| Vergi ve Demokrasi |
| Pazartesi, 31 Mayıs 2010 12:46 | |||
![]() Tarihin her sahnesinde, bir yere hakim olmanın göstergesi vergidir. Eğer yıldan yıla hasılatı toplayabiliyorsanız o yerin hakimi sizsiniz. Devletler vergi ile yaşar, büyür ve genişler. Aldıkları vergileri kullanarak vatandaşlarına hizmetler sunarlar. Hükümetlerin görevi ise düzeni ve etkinliği sağlamaktır. Kimden ne vergi alınacak, bu vergilerle hangi hizmetler, kim için nasıl sağlanacak, sorularını etkin biçimde cevaplamaktır. Ama her zaman böyle olmaz. Devlet giderek hantallaşır. Bu hantallığı sürdürmek için her zaman daha fazla paraya-vergiye ihtiyaç duyar. En kolay olan yatırımları kısmaktır. Sonra vatandaşa hizmet etmekten vazgeçilir. Sağlık hizmetlerinin kapsamı daraltılır. Eğitim paralı hale getirilir. Daha da olmuyorsa yeni vergi türleri keşfederek aynı gelirin birden fazla kez vergilendirilmesine başvurulur. Çünkü kural koyucu olunca kimse size hayır demez. Vergiler arttıkça vergilendirilen vatandaşlar da vergiden kaçınmak için türlü yollara başvurmaya başlarlar. Çünkü devlet gerektiğinden fazla vergi almaktadır. “O zaman vergi kaçırmak da bir haktır” diye düşünürler. Devlet karşı hamle ile kaçış noktalarını tıkayan genelgeler, kanunlar yayınlar ve bu durum böyle sürer gider. Devlet denetleme görevini bırakıp vatandaşlarının beyanlarına ve yemin ettirdiği (!) müşavirlere güvenerek vergi topladığı için de bir süre sonra dürüst vatandaş ile vergi kaçıran arasındaki fark belirginleşir. Vergi kaçıran zenginleşirken, vergisini ödeyen devletin hantallığını finanse etmeye devam eder. Gazeteler, beyanına göre asgari ücretten bile az kazanan ama villada oturan kuyumcuları ve doktorları yazar. Adalet ortadan kalkar, vergi çeşitliliği artar. Vergi işi karmaşık bir hale gelir. Vergi ödeyen, başkalarının ne kadar vergi ödediğine, ödediği vergiye karşılık hizmet alıp almadığına bakar ve isyan eder. Çünkü dürüstçe vergisini ödemesine rağmen hizmet alamaz. Mahkeme kapısına düşmekten korkar, sürünme tehlikesi vardır! Sağlık hizmeti alamadığı için özel sigortalara her yıl para öder. Devlet iyi bir eğitim sunamadığı için çocuklarını özel okula göndermek zorundadır. Üç temel devlet hizmeti adalet, sağlık ve eğitim aksamaktadır. Peki hükümetler ne yapar? Genellikle devletin gelir-gider dengesini yönetemeyip devleti batırırlar. Bu durum vatandaşlara ek yükler olarak geri döner. Biraz daha iyileri dengeyi tutturup bununla övünürler. İstikrardan dem vururlar. Ama asıl beklenen devletin temel hizmetlerinde yapılacak iyileştirmelerdir. Şu anda vergisini ödeyen her mükellef devletin adaletli vergi topladığına inanmıyor. Ödediği verginin karşılığını alamadığını düşünüyor. İhale kanununu rekor sayıda değiştiren hükümet ise bu düşünceleri iyileştirecek adımları atmıyor. Hizmetleri iyileştirmiyor, yapısal reformlardan uzak duruyor, kolaya kaçıyor. Peki neden? Çünkü rakibi yok. İhtiyacımız olan tek şey siyasette alternatif ortaya çıkmasının önündeki engelleri kaldırmak ve rekabeti arttırmak. İşimize geldiği gibi değil tümden demokrasiyi savunmak. Yoksa işimiz zor. Serkan Özgöz'ün Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

