|
Pazartesi, 11 Mayıs 2009 15:54 |
|

Halbuki yola ne güzel çıkmıştık. Gemi ne kadar büyük (kapitalizm ve küreselleşme) ve ihtişamlıydı. Batacağına ihtimal bile verilmiyordu. O yüzden çok önleme de gerek yoktu. Filikalar göstermelikti. Ama bilinen bir şey var ki gemi (dünya ekonomik düzeni) battı. Aynı Titanik hikayesi gibi. Daha az bir zaman önce güvertede geminin ucunda, sıcak meltem altında (sınırsız finansman) kollarını açarak geleceği, umudu kucaklayan genç (KOBİ) şimdi eksi derecelerde seyreden suyun içinde. Donmak üzere olanlar, bir tahta parçasına tutunmuş olanlar, bir filikanın (IMF) içine doluşmuş olanlar var. Bize de zamanında ‘filikaya binin’ dediler ama biz istemedik. Yüzmeyi sevdiğimizden herhalde. Evet, gemiyi biz batırmadık. Bu kez suçumuz yok. Ama maalesef hepimiz suyun içindeyiz. Su çok soğuk. Kanımız çekilmiş durumda ve karanlık yönümüzü görmemize, umutlanmamıza engel oluyor. Korku dolu saatlerin, çırpınmaların ve geminin batışının ardından artık yavaş yavaş sabah oluyor. Gün ışığı neler olduğunu (stres testleri vs) , ne durumda olduğumuzu daha iyi görmemizi sağlıyor. Şükretmeli miyiz? Evet, çünkü hayattayız. Ama henüz kurtulmadık. Ayağımızı karaya basmış değiliz. Peki, kurtulmak için ne yapmalıyız? Yüzsek! Ne yöne gideceğimizi bilmiyoruz. En iyisi beklemek (mi?) Peki, en azından filikanın (IMF) kenarına tutunsak da yorulmadan beklesek mi? Yaralılar ne olacak? “İstatistik sayılarla yalan söyleme sanatıdır” derdi bir hocamız. Çok iyi bir durumu olduğunda kötü de gösterebilir ya da kötü bir durum için çok iyi çıkarımlar da yapabilirsiniz. Piyasada o kadar çok veri var ki hangisini dikkate almak, neye tutunmak gerek kestirmek mümkün değil. İlk üç ay için geçen yıla göre değerlendirmelere bakarsanız sanayi çok ciddi yara almış, işsizlik patlamış durumda. Ama mart ayında sanayi üretimi şubata göre de yüzde 13,4 artmış. Bu ne demek? Aylardır eksiye giden rakamlar artıya döndü demek. Önlemler (vergi indirimi) daha önce alınsa artıya dönüşün çok önce olabileceği kanıtlanıyor demek. Peki, hep artarak mı gidecek? Önlemlerin devam etmesi lazım. Gerçi hükümet değişikliği bizleri biraz umutlandırdı ama hükümetin ne yapacağı (bu koşullarda ne yapabileceği) çok belirli değil. Bu yüzden sabah olduğu için sevinmeliyiz. Gecenin karanlığından daha iyi durumdayız. Güneş biraz biraz ısıtmaya başladı. Ama dediğim gibi hala ayağımızı karaya basmış değiliz. Karaya ne zaman mı çıkacağız? Ya bir gemi gelip bizi kurtaracak ya da biz ekonomimizdeki gerçek yapısal sorunlara odaklanıp, kayıt dışı ile gerektiği gibi mücadele edip, gelir dağılımını düzeltip, hepimiz için sağlıklı ve güçlü bir ekosistem kuracağız. Dayanma gücümüz artacak. Sağladığımız bireysel, kurumsal ve ülkesel tasarrufla bir gün değil günlerce suda kalsak bile ölmeyeceğiz, kurtulacağız. Akıllanacağız. Filikasız gemilere (ne kadar muhteşem olurlarsa olsunlar) binmez olacağız. Sudan ve batmaktan korkmaz olacağız. Gerçi hükümet ‘öncelik anayasa’ diyor ama anayasa değişikliği bana suyun içinde ayakkabı bağlamak gibi geliyor. Önce kurtulsak sonra bağlasak olmaz mı? Yoksa nasıl kurtulacağımızı bilmediğimiz için “bari ayakkabıyı bağlayalım” mı diyoruz? Ne dersiniz? Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|