| Hamzagil’i yeniden inşa etti! |
| Cumartesi, 22 Mayıs 2010 15:38 | |||
Elif SezginMimar Sarper Hamzagil, 40 yıllık ticari geçmişe sahip, Kestel Organize Sanayi Bölgesi (KOSAB) Başkan Vekili Ali Nadir Hamzagil’in, Bursalı bazı tüccarların olumsuz tutumlarından rahatsız olarak 20 yıl önce kardeşleri ile kurduğu Hamzagil Emprime’yi iflasın eşiğinden döndürdü. Sarper Hamzagil, birbiri ardına gelen krizler ile batma noktasına gelen firmayı, eğitimini aldığı mimarlık sayesinde adeta yeniden inşa etti. 15 kişi ile başladığı yolculuğa bugün 130 çalışan ile devam eden Hamzagil, kardeşi ve 4 kuzeninin yönetime katılması ile yakaladıkları sinerjiyi şimdi farklı sektörlere bölmeyi planlıyor. Hamzagil’in gönlünde gelecek 5 yıl içerisinde enerji ve organik tarım var. - Hamzagil Emprime AŞ’nin kuruluş öyküsünü dinleyebilir miyiz? - Firmamızın geçmişi 1971 yılına dayanıyor. Babam fason iş yaptırmak üzere haftada 1-2 günlüğüne İstanbul’dan Bursa’ya gidip geliyordu. Mal ürettirmek için çalıştığı bazı tüccarların tutumundan rahatsız olarak fabrika sahibi oldu. Bursalı bazı tüccarların ödemesine, muhabbetine göre müşterilerine öncelik vermesi birçok insanı kızdırdığı gibi babamı da kızdırmış ve ondan sonra da ‘Biz de bir fabrika yapalım’ niyetine girmiş. ‘Kötü komşu ev sahibi yapar’ misali, kötü üretici bizi de fabrika sahibi yaptı. 1991 yılında sanayiciliğe adım atan firmamızın yaklaşık 40 yıllık ticari, 20 yıldır da sanayicilik geçmişi var. "Tekstilde yeni yatırım yapmayacağız. Enerji ve organik tarımı düşünüyoruz..." - Peki siz ne zaman iş başına geldiniz?- İşin başına bir anda geçmiş bulundum. Doğu Akdeniz Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni bitirdim ve 2000 yılının sonuna doğru fabrikanın işletmesinde görev almaya başladım. 1-1,5 yıl içinde de tüm fabrikanın genel sorumluluğunu üstüme aldıktan sonra yaklaşık 9 yıldır da fabrikanın başındayım. - Mimarlık eğitimine rağmen tekstilde başarıyı nasıl yakaladınız? - İşe başlarken tekstil altyapım hiç yoktu. Ben aslında tekstil ya da kimya okumak niyetindeydim. Ailemin ‘Tekstili, müessese içinde bir-iki sene içerisinde kavrayıp öğrenirsin. Kendine başka bir meslek edin. Elinde bir bilezik daha olsun’ tavsiyesiyle mimarlığı seçtim. İyi de oldu. Çünkü mimarlık bana çok büyük artılar kattı. Mimarlıkta bir işte çatıdan başlayıp temele inemezsiniz, önce çok iyi düzen ve program yapmak durumundasınız. Mimarlık, zaman kullanımını bana çok iyi verdi. Ve tabii ki estetik. Vizyonumu geliştiren bir dal oldu. Onun faydalarını işletmede gördüm. - 2000 yılında zorlu bir dönemde yönetimi devralmışsınız. Nasıl bir işletme ile karşılaştınız? - Geldiğim zaman ki ortamda artık babam çok demoralize olmuştu. ‘Hem maddi, hem manevi artık ne olursa olsun razıyım’ gibi bir pozisyon söz konusuydu. Çok kötüydük. 1991, 1994, 1998 krizi derken batmıştık diyebilirim. 75 -80 çalışan vardı. Mevcutlardan bir kısmı da işi bırakarak bize dava açmıştı. Maaşlarda ödeyememe noktasına çoktan gelinmişti. O sıkıntılı dönemde işçilerimizden bize inananlardan bazıları, bizimle bu yola devam etmeye karar verdiler. A takımını toplasanız 15 kişi kadardık. Yanındaki ilave takviyelerle biz işletmemizi ancak ve ancak günde 12 saat çalıştırarak dönebiliyorduk. Bizim 24 saate dönebilecek ne finansmanımız, ne gücümüz, ne de siparişimiz vardı. Birkaç yıl böyle geçti ama günde 17-18 saat çalışıyordum. Kalite anlayışı ve servisi değiştirerek, ‘müşteri, müşteriyi çeker mantığı’ ile iyi de müşterileri bularak (ama benim inancıma göre yüzde 50 şans, yüzde 50 çalışarak), 4-5 sene içerisinde biraz kendimize gelebildik. Yine yüzde 100 rahata kavuşmadık. Rahata ancak ve ancak yaklaşık 1 yıldır kavuştuk diyebilirim. "Krizi teğet geçtik. Borcumuz yoktu, özkaynaklarımızdan 1 milyon dolar yatırım yaptık..." - O zor günleri nasıl atlattınız?- Ben kalite anlayışına önem verdim. Üretimimizi müşterimizin isteğine uygun hale getirmek için çaba sarf ettim. Ardından içinde bulunduğumuz sektördeki en önemli şeyin servis olduğunu düşünerek numune servisimizi çok güçlendirdim. Bizim fabrikamızın üretim kapasitesine oranladığınızda olması gerekenin belki de üç misli fazla bir numune ve artı kartela servis kapasitesi var. Şu an elimizde 7 bin adet desen mevcut. Bunların yanı sıra kadroyu mümkün olduğunca gençleştirmeye çalıştım. Ağabeyim Alp ile aramızda bir iş bölümü yaptık. O sadece müşterilerle ilgileniyordu, ben de hem müşterilerle ilgileniyordum hem de üretimle. 2000 yılındaki ciddi kriz ortamından bu şekilde kurtulduk. 4-5 sene sonra iş yavaş yavaş büyümeye başlayınca, kuzenlerimin de okullarını bitirip şirkete dönüşü ile birlikten güç doğar misali biz giderek güçlenmeye devam ettik. Biz burada üç kardeşin çocukları altı kuzeniz. İlk 4-5 senesi benim, annemin, babamın ve ağabeyimin çok büyük emekleriyle bu hale geldi diyebilirim ama daha sonra kuzenlerimin de desteği ile bugünlere geldik. Biz teslim aldığımızda fabrikamızın kapalı alanı 5 bin metrekareydi. Biz buna 3 bin metrekare daha ilave ettik. 1 bin 500 metrekare daha ilave edebileceğimiz yerimiz var. Onu da kısmetse bir yıl içerisinde dahil etmeyi planlıyoruz. Eğer ikinci jenerasyon planladığını bitirirse babalarımızın bize bıraktığını iki katına çıkarmış olacağız. Yani yaklaşık 10 bin metrekarelik bir alana sahip olacak Hamzagil. - Kalabalık bir aile şirketi olarak uyumu nasıl yakaladınız? -Aile şirketlerini dağıtmadan yürütebilirseniz birlikten güç doğar ve daha da büyüyerek ilerleme şansınız olur. Önümüzdeki örneklerin birçoğunda aile şirketlerinin dağıldığını, çoğunun sonunda çok başarılı olamadığını görüyorum. Başarılı olmayan yok mu? Var tabii ki ama dağılıma vurduğunuzda başarısızlık daha fazla. Bizdeki başarının sebebine gelince; biz uyumluyuz. Bizim en büyük avantajımız, çocukluğumuzdan beri hep yakın ilişkilerle büyümemiz. Biz birbirimizi tanıyoruz, zayıf ve güçlü yanlarımızı biliyoruz. En önemlisi biz birbirimize güveniyoruz. - Hamzagil’in sektördeki konumunu özetleyebilirsiniz? - Bu sektörde çekirdek ölçekteki bir fabrika diyebiliriz. Biz çok büyük bir firma değiliz belki ama yaptığımız malı iyi yaptığımıza inanıyoruz. Takip eden değil, takip edilen olma mantığı ile yolumuza emin adımlarla ilerliyoruz. Ağırlıklı örme, yanında dokuma kumaşlar olmak üzere bayan üst giyimine yönelik baskılı kumaş üretiyoruz. Yıllık üretim kapasitemizi 4-4,5 milyon metreden 5,5-6 milyon metreye çıkardık. Rabek Tekstil ve Hamzagil Limited diye iki satış ve pazarlama şirketimiz var. Bizim ürünlerimizin hepsi ihracata veya ihracatçı konfeksiyoncuya gidiyor. Almanya, Hollanda, Danimarka, İtalya, Rusya ve İngiltere’ye ihracat yaparak bundan önceki sene 10 milyon dolara yakın ciro elde ettik. Bu yılın başında ocak-şubat gibi işler kötü başladı ama marttan sonra beklenmedik bir zıplayış da söz konusu oldu. Bu yıl için ciro öngörüm ya geçen yıl ile aynı ya da yüzde 10-15 bir artış gerçekleşebilir. - Peki son küresel ekonomik krizde nasıl bir pozisyon aldınız? - Biz bu krizde pozisyon almadık. Çünkü krize, banka kredisiyle yakalanmadık. Bizim en büyük avantajımız o oldu. Yakalandığımız diğer krizlerin hepsinde ciddi bir kredi borcumuz vardı. Ve o krizlerde ciddi iş sıkıntıları vardı. Pazarlama eksikliği, üretimin standartlarının, kalite anlayışının biraz kötü olması bizim firmada krizin çok derin hissedilmesine sebep olmuştu. Biz bu krizden önceki 7-8 yılda yaptığımız daha iyi kalite mal, daha iyi kalite anlayışı, hızlı servis ve işin peşinden koşturmakla çıktık. Bu krizi Başbakan’ın da deyimiyle teğet atlattık. Hatta para da kazanarak geçtik. Kendi öz kaynaklarımızla 1 milyon dolara yakın da bir yatırım gerçekleştirdik. Ek bina ile kapasitemizi yüzde 40 kadar artırdık. Enerji de yaklaşık yüzde 20’lere varan tasarruf sağlayacak önlemler aldık. Yaşlanmış olan makinelerimizi değiştirip, mevcutları da bakıma aldık. Bizim için kriz, ‘kriz’ olmadı diyebilirim. Hatta krizde büyüdük. Yani ilk defa bir kriz bize yaradı gibi görünüyor. Önümüzdeki 3-4 ay piyasayı çok ciddi sıkıntılar bekliyor- Ekonomide toparlanma başladı mı?- Biz toparlanmayı son üç aydır hissettik. Ciddi bir talep söz konusu. Ama kriz nedeniyle dünyada şu anda ciddi bir hammadde sıkıntısı yaşanıyor. Bu sıkıntı da arz-talep dengelerini bozduğu için hammaddelerdeki fiyat artışları üreticileri çok zor durumda bırakıyor. Müşteriyi kaybetmemek adına 2-6 ay önce yapmış olduğumuz anlaşma fiyatını muhafaza etmeye çalışıyoruz. Hadi o fiyatı muhafaza ettiniz, bu dönemde son 3 haftalık periyotta çok ciddi bir kur sıkıntısı başladı Türkiye’de. Dolar değer kaybetmiyor, avro değer kaybediyor. İhracatçımızın yüzde 90’ı avro bölgesine ihracat yapıyor. Satın aldığı malların ödemelerini anlaştığı boyahaneye göre 30 ila 150 gün arasında yapıyor. 2,20 liradan gördüğü hesap bugün 1,90’a düştü. Daha buradan bile direkt yüzde 10-15 zararı var konfeksiyoncumuzun. Bu konfeksiyoncunun zaten kazandığı paralar aşağı yukarı ortada. Ben önümüzdeki 3-4 ay içinde çok ciddi sıkıntıların piyasayı beklediğini düşünüyorum. Dayanma gücü olan dayanabilir ama jantta giden üreticiler için önümüzdeki 3-4 ay çok sıkıntılı bir dönem var. - Bu dönem için sizin tavsiyeniz nedir? - Fiyat artırımı bir kere zorunlu. Yani bir firma bunu fırsat bilerek diğer firmadan müşterisini kapmak yerine, ‘Türkiye’de keşke olabilseydi’ dediğim, birlik ve beraberlik içinde olmalarını tavsiye ederim. Müşterilerin fiyat konusunda bizleri çarpıştırmalarına izin vermeyelim. Türkiye’de riskleri de göze alarak herkesin fiyat politikasını iyi yapması lazım. Etik bir davranış, tutumda gitmemiz gerekir. Eğer biz bu davranışı kendi aramızda oluşturup oturtamıyorsak, neticede kurumlarımız var, onlar yapabilir. İhracatçı Birliklerimiz var. Üreticiyi korumak adına fiyatlara bazı alt ve üst limitler koymalılar. Enerji ve organik tarımı hedefliyoruz- Hamzagil olarak varmakistediğiniz nokta nedir? - Tekstilde varmak istediğimiz noktalara vardığımıza inanıyoruz. Tekstilde artık bundan sonra ekstra bir yatırımımız söz konusu olmayacak. Ancak makine revizyonu olabilir. Onun dışında 6 kuzen olarak sahip olduğumuz sinerjiyi bir iki sektöre daha bölmeyi planlıyoruz. Benim gönlümde enerji sektörü var. Enerjide üretim yapmak için fırsat kovalıyorum, ama ciddi bürokratik engeller var. Birkaç araştırmamız var ama ciddi bir finansman ve bürokratik engellerin aşılması sonucunda olabilecek şeyler. Enerji dışında firmamızın Finans Müdürü annem Yıldız Hamzagil’in gönlünde de organik tarım var. Onunla ilgili araştırmaları kendi yapıyor. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde bunların gerçekleşmesi gönlümden geçen bir hedef. ‘Babamın yerinde olsaydım riske girmezdim’- Siz anne-babanızın yerinde olsaydınız, işletme bu haldeyken çocuğunuza böyle bir sorumluluk yükleyebilir miydiniz?- Babamın ve annemin yerinde ben olsaydım fabrika böyle bir durumdayken işletmeyi çocuğuma bırakamazdım. Çünkü daha okuldan yeni gelmiş ve tekstil hakkında hiçbir şey bilmiyor, boyahane tecrübesi yok. Ben böyle bir riske girmezdim ama onlar girdi. Girdiklerine de hiç pişman olduklarını sanmıyorum. Çünkü yüzlerini hiç kara çıkarmadığıma inanıyorum. ‘Sorumluluk verilmez alınır’ diye bir laf var. Ben herhalde bu sorumluluğu bir şekilde onların üzerinden aldım ve götürdüm, babamın deyimiyle arabayı tarladan yola çıkarmayı başardım.
|

Elif Sezgin