansıttık.
|

yok. Ama siz verimli tarım toprağını, o üretimden vazgeçme pahasına sanayiye ayırarak yanlış bir karar verirseniz, sanayiniz de kazandırıcı olmaz, tarımınızdan elde ettiğiniz geliri de kaybedersiniz. Çünkü o verimli topraklar hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, hatta bazı zamanlar yatırım gerektirmeyen bir işletmedir. Siz o verimli tarım topraklarına kârlı bir işletme gözüyle bakmazsanız, bir işletmeyi yıkarak yerine başka bir işletmenin kurulması akıl ile izah edilebilir mi? Siz verimli bir işletmeyi, karlı bir işi, her zaman her an tüm insanlığın ihtiyaç duyacağı bir işletme biçimini ortadan kaldırıyorsunuz ve yerine yarın modası geçmesi muhtemel bir sanayi işletmesini ikame etmeye çalışıyorsunuz. Böyle şey olamaz. Verimli toprak size dünya döndükçe, insanlık var oldukça bakar. İtirazımız, toprakların olması gerektiği gibi kullanılmamasına… Katma değer elbette sanayide yüksektir ancak dünyada meydana gelen krizlerin bir tanesinde bile tarım neden değildir. Hatta tam tersi, tarım; bu krizlerin atlatılmasında deyim yerindeyse subap olmuş, dünyayı krizlerden kurtarmıştır.
- Doğanbey Kentsel Dönüşüm projesinde önemli bir sosyal sorumluluk projesi üstlendiniz. Kısaca anlatır mısınız?
- Erdoğan Bilenser döneminde ‘tarihi hanlar’ projesi kapsamında BTSO binasının yanı sıra Borsa binasının da yıkılması gerekiyordu. BTSO’nun binası yıkıldı, siz binanızın yıkılmasını nasıl engellediniz?