İstihdam ve sorular
Pazartesi, 14 Haziran 2010 10:09


Siyasetçilerin kan dolaşımı yaklaşan seçimle birlikte değişmeye başladı. Hükümet, daha doğrusu Başbakan Gazze’den vakit kaldıkça iç işlerle ilgileniyor. Ama ilgileneceği işleri artık yaklaşan seçime göre belirlemeye başladı. Hal bu olunca 8 yıllık bir iktidarın karnesindeki kırıklar da yumuşak karnını oluşturuyor.
İşsizlik, yoksulluk, krizin etkileri, kitleler üzerinde negatif etki yaptıkça insanların bireysel tercihleri de değişiyor. Oylar etkileniyor.
Bu değişimi gören siyaset hareketleniyor, siyasetçinin beynine kan gidiyor.
Başbakan karnesindeki zayıf not için hedefi gösteriyor. “İşsizlik yüzde 10’a düşecek. Hem de birkaç ay içinde.” İnanmaz gözlerle bakanlara da çıkışıyor : “Teğet geçecek dediğimde de inanmadınız!”
Evet, inanmadık, hala da inanmıyoruz. Çünkü kriz teğet geçmedi. Bunu söylerken elbette ki bankacılık sektörünü ve devletin ekonomik yapısını kastetmiyorum. Kastettiğim tüm kriz boyunca devletin ve bankaların yalnız başına bıraktığı bu ülkenin katma değerini yaratan özel sektör.
Eğer kriz teğet geçmiş olsaydı bugün bir istihdam sorununuz, bir yatırım sorununuz olmazdı. Eğer kriz teğet geçmiş olsaydı bugün bankacılar kredi verebilecek firmaları mumla aramazlar ve ağır rekabet altında ezilmezlerdi.
Eğer kriz teğet geçmiş olsaydı siz bugün milyonları işe sokmak için yeni çareler aramazdınız.
Bu arada Başbakan’ın yüzde 10 hedefine ulaşmaya çalışan Çalışma Bakanımız açıkladı: “İşsizlik biraz acı reçete ile düşecek, reçeteyi devlet, sendika ve işveren karşılayacak.”
Hedefleri fazla mesaiyi ortadan kaldırmak, daha fazla mesleki eğitim vermek, kıdem tazminatının işleyişini yeniden yapılandırmak, özel istihdam bürolarını etkinleştirmek, kreş ve bakım evlerini geliştirmek ve kayıt dışını önlemek. Bu altı başlık öncelikli hedef.
Tüm bu önlemlerin elbette ki faydası olacaktır. Ancak burada sorulması gereken soru şu: Tüm bunları yapmak için 8 yıldır ne bekliyoruz? Çeşitli resmi-yarı resmi örgütlenmeler eliyle eğitilen 2 milyon küsur kişinin sadece 25 bini iş sahibi olmuşken bu önlemlerle işsizliğin aşağılara çekileceğine inanmak gerçekçi mi? Yoksa krizin başında olduğu gibi alabildiğine küçülmüş tekstil sektörünün yüzde 47 büyüdüğünü iddia eden TÜİK’nin kalem oynatmasına mı güveneceğiz?
Türk sanayisi için gittikçe cazibesini artıran ve krizle daha belirgin hale gelen Bulgaristan, Romanya vb. ülkeler tarafından verilen yatırım teşviklerini örnek alsak olmaz mı? Acı reçete diye sanayicinin tepesine binmeye ve maliyetlerini artırmaya devam edeceğimize, yatırımın önünü açmaya çalışsak olmaz mı? Sahi, tam krizin ortasında açıklanan bir teşvik paketi vardı? O ne oldu? Yatırımlar patladı mı?

Serkan Özgöz'ün Tüm Yazıları İçin Tıklayınız