|

Seçimlere çok az kaldı. Her zaman olduğu gibi bu kez de plansızlığın, ön görmemenin, sistem kurmayı önemsememenin cezasını vatandaş çekti. Daha en başta düşünülmesi gereken “Kim, nasıl oy verecek?” sorusu en sona bırakıldı. Siyasiler meydanlara indiler, seçim kurulları sandık, okul, görevli peşine düştüler. Sonra birden birinin aklına esas konu geliverdi. Bu seçimde kimler oy kullanacaktı? Oy kullananın o kişi olduğunu nasıl anlaşılacaktı? Alelacele YSK’ya başvuruldu. YSK, sanki bu sorumluluk baştan beri kendisinde değilmiş, varlığının sebeplerinden biri bu değilmiş gibi konuyu düşündü, tartıştı ve kararını verdi. “Seçimde oy kullanabilmek için T.C.Kimlik No. bulunan bir kimlik gerekli.” Ancak seçime iki hafta kalmıştı ve henüz kimliğinde TC kimlik numarası olmayan milyonlarca vatandaş vardı. Bunu duyan vatandaşlar ise (ilgili kanun 29 Nisan 2006’da yürürlüğe girmiş olmasına rağmen) nüfus müdürlüklerinin önlerinde uzun kuyruklar oluşturdular. İçişleri Bakanlığı, Nüfus Müdürlükleri’nin gerekirse hafta sonları da çalışabileceğini belirtti. Ancak görüldü ki bu ek çaba bile kimlikleri güncellemeye yetmeyecek. Derken YSK bu kez “kimliğe gerek yok nüfus sureti yeterli” kararını aldı. Buna rağmen kuyruklar azalmadı, sıkıntı geçmedi. Elbette ki vatandaşların oy vermek için bu kadar zahmete katlanması demokrasimiz için iyi. Ancak tüm bu süreçteki ihmalleri de göz ardı etmemek gerek. Görüldüğü gibi bir işin doğru sonuçlanması için tüm araçların var olması yetmiyor. 37 yıldır sürdürdüğünüz bir MERNİS (Merkezi Nüfus İşleri Sistemi-5 Mayıs 1972, detaylar: http://www.nvi.gov.tr) projenizin olması, adrese dayalı nüfus sistemine yüzlerce milyon liranın harcamış olmanız, binlerce memurun çalıştığı nüfus müdürlüklerinin varlığı, sırf seçim işlerini düzenlemek ve güvenilir seçimi doğrulamak üzere tesis edilmiş seçim kurullarının bulunması, doğru ve güvenilir bir seçim yapılmasına olanak sağlamıyor. Tüm bu süreçte 37 yıl bir nüfus projesini zorlukla ve eksiklerle (arsalarda oturuyor gözüken seçmenler vs) bitirilebilen bir nüfus projesinin idarecileri, seçimle ilgili düzenlemeleri sadece seçime birkaç ay kala yapmayı aklına getiren seçim kurulları, sistemin içine bilgi yönetiminden anlayan, işin uzmanı insanları dahil etmeye elverişli olmayan bürokratik yapı, kanun değiştiği halde 2006’dan beri vatandaşı bilinçlendirmeyen, zorlamayan nüfus idare sistemi, vatandaşlık görevini zamanında yerine getirmeyen vatandaş suçlu. Yani kısacası (genelde olduğu gibi) hepimiz suçluyuz. Belki seçimler geçirdiğimiz tüm seçimlerin en doğrusu ve en güveniliri olacak. Ancak yukarıda yazdığım süreç yüzünden insanların kafasındaki güven sorununu çözmemiz zor. Seçimden sonra nerede, ne sonuç çıkarsa çıksın insanların kafasında hatalı (güven vermeyen) bir akış olacak. Seçim başarıları ya da başarısızlıkları bu yanlış algılara kurban gidecek. İşletme yönetiminde, devlet idaresinde ya da kişisel yaşamımızda bilgi süreçlerini, bilgiyi yönetmeyi ve doğrulamayı önemsemezsek yersiz güven sorunları yaşamaya devam ederiz. Aldığımız sonuçlar, edindiğimiz bilgiler (doğru bile olsalar) bizi tatmin etmeye ya da doğru karar almaya yetmez. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|