Türkiye’nin bahar aylarından itibaren kritik bir döneme gireceğini öne süren Prof. Dr. Halil Rifat Alpay, “Türkiye’nin kanı, işsizlikle hızla boşalıyor. İşsizlik, siyasal ve sosyal olumsuzluklarla birleşirse dilim varmıyor ama hastayı kaybederiz” dedi.
Küresel kriz sürecinin başında ‘geçici fırtına değil, kalıcı bir iklim değişikliği’ uyarısında bulunan ve Türkiye’nin krizin asıl etkilerini 2010’da göreceğini savunan Uludağ Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Bölümü Tekstil Teknolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Rifat Alpay, ‘2010 ile birlikte ekonomide buzul çağına girildiği’ görüşünde.
Yaklaşık 12 yıldır kriz araştırmaları üzerine yoğunlaşan ve akademik çevrelerce ‘kriz hocası’ diye tanınan Alpay, işsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik nedeniyle mart-nisan gibi sorunların ağırlaşacağı kritik bir döneme girileceğini öne sürdü. “Türkiye’de bir işsizlik seferberliği ilan edilmeli” diyen Alpay ile yeni yılın ilk haftasında 2010 yılında dünya, Türkiye ve Bursa’yı konuştuk.
TÜRKİYE KRİZİN ETKİLERİNİ GÖRMEYE YENİ BAŞLAYACAK
- İsterseniz geçen yılın başında yaptığınız açıklamaları bir hatırlayalım…
- Krizler hakkında yerleşmiş olan ‘fırtına bu, geçer’ kanaatini tehlikeli bir yaklaşım olarak değerlendirip, “Bu bir fırtına değil, kalıcı bir iklim değişikliği. Ekonomide buzul çağına giriyoruz” uyarısında bulunmuştum. Ve şöyle devam etmiştim: ‘Ülke çapında sanki bir savaşa girmiş gibi seferlik ilan edilmeli. Kamunun mutlaka yeni işler yaratıp bu işlerden topluma kaynak aktarması lazım. Bununla sosyal patlamaların önüne geçmek gerekir. İlk aciliyet budur. Krizi geçici görmemek lazım, çünkü uzun sürecek.’
- Hala aynı görüşte misiniz?
- Keşke haklı çıkmasaydık. 2010 ile birlikte ekonomide buzul çağına girmiş olduk. Türkiye krizin etkilerini görmeye henüz başlıyor. Kalıcı iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülke durumundayız. Krizin etkisi geçici değil, yapıyı değiştirecek anlamda kalıcı oldu. İngilizce adlarının baş harfleriyle ‘BRIC ülkeleri’ diye tanımlanan dünya ekonomisinin lokomotifi dörtlü bir grup var: Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin. Büyüme oranları diğer ülkelerle karşılaştırılamayacak kadar fazla. Çin’in yüzde 10-12’nin üzerinde tahmin ediliyor. Diğer üç ülkenin de yüzde 8-10 civarında olacağı öngörülüyor. Avrupa’daki büyüme en iyimser tahminle yüzde 1 ya da 1,5, ABD’nin biraz daha iyi olacağı düşünülüyor. Onlar böyle büyürken siz malınızı kime satacaksınız? Sonuç itibariyle bu kriz kesinlikle bitmedi.
İHRACAT YÖNÜNDEN OLUMLU BİR GELİŞME UFUKTA YOK
- Türkiye’de krizi ekonomik, siyasi, sosyal ve teknolojik olmak üzere dört boyutuyla ele almak lazım. İlki ekonomik boyut. Görünen o ki ABD kendi durumunu düzeltmek istiyor. Bunun için gerekli önlemleri alıyor. Ama bu esnada avro bölgesinde çok ciddi problemler çıkmaya başladı. Yunanistan ile başlayıp İspanya ve Portekiz ile devam eden, hatta İtalya’yı da içine alan çok ciddi bir sorun var. Yunanistan’ın kısa zaman sonra tıpkı Dubai’de görünen bir şekilde problemler yaşayacağı, bunun da Almanya’yı, Fransa’yı büyük ölçüde etkileyeceğini uzmanlar söylüyor. Bu bizim için önemli, çünkü ana ihracat bölgemiz Avrupa. Dolayısıyla Avrupa’nın böyle bir krize girmesi ağırlıkla tekstili etkileyecek. İstihdamı asıl kaldıran tekstil sektörüdür Türkiye’de. Tekstil sektörünü ihracat yönünden Türkiye’de ayakta tutabilecek olan olumlu bir takım gelişmeler ufukta görünmüyor. Otomotivin 2010 yılında çok ciddi bir takım sorunlar yaşayacağı, ciddi bir daralma göstereceği de açıkça ifade ediliyor.
SİYASİ BELİRSİZLİK YATIRIMLARA ENGEL
- Olumsuzluklar sadece ekonomik değil, siyasi boyutta da var. Yatırımın yapılabilmesi için ülkede siyaseten stabil bir ortamın olması lazım. Herkes siyasi belirsizliklerin olduğu bir alanda yatırım yapmaktan kaçınıyor. Devlet elinden gelen yatırımı yapacak, ama asıl yatırımı özel sektörün yapması lazım. Çünkü işsizliği asıl özel sektörün yaptığı yatırımlarla ortadan kaldırmak ya da azaltmak mümkün. Dolayısıyla önümüzdeki 2010 yılı yatırım yılı olmaktan da uzak görünüyor.
- Peki ya sosyal etkileri ne olur?
- Şu anda Türkiye’de görünen o ki her dört gençten biri mevcut işsiz. Bir bölümü de potansiyel işsiz durumunda. Buna bir de elindeki işi kaybedenleri ekleyecek olursanız, ki o çok daha felaket bir olay. Düşünün adamın bir geliri var, ailesine bakıyor, işini kaybetmiş. Bunları da ilave edecek olursanız bölgelerarası gerilim kapıda. Güneydoğudan, doğudan gelip batıda çalışmak isteyen ya da çalışanların, batıdaki gençlerin işlerini ellerinden almış oldukları izlenimi çok tehlikelidir. Görün bakın bu olay, birkaç ay içerisinde zannettiklerinden çok daha ciddi sonuçlar doğurabilir. İşsizliğin etnik çatışmalara yol açabilecek bir boyuta gelme olasılığı, çok endişe verici. Sosyal anlamda çok büyük gerilimler ortaya çıkar. Sosyal anlamda çıkan bu gerilimler siyasal anlamdaki olumsuzluklarla birleşirse bu ekonomik kriz ülkemize çok pahalıya patlar, diye korkuyorum. İnşallah böyle olmaz.
- İç savaş ya da sosyal patlama yaşanabilir denebilir mi?
- Yok, öyle bir şey demiyeyim. Neticede işsizlik mevcut bölgesel ayrımcılığı körüklüyor. Yerleşik olan insanlar iş bulamıyorlarsa bu defa suç, göçmen işçilerin üzerine kalıyor. Doğudan güneydoğudan gelip çalışmak isteyen ve çok ucuz fiyatlarla çalışabilen insanlar, batıda gençlerin ciddi anlamda bir tepkisiyle karşılaşabilir. İnşallah yanılıyorumdur. Bizim ülkeye ekonomik krizin en büyük, en olumsuz etkisi işsizlik anlamında olacaktır.
TEKNOLOJİK KOZUMUZ YOK
-Ya teknoloji?
- BRIC ülkelerinin üretimi büyük ölçüde ele almaları, Avrupa’da, ABD gibi gelişmiş teknolojilere sahip olan ülkelerde işsizlik ve ekonomik anlamda darboğaza sebep oluyor. Teknoloji burada can simidi olarak görülüyor. BRIC ülkelerine, yani büyük üretim hamlesine karşı bu ülkeler teknolojiyi silah olarak kullanma niyetindeler. Peki, üretimi dünyada üstlerine alan ülkelerin karşısında diğer ülkelerin umudu olan teknoloji, bizim için de umut olabilir mi? Bunun için Türkiye, çok ciddi teknoloji üretir hale dönüşmesi lazım. Bu silahı biz henüz hazırlamadık. Türkiye için teknolojik gelişmenin bir strateji olacağı, kurtarıcı olacağı kanaatinde değilim.
GELİR DAĞILIMI BOZUKLUĞUNDA DERECEYE GİRECEĞİZ
- 2010 yılına iş dünyası umutlu bakıyor gibi görünüyor ama…
- Bizim ülkemiz açısından bankalar çok karlı olabilir, ekonomimiz, bütçemiz çok sağlam görülebilir bunlar hep ön planda tutuluyor. Bu yönde yapılan açıklamaları, yorumları yetersiz, yüzeysel buluyorum. Ayrıca biz zaten bunların olmayacağını söylemedik. ‘Türkiye’de çok ciddi işsizlik olacak’ dedik. Ben bunu 2006 yılında da söylemiştim. ‘2 milyon işsizimiz olacak’ dedim. Bu 2 milyon işsiz, işin görünen tarafı. Kayıtdışılıkları dikkate alırsanız bu rakam çok daha yüksek aslında. Bursa için ise felaket. İstihdamın tekstil ağırlıklı olduğunu düşündüğünüzde en büyük darbeyi yiyen illerin başında Bursa geliyor. İnsanların akşam eve iki lokma götürmek gibi bir zorunlulukları var. Bunu sağlayamadıkları zaman insanlar çok ciddi şekilde çok büyük bir kitle çaresizliğe düşüyor. Öte yandan gelir dağılımı verileri 2 sene geriden geliyor. Bu nedenle henüz verileri açıklanmasa da 2008 ve 2009’da gini katsayısı 1’e doğru yaklaşıyor, Bu da dehşetli bir gelir dağılımı bozukluğunu ifade ediyor. Türkiye bu konuda dünyada dereceye girecek ülkeler arasında görülüyor. Gini katsayısı sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında düzelmeyi, 1’e yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı ifade ediyor. 2006 itibariyle 0,43’teydi. Gelir dağılımındaki bozulma ile risk de büyüdü.
HASTAYI KAYBEDERİZ
- Peki bu durumda Türkiye ne yapacak?
- Türkiye’de işsizlik konusunda çok acil bir müdahaleye ihtiyaç var. Çünkü çok hızla büyüyor. Aslında mevcut bir büyüme var, ama görünmüyor. Niçin görünmüyor çünkü Türkiye’de işsiz kalan bireylere, özellikle de gençlere ailesi bakıyor. Ya da tazminatı var, birikimi var onu yiyor. Peki, bu birikimler bittiğinde ne olacak? Bir süre sonra bir şekilde gelir arayacaklar. Gelir dağılımının bozulma beklentisi bu açıdan çok önemli. Türkiye’de yeni yatırım yok, yeni iş yok, olacağına dair de bir belirti yok. Bu olayın çok iyi algılandığı kanaatinde değilim ben. Bir işsizlik seferberliği ilan edilmeli ülkede. Devletin ciddi anlamda sektörel teşviğe yönelmesi lazım. Sektörel teşviğin hedefi de istihdamın acilen artırılması olmalı. ‘Bekleyelim, 1-2 yıl sonra yapalım’ diye bir hal kalmadı. Birkaç aylık bir süre var. Hani yaralanan bir insanın kan kaybını acilen durdurmanız gerekir ya, Türkiye’nin durumunu da buna benzetiyorum. Türkiye’nin kanı, işsizlikle hızla boşalıyor. Derhal bunun durdurulması lazım. Ondan sonra ne yaparsanız yapın hasta geri gelmiyor. İşsizlik sorunu, siyasal ve sosyal olumsuzluklarla birleşirse dilim varmıyor ama hastayı kaybederiz. İşsizliği, bence ‘ateşin üzerine benzin dökmek’ gibi algılayın. İşsizlik benzin döker siyasal ve sosyal olumsuzluklar üzerine. ‘Sosyal patlama olur, iç savaş olur’ demiyorum, demek de istemiyorum. Topluma olumsuz, moral bozucu, provake edici şeyler söylememeye gayret ediyorum, ama onu oluşturacak temel sebeptir işsizlik. ABD’de bir dönem sırf insanlar işsiz kalmasın diye demiryolları yaptırılmış. Türkiye’nin de bir şekilde insanları işsiz bırakmayacak bir şeyler yapması lazım. Eğer bu işsizlik engellenebilirse, ortaya çıkabilecek olumsuzlukları da hafifletmek daha sonra da geçiştirmek mümkün.
- Sektörel teşvik ilaç olur mu peki?
- Açıkçası sektörel teşviğin de çok hızlı durduracağına inanmıyorum. Çok daha acil önlemler var. Seferberlik dedim ya demiryolu örneğini onun için verdim. Getirin insanları çalıştırın orada, para verin, bir işleri olsun. Akşam evlerine ekmek götürsünler.
ÖTV indirimi geleceğimizi riske soktu
- Hükümet 2009’da krizi iyi yönetebildi mi?
- Ben yönetimin krizi algıladığı kanaatinde değilim. Yönetebilmek için algılamak lazım. Beni de en çok bu korkutuyor. Örneğin ÖTV indirimini keşke yapmasalardı. Aldıkları parayı insanlar, gittiler arabaya yatırdılar. Oysa o paralarla belki birkaç sene geçinebilirlerdi. Oradaki büyük firmaları susturmak için otomotiv sektörünün ağzına bir parmak bal çaldılar. Ama bunu toplumun geleceğini riske sokmak pahasına yaptılar. Biz ‘sektörel teşvik’ diye bangır bangır bağırdık. Ama otomotiv sektörünü kastetmedik orada. İstihdam yaratan sektörleri kastettik. Tuttular otomotive açıkça bir kaynak transferi yaptılar. Bu sektörel teşvik, istihdam yaratan tekstile yapılsaydı Türkiye hiç olmazsa 2010 yılını geçirir, ekonomik krizi de büyük ölçüde atlatırdı. Kesinlikle yapılan iş olmamıştır. İnsanların cebindeki parayı alıp otomotiv sektörüne transfer ettiniz. Otomotivin işleri şimdi bir yıl daha tıkırında gidecek. Peki fukaranın evinde ne olacak?
Açılımın kaderini işsizlik belirleyecek
- Demokratik açılım ile ilgili ne düşünüyorsunuz? İşsizlik darbe vurur mu açılıma?
- Demokratik açılımın başarısını, işsizliğin ortadan kaldırılmasına bağlı görüyorum.
Açılımın kaderini işsizlik belirleyecek Türkiye’de. Terörün de panzehiri bu. Eğer demokratik açılım başarılı olsun istiyorlarsa, acilen işsizlikte seferberlik ilan etsinler. Aksi takdirde hiçbir açılım, işsizlik böyle giderken başarılı olmaz. Çaresi bu. İnsanların evlerine ekmek parası götürecek bir meşguliyet bulmaları lazım. ‘Gelecek yıl hallederiz’ olayı bitti. Mart-nisan, yani bahar ayları kritik. Çünkü o aylarda kış biter insanlar kabuklarından çıkar. Harcama yapar, masraflar artar ne de olsa kış metabolizmayı daraltıyor sosyal anlamda. Ama mart-nisan aylarında ağaçların kollarına da su yürüdüğü gibi insanlar da yeniden canlanmaya başlar. Her şey o aylarda başlayacak.
İnsanlar farkındalıklarıyla bir şeyleri talep etmeye başlayacak o da gerilimlere neden olacak.
|