| Vagon mu? |
| Pazartesi, 29 Mart 2010 23:30 | |||
![]() Yerel seçimlerin akla, izana sığmayan çok sayıda vaatleri arasında en büyük malzeme şehrimizin ulaşım sorunları idi. Gerçekten çarpıcı ve hayal gücüne hayran bırakan projeler üretme konusunda adaylarımız bir süre kendilerinden geçtiler. Yapılabilirlik, proje yönetimi olgusunun birincil şartıyken onlar sadece proje lafını beğendiklerinden özellikle basın önünde kantarın topuzunu kaçırmakta bir mahsur görmediler. Seçimler sonrasında ipi göğüsleyen başkanımız seçim öncesinde başladığı “BURSARAY Vagonları Bursa’da Üretilecek” iddiasının peşinden gitti. Son günlerde bu faaliyetler ile ilgili gelişmeleri yerel basınımızdan ilgiyle izlemeye devam ediyoruz. Bildiğiniz gibi Bursa’nın bir otomotiv şehri olmasının kaynağı, çok uzun yıllar boyunca otobüs üretiminde gösterdiği başarıdır. Türkiye’de yolcu taşımacılığı adeta Bursa’dan doğmuş, tüm ülkenin otobüslerini bu şehir üretmiştir. Ne zamana kadar? 1970’lerde yabancı ortaklı bir otobüs fabrikası üretilmeye başlanana kadar. O tesis ile birlikte değişen gümrük rejimleri yüzünden yarı mamul (şasi, motor vb) ithalatında zorlanan Bursa otobüs üreticileri, 1980 ve sonrasında dışa açık ekonominin rüzgârıyla özelikle çift katlı otobüslerde harikalar yaratmışlardır. Bu yüzden Başkanımızın vagonların Bursa’da üretilmesi konusundaki çabalarını alkışlamak gerek. Böyle bir birikimi olan bir şehirde başkaca bir tavır da beklenemezdi zaten. Vagonlar dışında toplu ulaşımda kullanılan ikinci araç otobüs. Geçenlerde sohbet ettiğim bir otobüs üreticisi ile sektörün ne kadar zor günler geçirdiğini, büyük otobüs firmalarının lobi faaliyetlerinin ne kadar güçlü olduğunu, bu baskılar ve diğer sebepler yüzünden tercih edilmediklerini, ihracat yapabildiklerini fakat ülke içinde zorlandıklarını paylaştık. Bu sırada ulusal basınımızda Alman otomotiv devi Daimler’in özellikle büyük taşıt, otobüs-kamyon grubunda dünya çapında yürüttüğü rüşvet organizasyonu ve bu organizasyonun Türkiye bağlantıları gün yüzüne çıktı. Elbette ki bu çabalar yine diğer davalarda da olduğu gibi yurtdışında açılan bir dava sonucunda meydana çıktı. Dava sonunda Daimler Amerikan Adalet Bakanlığı ile uzlaşmaya giderek yaklaşık 100 milyon dolar cezayı ödemeyi kabul edebileceğini açıklamış. Haberden anladığımıza göre rüşvet genellikle 3. şahısların hesabına yatırılıyor, Daimler bu yolla ihalelerde öne geçiyormuş. Rüşvet, şirket bilançolarında “komisyonlar, özel indirimler ve gerekli ödemeler” başlığı altında gösteriliyormuş. Haber bize, dünya sermayesinin önce gümrük, sonra telif yasaları ile girdiği ülkelerde çökertmediği sanayi dallarında pis işlere bulaşmaktan çekinmediğini gösteriyor. Vagon yapmaya henüz başlamadık ama otobüsü yıllardır yapıyoruz. O halde bize düşen (her şeyde olduğu gibi) en azından yerel yönetimlerimizde yine bu şehrin insanı tarafından üretilen otobüsleri öne çıkarmaktır. Ne dersiniz? Mümkün değil mi? Vagonları Bursa’da üretirken neden Bursa sokaklarında, başka yerlerde üretilmiş otobüslere tahammül edelim. Serkan Özgöz'ün Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

