Bir koltukta üç marka
Pazartesi, 03 Mayıs 2010 14:48
ELİF SEZGİN
Son küresel kriz ile pek çok bayilik el değiştirirken, 20 yıldır fren yerine hep temkinli bir şekilde gaza basan İnallar Otomotiv, Honda ve Mazda’dan sonra Citroen’in de sürücü koltuğuna oturdu. 20 yıl önce araba almak için gittiği Honda’dan bayilik alıp geri dönerek, Stadyum Caddesi’nde 100 metrekarelik mağaza ile sektöre adım atan İnallar Otomotiv Genel Müdürü Turgut İnal, bugün İzmir ve Yalova Yolu üzerinde toplam 10 bin metrekarelik alana sahip iki dev plazada devam eden başarı öyküsünü PUSULA okurları ile paylaştı.
- Sektöre nasıl adım attınız?  
- 1990 yılında gençliğin verdiği hızla o zamanın kara şimşeği Mazda 323’ü almak istedim. Gittiğim Mazda bayisinde 6 ay sıra vardı. Ben de ikinci tercihim olan Honda CRX’e yöneldim. Bursa’da Honda bayii olmadığı için birkaç arkadaş İstanbul’a gittik. Gittiğimiz yer tesadüfen Honda’nın Merkez şovrumuymuş. Satış müdürü ile tanıştık. O da Bursa’da bayi aradığını söyledi. Kısacası Honda araba almaya gittik, bayiliği alıp geri döndük. Ve 20 yılı geride bıraktık. Honda’nın 45 bayisi var ama 20 yıllık bayi sayısı dördü geçmez. Çünkü 2001, 2004 ve ardından da son küresel kriz ile birlikte pek çok bayilik el değiştirdi.
- Honda’dan sonra Mazda’nın da bayiliğini aldınız. Onun da ilginç bir hikayesi var mı?
- Mazda çok yeni, daha 1,5 yıl oldu. Mazda’nın Genel Müdürü ile İstanbul Autoshow Fuarı’nda sohbet ederken bayiliğe karar verdik. İkinci bir hikaye yok yani. Yalova Yolu üzerinde şu an Mazda’nın olduğu yerde ikinci el araç satışı yapıyorduk. İkinci el bölümümüzü İzmir Yolu’ndaki yeni plazamıza taşıdık. Onun yerine de Mazda yaptık. Böylece Honda ve Mazda gibi iki önemli marka ile bir sinerji yaratmış olduk.
- Ve şimdi de Citroen…
- Ürün gamımızda ticari araç eksikliğimiz vardı. Bu amaçla yola çıktık. Citroen’i tercih ederken pazar payındaki boşluğu da göz önünde tuttuk. Zaten Citroen’in yetkilileri de Bursa’daki pazar payının büyümesini arzu ettiklerini dile getirmişlerdi. Karşılıklı olarak ne yapabileceğimizi düşündük ve sonunda Citroen Bayiliği’ni de üstlendik. İlk görüşmeyi geçen eylül ayında yaptık ve hemen el sıkıştık. Fakat Citroen Fransa’dan onay beklendi, bizdeki tadilat da yaklaşık iki ay sürdü ve sonunda nisan başı itibarıyla Citroen şovrumumuz da hizmete girdi. Honda, Mazda ve Citroen markalarını birbirine geçişlerle bağlı şovrumlarla Bursalıların beğenisine sunuyoruz. Yenilenen ve daha da güçlenen Yalova Yolu’ndaki İnallar Plaza’da Citroen’in resmi açılışını 14 Mayıs’ta yapacağız. Şimdi Citroen ile hedef müşteri kitlemizi daha da genişlettik. Şehrin gerektirdiği pazar payına ulaşacağımıza inanıyorum. Önümüzdeki 12 ay içerisinde 400-500 Citroen satacağımızı tahmin ediyorum.
- Üç markayı aynı anda sunmak müşteriye ne gibi avantajlar sağlayacak?
- Sonuçta birbirine yakın markalar. Daha doğrusu ürün segmentleri, ürün gamları ve fiyat skalaları benzerlik gösteriyor. Yani bu markalardan bir tanesi, örneğin Hyundai ya da Fiat olsaydı daha farklı olurdu, çünkü fiyatları biraz daha düşük. Aileler ya da gençler, burada temsil ettiğimiz üç markada da aynı segmentte otomobil bulabilecek, seçenekleri daha fazla olacak. Zaten Avrupa Birliği Rekabet Kurulu da artık bunu arzu ediyor. İnsanları tek markaya yöneltmenin, tek markayı empoze etmenin doğru olmadığını ifade ediyorlar. Rekabete çok açık değil diyorlar. Çünkü tek marka sattığınız zaman, sadece sattığınız markayı müşteriye tavsiye ediyorsunuz. Diğer bütün markaları çok etik olmasa da biraz da kötülüyorsunuz. İnallar’da en azından bu olmayacak. Üç marka kendi aralarında rekabet edecek. Bu da müşteriye avantaj olarak geri dönecek.
- Türkiye’de bunun başka örnekleri de var mı? İnallar’da diğer markaları da görebilecek miyiz?
- Mutlaka vardır, ama son yıllarda Avrupa’da çok görmeye başlamıştım, durdum, ziyaret ettim. Seyahatlerimdeki gözlemlerim neticesinde çoklu marka kavramının oturmaya başladığını fark ettim. Çünkü sonuçta her türlü iş ilk önce Amerika’dan çıkıyor sonra Avrupa’ya, ardından Türkiye’ye geliyor. Rekabet Kanunu çıktıktan sonra zaten aklımda olan bu sistemi uygulamaya geçip çoklu marka için çalışmaya başladım. Bu üç markanın hakkından gelip, işlerimizi oturttuktan sonra yeni markaları düşünebiliriz. Belki önümüzdeki yıllarda olabilir. Neden olmasın?
- 90 yılından bu yana birçok kriz atlatmışsınız. Nasıl ayakta kalabildiniz, başarınızın sırrı neydi?
- 24 yaşında iş hayatına atıldığımdan dolayı sektör ile ilgili tecrübem de yoktu doğal olarak. Çok çalıştım. Gençken insan çok çalışkan oluyor açıkçası. O zaman gençliğin verdiği heyecan, enerji ve dinamizmle, günün 12 saati çalışıyor, yorulmak bilmiyorduk.  Ticarete ve gerçek hayata genç yaşta başlamak avantaj sağladı. İş hayatı hatasız olmuyor. Genç yaşlarda hatalar yapa yapa, ileride büyük hatalar yapmamayı öğreniyorsunuz. Yani yetkileriniz daha azken, işleriniz daha küçük çaplıyken, hatalarınız da ufak oluyor. Bir de işinizi iyi yaparsanız ayakta kalıyorsunuz açıkçası. En önemli gerçek bence işinizi iyi yapmak. Çünkü 1990’da Stadyum Caddesi’nde bu işe soyunduğumuzda şovrum dediğim işletme, benim şu andaki odamdan biraz daha büyüktü. 100 metrekare satış mağazası, 100 metrekare de servis, toplam 200 metrekare yerde iş yapıyorduk. Şimdi ise sadece Yalova Yolu’ndaki plazamız bile 6 bin metrekarelik bir alana sahip. Bir de tabii, sunmuş olduğumuz hizmeti genişletmek ve Bursalılara daha yakın olmak amacıyla İzmir Yolu’nda kurduğumuz 4 bin metrekarelik ikinci plazamız var. Bütün bunlar çok çalışmanın, insanların güvenini kazanmak için gayret etmenin ve işini iyi yapmanın neticesinde oldu.
- Grubunuzun 2010 yılı hedeflerini öğrenebilir miyiz?
- Citroen ile beraber daha da güçleniyoruz. Ayrıca, H2 ile ikinci elde de çok kuvvetli kurumsal bir yapı kurduk. Burada da müşterilerimize ikinci el otomobillerini, full ekspertiz raporu, 30 gün değişim garantisi ve 6 ay süresince 7/24 ücretsiz yol yardımı hizmeti ile satışa sunuyoruz. Kısacası ikinci el de olsa sattığımız malın arkasında duruyoruz. Honda, Mazda, Citroen ve H2 ile beraber Bursa’da önümüzdeki 12 ay boyunca 2 bin otomobil satmayı hedefliyoruz. Öte yandan İnallar Otomotiv’in yanı sıra, Mobil, Petrol Ofisi ve Petronas madeni yağlarının distribütörlüğünü üstlendiğimiz Makyağsan ve İnallar Sigorta ile birlikte grup olarak bu seneki ciromuz 80-90 milyon TL arasında olacak. Bu arada inşaat işine de girdik. Şu anda Hürriyet’te 7 bin metrekare kapalı alana sahip bir iş merkezi yapıyoruz. Hürriyet’in merkezinde, yılbaşında başladığımız inşaatımızın zemin katı market ve bankalar, üst katları da dershane olarak tasarlandı. Bir- iki inşaat projemiz daha var fakat henüz fizibilite aşamasında. Bunlarla birlikte toplam 150 çalışanımızla 2011 yılı sonunda grup ciromuzu 100 milyon TL’ye çıkarmayı hedefliyoruz.
- Sektörle ilgili 2010 yılı tahmininiz nedir?
- Devlet, krizden dolayı 2009 yılı Mart’ında ÖTV ile ilgili bir teşvik başlatmıştı. Bu teşvikten dolayı geçen sene sektör çok büyüdü açıkçası. Dolayısıyla talepler öne alınmış oldu. İnsanlar ÖTV indirimini değerlendirerek aracını aldığı için bu sene sektörde yüzde 5 oranında küçülme öngörülüyor.

Çevreci otomobile teşvik gelsin
araçlar da zehir tüttürmesin!

- Sektör olarak beklentileriniz nelerdir?
- Türkiye, petrolü ithal ediyor. Akaryakıt ithal etmek yerine yeni hibrid ya da elektrikli, çevreci otomobillere yönelmeliyiz. Milano’ya gidiyoruz artık bütün taksiler hibrid olmuş. Çünkü devlet teşvik veriyor. New York’a gidiyoruz taksilerde hibrid zorunluluğu başladı. Çünkü bu şehirlerin nüfusları ve dolayısıyla taşıt araçları çok fazla, ülkemiz şehirlerinde de olduğu gibi. Özellikle İtalya’dan örnek vereyim; tarihi kilise binaları, egzos dumanlarından kirleniyor ve sürekli iskeleler kurulup temizleniyorlar. Sigara yasağı gibi araçların da çevreyi kirletmesine izin verilmesin. Çevreyi kirletmeyen araçların yaygınlaşması için de devlet ilk önce teşvik versin. Sektör olarak çevreyle ilgili bu beklentimiz Türkiye için biraz daha erken sanıyorum. Bu iş ilk önce gelişmiş ülkelerden başlıyor. Biz, gelişmekte olan bir ülke olduğumuz için çevreci otomobillerle ilgili birkaç sene daha bekleyeceğiz herhalde. 2-3 sene arasında bu kanun çıkacaktır diye tahmin ediyoruz.

15 yaşın üstündeki araçlar
trafikten kaldırılmalı

- Ya hurda indirimi…
- Halkımızın trafikteki riskini azaltmak için 15 yaşın üstündeki tüm arabaları kaldırmak gerekir. Avrupa’da 15 yaşın üstüne çıkan araçlar, hükümetin verdiği teşvikle trafikten kaldırılıyor. Vatandaş arabasını 15 yaşın üstü ise veriyor, yeni arabasını ülkelerine göre değişen oranlarda ortalama 4 bin avro yani 8 bin lira teşvikle ucuza alıyor. Dolayısıyla herkes otomobilini yeniliyor. Eski arabalar da hurdaya gidiyor. Ülkemizde de trafikte çok sayıda eski araç var. Arabanın freni tutmuyor, kaza yapıyor. Bu gibi risklerden ülkemiz kurtulabilir. Bir de bu yaşlı arabalar, eski teknoloji olduğu için yüksek egzoz emisyonları yüzünden çevreyi çok fazla kirletiyor. Avrupa’da çevreci otomobillere daha düşük vergiler ödeniyor, çevreyi kirlettiği kadar taşıt vergisi ödüyorlar. Türkiye’de ise arabanın motor cc’sine göre vergi alınıyor. Yani sonuçta bu bir hükümet politikası olabilir ancak çevreyi çok az kirleten fakat motor cc’si yüksek otomobiller üretiliyor artık. Biz de bu teşviği bekliyoruz açıkçası. Bizim hükümetimiz çevreye önem veriyor, KYOTO Protokolü’nü imzaladı. Buna da yakın zamanda sıra gelecektir diye düşünüyorum.

ÖTV olmasa satışlar katlanır

- Bir de ÖTV sorununuz var öyle değil mi?
- Şu anda Türkiye’de 1600 cc’ye kadar olan otomobillerde yüzde 37 ÖTV, artı yüzde 18 KDV var. Pazarın yüzde 80’i bu otomobillerden oluşuyor. Kalan yüzde 20’si ise 2000 cc ve üstü. Onlar da zaten devlet ÖTV’yi yüzde 60 ile yüzde 84 arasında uyguluyor. Avrupa’da ise ÖTV diye bir şey yok zaten. Yüzde 37 ÖTV alınmasa Türkiye’de otomobil fiyatları yüzde 37 ucuzlar dolayısıyla satış hacmimiz de katlanır. Türkiye’de yılda 500 bin araç satılırken bu rakam 1 milyon seviyesine çıkar.

Otomobil satarken dürüstlük şart!

- Satış temsilcilerine neler önerirsiniz?
- Dikkat ediyorum bazı satış temsilcileri müşteriye markasını sunarken, diğer markayı kötülüyor, bu yanlış bir şey. Başka markayı kötüleyerek yola başlayan satış temsilcisi bence kaybeder. Çünkü bugünkü rekabet ortamında kötü otomobil yok. Avrupa ve Japon markaları ülkemizde daha çok konumlanmış durumda ve bunların hepsi belli kalitede otomobiller üretiyorlar. Müşteriye karşı otomobil satarken yüzde 100 dürüst konuşmak lazım. Her türlü bilgiyi açıkça vermek lazım. Renk konusunda müşteriyi yönlendirmemek lazım. Ama tabii bazı müşterilerimiz var, 5 yılda bir otomobil değiştiriyor ve  teknolojiyi de fazla takip etmiyorlar. Karmaşık otomobil olmasın, otomotik vites olsun, küçük bir araba olsun gibi belli başlı kriterler arıyorlar. En doğrusu müşteriyi dinlemek, anlamak ve gerçek ihtiyacını ortaya çıkararak onu mutlu edecek fiyatta ve özellikte bir araç sunmaktır. Satış temsilcisinin, müşteriye sorular sorarak, aldığı cevapları yorumlayıp ‘size bu otomobil uygun’ diyebilmesi lazım.

Makyağsan yarım asra yaklaşıyor

- Makyağsan ile de yarım asra yaklaşıyorsunuz…
- Makyağsan ile bu sene 45. yılımızı doldurduk. Makyağsan Makine Yağ Sanayii ve Pazarlama Ltd. Şti. babamın kurduğu bir şirket ve benimle yaşıt. Uludağ Üniversitesi İşletme Bölümü’nde okurken Makyağsan’da çalışmaya başladım. Orada da kısa sürede sektöre yön veren, duayen bir firma haline geldik. Mobil, Petrol Ofisi ve Petronas madeni yağlarının distribütörlüğünü yapıyoruz. Exxon Mobil, geçen sene Güney Marmara’yla birlikte tüm Ege Bölgesi’nin distribütörlüğünü de Makyağsan’a verdi. Türkiye’yi yedi bölgeye ayırdılar, şu an yedi distribütör Türkiye’ye bakıyor. Bu yedi distribütörün de en büyüğü biziz. Ege’nin de katılmasıyla Makyağsan ile şu anda BP, Shell, Total  gibi dünya devi olan bütün uluslararası şirketlerin madeni yağ ağındaki en büyük Türkiye distribütörü olduk.

Turgut İnal Kimdir?
1966 Bursa doğumlu. Özel İnal Ertekin’den sonra Galatasaray Lisesi’nde okudu. UÜ İşletme Fakültesi’ne devam ederken, Makyağsan’da işe başladı. 24 yaşında İnallar Otomotiv’i kurdu. Bitirmesine bir yıl kala zorunlu olarak terk ettiği üniversiteye af ile yıllar sonra geri dönmek istese de aynı zamanda müşterisi olan hocalarının “Senin bizden öğrenecek bir şeyin yok. Senin diploman, elde ettiğin başarın’ demesi üzerine bu kararından vazgeçti. Evli ve iki çocuk babası.