| Otomotiv ve makinada maraton başladı |
| Pazartesi, 14 Aralık 2009 13:45 | |||
![]() Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın ilk 250 firma araştırmasında, 2008 yılı rakamlarına göre, otomotiv tek başına yüzde 46 ile birinci, makina ise yüzde 12 ile üçüncü sırada. Bu iki sektör Bursa’nın ilk 250 firmasının toplam ciroları içinde yüzde 58 orana sahip. İhracat rakamları baz alındığında bu oran yüzde 75’e çıkıyor. İki sektör birlikte yine ilk 250 firma içinde 75 bin kişilik bir istihdamı sağlıyor. Krizin başında en hızlı ve sert etki, bu iki sektörümüzde meydana gelmişti. Geçen kasım ve aralık aylarında otomotivde siparişler biraz da gereksiz biçimde neredeyse sıfıra düşmüştü. Öncelikle Avrupa’ya ve tüm dünyaya etkili ihracat yapan makina sektöründe de durum aynıydı. Özetle krizden en çok etkilen şehirlerden biri Bursa olmuştu. Tüm dünyaya üretim yapmak için organize olmuş bir hacim, bir anda müşterisiz kalmış, işten çıkarmalar, finansal daralma ve diğer sorunlar hepimizi bunaltmıştı. O dönemlerde krizden çıkış senaryoları konuşulurken, ben Bursa’nın bu sektörel dinamikleri sayesinde krizden en önde çıkacak şehirlerden biri olduğunu, Avrupa’nın yavaş hareketinin dışında çok bir risk bulunmadığını bu sütunlardan aktarmaya çalışmıştım. Bugün yaşadığımız tarihi küçülmeler, derin bütçe açıkları yüzünden krizin bizi değil, bankaları ve Başbakanımızı teğet geçtiğini somut olarak ispatlayabileceğimiz durumdayız. Artan sanayi üretimi ile birlikte krizden çıkmaya başladığımızı söyleyebiliriz. Başından beri Bursa’nın şansı olan otomotiv ve makina sektörleri çoktan hareketlenmeye başladı bile. Renault (birçok otomotiv firması projelerini ertelerken), binek araçlarda yeni modelleri ile dünya önüne çıkıyor. Tofaş, ticari araç liderliğine koşuyor. 2010 yılı programları artmaya devam ediyor. Bir yandan dış pazar için hazırlıklar sürerken, içeride aylık yüzde 1’in altında faiz vaat eden finansman modelleri ile iç talep destekleniyor. Makinada da durum benzer. Son aylarda hareketlenen dış talep, tedarik, yapabilirlik, teslimat ve lojistik gibi sorunları beraberinde getiriyor. Değer zincirinde yukarıdan talep geldikçe tüm yan sanayi buna göre yeniden organize oluyor, talebin peşinde hızlı hızlı yürümeye, ardından hız arttıkça koşmaya başlıyor. Bu koşu bir maraton ve bu sefer maraton çok daha uzun. Koşunun uzun süreceğini düşünerek ilk anlarda gereksiz deparlara kalkışmamak, nefesi doğru kullanmak, yavaş yavaş tempo vermek gerekli. İlk anlarda önemli olan, sıramızı koruyup, yarışın hızlı tavşanları ana sanayi ve müşteriye olabildiğince ayak uydurup gruptan kopmamak. Umarım 2010’un ikinci yarısı hepimiz için dışarıdan atak yapıp önlere geçebileceğimiz imkanlar sunar. Umarım ülkenin siyasi gündemi yarışçılarımızın ayağına kuşun sıkmaz. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

