|
Pazartesi, 20 Nisan 2009 16:24 |
|

İşsizlik rakamları teğet teoremini çürüttüğünden beri hükümetten teorinin yeniden değerlendirilmesi hakkında görüşler duyamıyoruz. Suni gündemlerle zaman geçirmeye, dünyada işlerin düzelmeye başlamasını ummaya devam ediyorlar. Ardı arına açılan ancak etkisini çok hissetmediğimiz paketlerin yerine geçen hafta nihayet biraz daha ciddi orta vade planlarını açıkladılar. Plandan anladığımız kadarıyla ayaklar yavaş yavaş suya ermiş durumda. Gerçekler gün yüzüne çıkmış. Krizin teğet gibi geometri teoremleri ile değil aksine aritmetik ile doğrudan ilişkili olduğunun farkına varılmış. Aslında hepimizin farkında olduğu gibi hükümette daha başından beri her şeyin farkındaydı. Sadece “mış gibi yapmak” bu topraklarda genel geçer bir kural olduğu için onlarda kriz yok “mış” gibi yaptılar. Öyle ya, yıllardır bu ülkede demokrasi var “mış” gibi yapılır, yolsuzlukların üzerine gidiliyor “muş” gibi yapılır, terörle mücadele ediliyor “muş” gibi yapılır da kimsenin gıkı çıkmaz. Bir kez de ekonomi güzelmiş gibi yapalım ne çıkar? Baharla birlikte insanlar artık olumlu şeyler duymak isteyen tonda sorular soruyorlar. “İşler nasıl?” sorusunun cevap beklentisi 6 ay önce kriz geyikleri iken şimdilerde insanlar birilerinden işlerin iyiye gitmeye başladığını, başlayacağını duymak, ummak istiyorlar. İşler artık yavaş da olsa iyiye gidiyor. İbre pozitife dönecek gibi. Ancak şimdi bizi daha zor bir süreç bekliyor. Ancak ekonomide durmuş olan çarklar eskisi gibi hızla devreye girmiyor. Hızlanan bir araba gibi ilk anlarda daha fazla güç ve çaba gerektiriyor. Çünkü başlarda avantaj gibi gösterilen “ülkemizin krizlere alışık olması” durumu aslında bizi biraz biraz olumsuz etkiledi. Önceki krizlerden ağzı yanmış tüm işletmeler ve yönetimleri ön görüden yoksun biçimde ve (belki de gereğinden fazla) sert tepkiler verdiler. Bu sebeple daralma çok hızlı ve sert oldu. Görünürde ekonomik göstergelerinde çok bozulma gözükmeyen (başbakanını bile teğet teoremine inandıran) ülke önlem almayan hükümet ve seçimin de etkisiyle birden bire sanayi üretimi en çok yara alan, işsizliği patlamış bir ülke haline geldi. Bundan sonra yazın da etkisiyle işler yavaş yavaş iyiye gitmeye başlayacak. Aylardır stok eritmeye, eleman azaltmaya çalışan işletmelerin yavaş yavaş üretmeye başlaması gerekecek. Üretmek için hammadde ve iş gücü gerek. Bu aşamada iki büyük sorunumuz var. Verimsizlik ve kırılganlık. İşletmeler önlerini göremedikleri için eleman alamıyorlar. Üretimlerini arttırmak için fazla mesai yapmaları gerek. Bu da maliyetlerin artması demek. Benzer şekilde işletmeler hammadde ve malzeme kaynaklarına ulaşmada sıkıntı yaşıyorlar. Aylardır bozulan ödemeler ve tahsilatlar yeni satışların önünde risk ve engel durumunda. Satıcılar da mal satmak isteseler bile tahsil edememe riskini göze alamıyorlar. Ya da göze almak için gerekli risk primini (tahsilat vadesinin uzayabileceği vs.) fiyatlara ekliyorlar. İthal edilen mallarda da maliyet artışları var. Çünkü tedarikçiler eskisi gibi yüksek miktarla alıp lojistik maliyetlerini düşürebilecek durumda değiller. Eskiden 10 birim birden sipariş eden şimdi tek tek ithal etme yoluna gidiyor. Bu da lojistik maliyetlerinin ve ithalat masraflarının artması demek. Özetle kırılganlık, verimsizliğe yol açıyor. Ayda yüz binlerce araç üretmek üzerine kurulmuş bir otomotiv sanayi ve buna bağlı bir tedarik zinciri ayda on binlerce araç üretse de üretim ölçek yüzünden verimsiz oluyor. Ancak bizim tanıdığımız tüm işletmelerin ortak görüşü iş (sipariş) yokluğunun moral bozukluğu hiçbir şeye benzemiyor. Biz de onlar gibi ürettikçe her sıkıntıyı aşacağımıza inanıyoruz. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|