|

2000’li yıllar 90’larda tahmin edebileceğimizden daha çok şeyi, daha şiddetli biçimde ve ön göremediğimiz bir hızda değiştiriyor. İşletme yönetim bilinci, çalışma biçimlerimiz, işletmelerin varoluş sebepleri, vizyonları, içinde yaşadıkları ekonomik modeller, patronların kafalarındaki düşünceler her gün yenilenmek zorunda. Bu değişim daha doğrusu etkileşim kuralları yeniden belirliyor. Büyük ölçüde bilgi ve iletişim teknolojilerinin ivme kazandırdığı bu değişim karşısında yönetim bilimi aynı hıza cevap üretmekte zorlanıyor. Bugün dünya nasıl çıkacağını bilemediği, etkisini hesaplayamadığı, nereden tutulsa elimizde kalan bir krizle, bir ekonomik düzenle karşı karşıya. Belirsizlik ve bilinmezlik o kadar yoğun ki iktisatçılara “kahin” Marx’ın eserlerine kutsal kitap muamelesi çekiliyor. Makro düzeyde bu belirsizlik hakimken, mikro düzeyde işletmeler düşen enflasyon, yüksek rekabet ve düşen karlar yüzünden bırakın sermaye biriktirip yatırım yapmayı mevcut yerlerini korumak konusunda bile sıkıntıya düşüyorlar. Yüksek kalite, kral müşteri, just in time lojistik, minimum fiyat kelimeleri işletmelere dayatılmaya devam eden kavramlar oldukça bu ekonomik denklem sürdürülebilir gözükmüyor. İşletmeler bu hedeflere ulaşmaya çalıştıkça, bu var olma savaşında, harcadıkça harcıyorlar, yatırım üstüne yatırım yapıyorlar, borçlanıyorlar. Artan müşteri beklentileri işletmeleri hep “daha iyi” konusunda zorluyor. İşletmeler “daha iyi’yi karşılamak için yatırım yapıp, becerilerini geliştirip, fonksiyonlarını iyileştirmek zorundalar. Daha doğrusu buna piyasa tarafından zorlanıyorlar. Burada yönetim balonları devreye giriyor. Her gün dünyada “yönetim bilimleri akımları” diyebileceğimiz birçok fikir ortaya atılıyor, işletmelere gelişen ihtiyaçlar konusunda reçeteler sunuluyor, pazarlanıyor. Ancak bu fikirlerden birçoğu bir süre sonra terk ediliyor. O fikri uygulamaya çalışırken geçen zamanda dünya değişiyor, koşullar değişiyor, yeni bir fikir-model ortaya atılıyor. Seçilen model gerçekten işletme gerçeklerine uygunsa, verimlilik yaratıyorsa, işletmenin karlılığına etki ediyorsa yararlı oluyor. Aksine maliyeti artırıyor, süreçleri yavaşlatıyor, bürokrasi yaratıyorsa bir süre sonra ipin ucu bırakılıyor. Fikir bir yönetim balonuna dönüşüyor. Sonuç: Zaman kaybı… Peki, ne yapmalı? Burada yapılması gereken bence “kendi kurallarını koymak”. Yönetim modelleri bize sadece mevcut düzende daha iyi olabilmeyi vaat edebilir. Ancak artık mevcut düzen ve gidiş tatmin etmiyorsa, işletme düzenden şikayet ediyorsa, geleceği ile ilgili karamsarsa kuralları değiştirmenin, yeni kurallar koymanın vakti gelmiştir. İşletme, kar etmek, gelecek konusunda iyimser olmak istiyorsa hangi müşterilerle hangi koşullarda çalışılacağına, ürün ve hizmetin fiyatının ne olacağına tek başına karar vermese de katkı sağlar olmalıdır. Her şeyin müşteri tarafından belirlenmesine izin vermemeli, kime mal satacağına karar verebilmelidir. Zor gibi gözükse de bunun anahtarı “Ar-Ge, yeni ürün , niş marketler , doğru mal satma” sözcüklerinde bulunabilir. Bence artık karları artırmanın yolu maliyetleri düşürmekten değil, ürünü ve operasyonu tanımlayabilen, fiyatı belirleyebilen olmaktan geçiyor. Bu kuralları koyabilmek büyük ölçüde işletme yönetiminin vizyonuna bağlı olsa da gelecek “kendi kurallarını koyabilenler için” gelecek. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|