|

Krizin ilk gününden itibaren seçime kadar geçen sürede siyasetin kendi doğası gereği tüm dikkatini seçimlere vereceği, seçim ve seçilmenin dışında bir şeye, hele ki ekonomiye hiç odaklanamayacağını yazmıştık. Öyle de oldu. Şimdi tam krizi aştık derken, başımıza bir de açılım çıktı. Hükümet ya da açılımcılar İmralı’yı muhatap alırlar mı bilinmez, ama “15 Ağustos’ ta açıklama yapacağım” sözünden sonra telaşa kapılanlar çoktan İmralı’ya kulak kesilmiş gözüküyorlar. Ama biraz daha bekleyecekler, malum şahıs çalışmasını yetiştiremedi. Aklımızdan bile geçmezken birden tüm hücrelerimiz açılım ile doldu. Bereketli bir yaz geçiriyoruz anlayacağınız. Açılım önce “Kürt Açılımı” iken birden keskin bir dönüşle demokratik açılıma dönüşüverdi. Alevilerin sorunlarını, gözaltında ölen insanların haklarını, seçim sistemini, siyasi parti başkanlarının seçilme kurallarını, milletvekili dokunulmazlıklarını, sivil anayasa unsurlarını içerme belirtileri göstermeyen bir demokratik açılımla karşı karşıyayız. Hükümetin bu yönde hazırlığı bulunsa bile en azından takvim olarak dışsal etkilerle hızlanan süreç bende baştan sona samimiyetsizlik algısı uyandırıyor. Tıpkı işsizlik fonlarının başka amaçlar için kullanılması gibi. Ben bu yazıyı yazarken, Başbakanımızın Rize’de “Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedirmeyeceğiz” diye nutuk atıktan iki gün önce, Meclis fonların başka amaçlar için de (seçimden önce hız verilen devasa! alt yapı yatırımlarının müteahhitlerine ödeme yapmak gibi) kullanılabileceğini onayladı. Sadece bunlar mı? Elbette hayır. Sendika temsilcilerimizden biri, kendisi ile demokratik açılımı görüşmeye gelen İçişleri Bakanımız ile görüşmeden sonra aslında paketin ekonomik demokratikleşme paketi olması gerektiğini söylüyor. Ben de onu dinlerken sendika başkanlarının, oda başkanlarının, nasıl seçildiğini anımsamaya çalışıyorum. Kalkıp kaynaklarıma bakmak istiyorum. Samimiyetsizlik duygusu beni yeniden koltuğuma çiviliyor. Herkes başkasını demokratikleştirecek demokratikleşme paketlerinin peşinde anlayacağınız. Kimse kendisi ile ilgili bir demokratik anlayışı, hareket tarzını açıklayamıyor, açıklamıyor. Tıpkı teröriste terörist diyemeyen partinin, neden iki tane eş başkanı olduğunu, neden Güneydoğu halkına baskı ile kepenk kapattırdıklarını, neden yıllardır demokratikleşme diye bağırdıklarını, partinin içindeki insanların istediği her şeyi söyleyemediğini açıklayamadığı gibi. Tıpkı demokratikleşme diyen liderlerimizin parti içi demokrasiden hiç bahsetmedikleri gibi. Tıpkı “gençlerin önünü açmak lazım” sözünü yıllardır aynı adamlardan duymaya devam ettiğimiz halde hiç sesimizi çıkarmadığımız gibi. Ne dersiniz? Kamera şakası mı bu? Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|