Hayat Olay’a rakip olacak
Cumartesi, 23 Ocak 2010 19:54

Hobi olarak başladığı medya sektöründe üç gazete, bir dergi ve bir de radyo sahibi olan Cüneyt Dizdar, Olay ile rekabete hazırlanıyor. “Olay’ın alternatifi Hayat olacak” diyen Dizdar, Hayat ile Bursa basın sektörüne hareket geleceğini savunuyor.

Son dönemde geniş bir medya grubuna sahip oldu, Tekstil Sanayicileri ve İşadamları Derneği’ni (TESİAD) kurdu ve kentin etkili sivil toplum örgütlerinden Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği başkanlığına seçildi. Bütün bu gelişmeler ‘Dizdar nereye koşuyor?’ sorusunu gündeme taşıdı. Dizdar da PUSULA’nın sorularına açık ve net yanıtlar verdi.
- Medyaya girişiniz nasıl oldu?
- Geçmiş yıllardan beri medyaya ilgim vardı. O dönem arkadaşlar tavsiye ettiler. ‘Haber gazetesinin satılma durumu var. Girer misiniz?’ diye. Biz de ‘Girelim’ dedik. Çok fazla planlı programlı değil. Biraz da duygusal sebepler ve güzel şeyler yapabiliriz düşüncesiyle girdik. Daha sonra tamamını alma yönünde konuşarak Haber gazetesine yüzde 40 ortak olduk. Ancak Gençoğlu ailesi Haber’in satışından vazgeçince biz de Gazete Avrupa’yı kurduk. 
- Medyada bu kadar büyümeyi planlamış mıydınız?
- Öyle bir planımız yoktu. Şartlar kendiliğinden gelişti. Önümüze çıkan fırsatları da değerlendirmesini bildik, diye düşünüyorum. Gazete Avrupa belirli bir seviyeye geldikten sonra, hatırlayacaksınız, Haber gazetesi bir yangın geçirdi. Gerçekten çok üzücü bir olaydı. Gençoğlu ailesi, yangından sonra medya ile fazla uğraşmak istemeyip, gazeteyi satmaya karar verdi. Biz de şöyle bir değerlendirme yaptık; yüzde 40 ortaklıkla orayı idare edemezdik. Bir başkası aldığında da gene yüzde 40 ortağı olacaktık. Gelirimiz olmuyordu. Bilakis zaman zaman para bile veriyorduk. O nedenle yüzde 60’ını da almasak belki kötü niyetli bir insanın karşısında, bu yüzde 40 hissemiz de gidebilirdi. Kalan o yüzde 60’lık payı da almak zorunda kaldık ve bir baktık ki Gazete Avrupa’nın yanında ikinci gazete de gelmiş oldu. Bir de Hayat gazetesini kurduk. Birden fazla gazetenin olmasının avantajları da var. Aynı matbaayı kullanıyorsunuz, tüm gazeteleri de matbaada çalışan 6 kişi basıyor, haberleri ortak kullanma şansınız var. Bir de Bursa’nın sanayi şehri olması sebebiyle Gazete Avrupa’yı haftalık yaptık. Radyo Vizyon’u da faaliyete geçirmek için çalışıyoruz. Highlife dergisini de aldık. Ve böylece bizim medya yapılanmamız tamamlanmış oldu. Önümüzdeki dönemde şartların oluşması ve cazip bir teklif çıkması halinde televizyon da düşünüyoruz. Ayrıca yakın tarihte Dibay olarak, Balkan coğrafyasında bir Türk gazetesi çıkaracağız. Makedonya, Bosna Hersek, Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan’da Türkçe yayın yapacak ve merkezi Kosova olacak. Türkiye’den hazır matbaa götürüyoruz, haziran ya da temmuz gibi yayına geçecek. Amacımız, Balkanlar’da akraba topluluklar ile ilişkilerin geliştirilmesi ve Türkçe’nin unutulmaması.
Cüneyt Dizdar- Olay’a talip olmayı düşündünüz mü?
- Olay ile ilgili bir düşüncemiz olmadı. Olay yüksek değerli. İncelediğimizde orada benzin istasyonu kiraya verilmiş. 20 yıl bir gelir elde etmeniz mümkün değil. Ayrıca, ben Olay’ın satılacağını da düşünmüyorum açıkçası. Olay ile ilgili girişimimiz olmadı, olması da muhtemel değil. Hayat’ı Olay’ın alternatifi yapmak istiyoruz. Hayat gazetesi Bursa’da farklı bir gazete kimliğinde ve ilgi uyandırdı. Tanıtımını da yaptık bir hayli. Bu tanıtımları önümüzdeki dönemde sürekli hale getirip, Bursa’da basın sektörüne Hayat ile hareket getireceğimize inanıyoruz.
- Ne değişti de medyada bu kadar fazla yatırım kararı aldınız?
-İlk gazeteyi kurduğumuzda reklam bile alamıyorduk. Tecrübesizdik. Gazete Avrupa ile ilk çıktığımızda bir yemek yaptık. 80 kişi ile yemek verdik. Kadro çok kalabalıktı. Bu idari hatalar yaptığımızı ortaya koyuyor. Biz de yeni girdiğimiz için bu sektöre, bilemedik ama şimdi gazeteyi daha çok sahipleniyoruz. Gazete ile daha fazla ilgileniyoruz. Gazete Avrupa ile tecrübe kazandık. Gazete Avrupa’yı 80 kişi ile çıkarırken şimdi 3 gazeteyi 65 kişi ile çıkarıyoruz. Belirli bir yere oturduktan sonra reklam verenler de sizi tercih etmeye başlıyor.
- Haber gazetesini aldıktan sonra çalışanlarla tazminat sorunları yaşandı. Son durum nedir?
- Geçmiş yıllarla ilgili tazminat konusunda itilafa düşülen şeyler vardı. Biz gazetenin sadece isim hakkını aldık. Ama tazminatını eksik ya da gecikmeli alan arkadaşlarla o şirket arasında  hukuki süreç devam ediyor. Kısım kısım ödemeler yapılıyor ama bildiğim kadarıyla hiçbir maaş borcu falan yok. Sadece tazminat konusunda itilafları sürüyor. İnsanları karalamak anlamında söylemiyorum ama bir lira alırken ‘2 lira maaş aldım’ deyip, çok yüksek tazminat rakamları talep edenler var. Onların hukuki boyutu devam ediyor.
-İleride Bursa’da basın nasıl şekillenecek sizce?
- Örneğin Olay TMSF’nin elinde. Piyasada, ‘Olay, TMSF’ye geçtikten sonra güç kaybetti’ deniyor ama ben herkesin bu düşündüğünün aksine ‘Olay hala Bursa’nın 1 numaralı gazetesi’ diye görüyorum.
Medyada önümüzdeki dönemde biz de Hayat gazetesi ile daha iyi noktalara gelme çabası içerisinde olacağız. Ama diğer gazeteler hakkında yorum yapmam da uygun olmaz diye düşünüyorum. Bursa’da yetenekli, bu işe yıllarını vermiş pek çok insan var. Bunlar bence işsiz kalmaz değerlendirilir bir şekilde. Medyaya ilgimiz devam edecek.
- Medya patronluğu, TESİAD ile Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanlığı derken Cüneyt Dizdar nereye koşuyor? Siyasete girmeyi düşünüyor musunuz?  
- Yok hayır. Siyasetle işimiz yok. Medya zevkli bir sektör, hobi gibi düşünebiliriz. Hobi gibi başladı ama biz burada para kazanmayı hedefliyoruz. - Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı olarak neler yapacaksınız?
- Balkan göçmenlerinin yoğun olarak yaşadığı Bursa’da Balkanlarla güçlü bağlarımız var. Bursa’ya kurulacak olan ikinci üniversitenin adının Rumeli Üniversitesi olması bu nedenle bizim için önemli. Nerede yapılacağı değil, adının ne olacağı bizim önceliğimiz. Bursa’dan Balkanlara, Rumeli’ye uçuşlar olmalı. Seferlerin konulması yine bizim talebimiz.

TESİAD’ın tekstilciler adına beklentileri…

- Ülkemize döviz kazandırmak istiyorsak, cari açığın kapanmasına katkı sağlanmasını istiyorsak enerjiyi, yurtdışındaki bizim gibi firmalarla aynı fiyatlarda kullanalım, daha ucuz kullanmayalım, eşit olsun.
- Bu ülkeye para getirme çabasında olan ihracatçının kullandığı enerjiden ÖTV alınmasın. Devlet; ‘şu kadarlık ihracatı geçen firmalardan, kullandığı enerjide ÖTV iadesi yapıyoruz’ diyebilir.
- Şu an yurtiçinde vergi tahsilatı bir önceki yıla, hatta 10 yıla göre en düşük düzeyde. Yüzde 50’nin altına inmiş, yani rekor. Bütçedeki açığı kapamak için yeni vergiler koymak yerine afla tahsil edilmesi.
- Bursa gibi tekstilde bu kadar merkez olmuş bir şehirde tekstile teşvik olması gerekir. Sektörel bazda illere yapılan teşviklerde bazı şeylerin düzeltilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bursa da tekstilde teşvikli bir il olmalı.
- Tekstil konusunda ülkemize giren malların vergileri yükseltilerek kısıtlamalar artırılmalı. ‘Dünya Ticaret Örgütü’ne bağlıyız, imza attık. O nedenle bu kısıtlamaları yapamayız’ denilirse, ‘haksız rekabet maddesi’ var veya kendi sanayinin bozulma durumu var.

Duayenler TESİAD’a sıcak bakıyor

- Tekstil sanayicileri olarak Türkiye çapındaki örgütlenmenin ilk tohumunu TESİAD ile Bursa’da attınız. İki hafta önce de tanıtımını gerçekleştirdiniz. TESİAD fikri nasıl oluştu?
- Ankara’da bize deniyor ki ‘tekstil konusunda bir karar alacağız. Karar alma aşamasında soracağımız, bize öneri sunacak bir platform ya da dernek yok. Sadece Halit Narin’in Başkanı olduğu İstanbul’daki Tekstil İşverenler Sendikası’ndan haber alıyoruz. Siz tekstilciler bir araya gelin ortak sıkıntılarınızı bize sunun. Sizin şahsi olarak buraya gelip konuşmanız, öneri sunmanız sadece firmanıza özel bir istek gibi durur.’ Bunu biz de yapmayız, yapılması istense de yarın öbür gün yanlış anlaşılır. Biz de Bursalı sanayiciler olarak bir araya gelip dertlerimizi anlatmak amacıyla TESİAD’ı kurduk, ki bu konuda geç kalındı. Üyelerimiz iplikten dokumaya, boyadan apreye, hazır giyim ve konfeksiyondan ev tekstiline kadar uzanan geniş bir yelpazede, özellikle de imalatçı firmalardan oluşacak. Çünkü imalatçı ile al-satçının arasında bakış açıları çok farklı. İmalatçı ‘ben daha az sigorta primi ödemeliyim, enerjimi daha ucuza almalıyım’ derken, alıp satan kişi için ise bunların hiçbiri önemli değil. Sonuçta aldığı fiyat ile sattığı fiyat belli. Onun için imalatçı olmasına öncelik olarak bakıyoruz.
- Şu an için kaç üyeniz var?
- 26 üyemiz var.
- Sizin de açıkladığınız gibi Bursa’da bulunan 8 bin tekstil firması içerisinde bu sayı az değil mi?
- Burada önemli olan 8 bin firma içerisinde ne kadarı imalatçı. Ayrıca TESİAD yeni kuruldu. Ancak biz bu üyelerimizin dışında tekstilin duayen isimlerinden Sayın Celal Sönmez, Sayın Cavit Çağlar ve Sayın Zeki Zorlu ile görüşme taleplerimiz oldu. Sıcak yaklaşım da gösterdiler. Onları da aramıza katmak istiyoruz. Önümüzdeki günlerde onu da basın kanalıyla açıklayacağız. Üyelerimiz daha çok gençlerden oluşuyor. Holding patronları değiller belki ama Bursa’da kendi alanında söz sahibiler. Diğer yandan İstanbul, İzmir, Gaziantep ve Denizli’den şube teklifleri geliyor. Önce Bursa’da yeteri kadar güçlenelim. İstanbul’da da gene böyle bir basın toplantısıyla ulusal medya ile bir araya geleceğiz. Onu da planlıyoruz. Bunlar zaman içerisinde kuvvetlendikçe yapacağımız çalışmalar.
- TESİAD olarak beklentilerinizi ve bunları sıralarken sergileyeceğiniz yaklaşımları öğrenebilir miyiz?
- ÖTV indirimi ile otomotiv sektörünün durmadan devam etmesi sağlandı. Ama tekstil sektöründe böyle bir yaklaşım olmadı. Ki tekstil sektörü istihdam açısından otomotivden önde. Tekstil ihracat bakımından ikinci olabilir ama istihdam sağlaması açısından birinci önemli sektör. O nedenle işsizliğe bir yerde de çözüm gibi tekstil sektörü. Tekstil, vazgeçilebilecek bir sektör değil. Biz önerilerimizi yaparken de hep yapıcı olacağız. Yani devletten taviz koparmak değil, devlete fayda sağlayıcı, tekstilciye, sanayiciye de fayda sağlayıcı ortak noktaları sunacağız.

Yurtdışında mağaza açacağız

- Tekstil işinizden bahsedebilir misiniz?
- Dizdar Tekstil ve Diteks firmalarımız var. Yüzde 90 yurtdışı çalışıyoruz. LECS ve LC markalarımızı yurtdışına verdiğimiz ürünlerde kullanıyoruz. LC, LECS’te kalite olarak tutmayan bir alt ürünleri içeriyor. Ürün profilimiz ise erkek gömlek, pantolon ve kravat ağırlıklı. Ceketi daha çok fason yaptırıyoruz. Ama ağırlığımız gömlek.
- Marka öykünüzü dinleyebilir miyiz?
- İhracat yaparken yurtdışından bize ‘Kendi markamızı koyalım. Size vereceğimiz siparişi iki katına çıkaralım’ diyen firmalar oldu. Ama biz dedik ki ‘Kendi markamızla büyümek istiyoruz’. Ve bu noktada LECS markasını ortaya koyduk. Zaman içerisinde yurtdışından gelen talep de artmaya başladı. Ayrıca rekabetin şekli de değişiyor, marka olmak zorundayız. Fason üretim yaptığımız zaman bu sene bize yaptırır, yarın öbür gün Çin’e yaptırır, Pakistan’a yaptırır ama kendi markasıyla yaptırır. Biz de fason üretim yapmıyoruz bu anlamda. Dünyanın ilk ve tek marka geliştirme programı Turkquality’e müracaatımız oldu. Turkquality için gereken şartların tamamının oluşmasını bekliyoruz. Turkquality’e bu yılsonuna kadar gireriz diye düşünüyoruz, üyeliğimiz başlar başlamaz yurtdışında mağazalaşmaya başlayacağız. Yurtdışı mağazalarımızın takribi yerlerini bile tespit ettik. Üyeliğimizin ilk 1 yılı içerisinde Fransa, İtalya, Bulgaristan ve Almanya’da mağazalarımızı açmak istiyoruz. Hatta İtalya erkek giyim üzerine ön sıralarda olduğu için iki tane mağaza açma planımız var. Yani dört ülkede beş mağaza ile LECS markasını yurtdışında bir noktaya getirmek istiyoruz. Onun için iç piyasaya yönelik bir çalışmamız yok. Bir de şunu düşünüyoruz; ‘Yurtdışında marka olduktan sonra Türkiye’de daha kolay yayılabiliriz.’ Türkiye’de İzmir, Antalya ve İstanbul’da şubelerimiz de var ama öncelikli hedefimiz yurtdışı. Markanın tanınırlığını artırmak istiyoruz. Ama bunlar için Turkquality’e girmek zorundayız. Çünkü marka olarak gittiğimizde devletten imkan sağlama şansımız olabilir. Devlet yardımlarından faydalanma şansımız olabilir.
- ‘Medyayı ön plana aldınız’ derken, tekstili bir kenara koymadığınızı görüyoruz…
- Tabii kazancımız tekstilden oluyor ne de olsa. Sadece bu da değil. Bulgaristan’da biz 18 bin metrekarelik kapalı alana sahip lojistik bir merkez kurduk. 4 milyon dolar civarında bir maliyeti oldu. Büyük bir depo alanı, tek katlı yüksek bir bina içerisinde çözülmüş durumda.
Merkezin avantajı şu; Bursa’da üretilen malların hiçbiri beklemiyor. Üretilen malların tamamı lojistik merkeze gidiyor. İhracatımızı oradan Avrupa Birliği ülkelerine ve Rusya’ya yönlendireceğiz. Yurtdışında mağazalaşmaya başladıkça dağıtımı bu merkezden yapılacak.