İstismar
Pazartesi, 21 Haziran 2010 10:36


“Bu bir siyasi istismardır.”
Çok bildik bir siyasi suçlama, yıllardır gündemimizde. Toplumun önemsediği damarlara dokunmak, hassas noktalarla oynamak, böylece oy elde etmek siyasetçinin en iyi bildiği, en sevdiği davranış biçimi. Peki, sadece siyasetçinin mi?
Bu yazıyı yazarken 11 şehidimizin haberlerini izliyorum. Başbakan, açıklamayı patlatmış: “Her türlü bedeli de ödemeye hazırız.”
Halbuki bedeli ödeyen kendisi değil. Bir hafta önce bir dostumun yanında otururken, oraya ziyarete gelen, askerden bir hafta önce gazi olarak dönmüş, bacağını kaybetmiş gencin ödediği bedelden bahsediyor herhalde. Ya da 11 gencin ailesinin ödediği bedeli de kastediyor olabilir.
Ama ölen, sakat kalan gençlerin dışında bedel ödeyen kimsenin olmadığını, olmayacağını çok açık bir şekilde görüyoruz.
Başbakan, bedel ödemeyecek. “Tam çıkışa geçtiğimizde dış mihraklı bu terör…” şeklinde başlayacak ve İsrail üzerinden oy devşirmeye çalışmaya devam edecek.
Muhalefet liderleri, şehitleri siyasete alet ederek hükümeti sıkıştıracak. Onların da aklında bedel ödemek olmayacak.
Genelkurmay Başkanı, bedel ödemeyecek. Şehidin ailesine Allah’tan rahmet dileyecek, “Üzgünüz, profesyonel orduya yakında geçiyoruz” diyecek.
Ben yazıyı yazdığım sırada sorumluluk sahipleri, çok üzgün olduklarını vurgulamak üzere Van’da tören düzenliyorlar, hatta genel kaideyi bozup ilk defa töreni basına da açıyorlar. Tüm sorumluların hepsi bu törende. Belli ki çok üzgün olduklarını göstermek istiyorlar.
Halbuki susmanın, susup eyleme geçmenin tam sırası.
Peki ne olacak?
Bu milletin vatanına, şehitlerine, Allah yazgısına olan inancına dayanarak sorumluluklarını yerine getirmeyen herkes yıllardır olduğu gibi bedel ödemek yerine, yine bu duyguları istismar edecek. Millete ise yine Allah yazgısına boyun eğmek, bedeli kanıyla canıyla ödemek kalacak.
Akılla düşündüğümüzde bu işin dıştan kaynaklı olduğunu görmemek mümkün değil. Kabul edemediğimiz ise buna izin verecek kadar aciz bir durumda olmamız. Bu acizliği ise bahanelerin arkasına gizlenerek, geleceğe vaatler vererek örtmeye çalışmamız.
Şehitlere verilen önemleri, gidemediğiniz cenazeler yüzünden, basın önünde törenlerle göstermek işin şov kısmı. Bunun yerine yaptığımız mücadeleyi daha etkin kılacak önlemleri almak, devleti tüm birimleriyle bu iş için organize etmek sorumluluk gerektirir. Ve bu ülkede, milletin sırtında, her zaman olduğu gibi işini yapmayan, sorumluluğunu yerine getirmeyen, sonuçları üstlenmeyen, duyguları istismar ederek hala yerini koruyan çok insan var.
Ancak bunun bir Kurtuluş Savaşına yavaş yavaş dönüştüğünü, karşımızda bir terör örgütü değil uluslararası bir çıkar grubu olduğunu görmemiz gerek.
Bu sebeple içsel çekişmeleri bir kenara bırakıp daha sorumlu hareket etmek ve kenetlenmek gerek. Biz sorumluluk duyarken, sorumluluğunun başında olanların da birbirlerini suçlamak ve hedef göstermek yerine, bir şeyler yaptığına inanmamız gerek.

Serkan Özgöz'ün Tüm Yazıları İçin Tıklayınız