İşsizlik ve yapısal sorunlar
Pazartesi, 26 Temmuz 2010 10:03


Bir danışmanlık projesi için müşterilerimden birindeyim. Süreçleri gözden geçiren bir çalışma yapıyoruz. Müşterim otomotiv sektöründe, size aktardığım toplantıda görüştüğümüz departman ise mühendislik departmanı.
Bilenler bilir, otomotiv sektöründe mühendislik departmanı üretimde yapılan her işin parametrelerinin belirlendiği, hesaplandığı, metot çalışmasının yapıldığı bir birimdir. İşin yapılış şekli bu birimde belirlenir.
Toplantı başlamadan önceki kısa tanışma sohbeti küçük bir şokla sonuçlandı. Mühendislik departmanında çalışan arkadaşlardan biri, üniversitede tarih eğitimi almıştı.
Otomotiv sektöründeki bir şirkette, mühendislik departmanında tarih eğitimi almış bir personel ile sohbet ediyordum. Hikayesini detaylandırmak için biraz da merakımdan sordum.
“Kahramanımız süper lise mezunu. 1998’de Eskişehir Anadolu Üniversitesi Turizm ve Otelcilik bölümünü kazanıyor. Bir yıl okuduktan sonra bölümü yarım bırakıp yeniden sınava giriyor. Bu kez Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü kazanıp 4 yılda eğitimini başarı ile tamamlıyor. Ardından Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde Tarih Öğretmenliği ana bilim dalında yüksek lisansını tamamlıyor. Aynı üniversitede 1 yıl boyunca araştırma görevlisi olarak çalışıyor. Özel sebeplerden dolayı Bursa’ya dönüyor. Tarih öğretmeni olarak iş bulamadığı için bir tekstil şirketinde işe başlıyor. 1 yıl süre ile üretimden sorumlu olarak görev yapıyor. Tekstil firması maliyetlerden dolayı şirketi yurtdışına taşıyor. Kahramanımız tarih öğretmeni olarak tekstil sektöründe iş bulamadığı için bulabildiği bir işe giriyor. Başta yazdığım müşterimde Pres Operatörü olarak işe başlıyor. Yaklaşık bir yıl boyunca küçük boy ve büyük boy preslerde pres operatörü olarak çalıştıktan sonra başarısı ile dikkat çekiyor. Gerekli eğitimleri alarak kaynak robot operatörü oluyor. 1 yıl da burada çalıştıktan sonra yine başarısı sebebiyle mühendislik bürosunda metot sorumlusu oluyor.”
Hikaye uzun, ama çok dikkat çekici.
Bu hikayeyi buraya yazmadan birkaç dostumla da paylaştım, fikirlerini aldım. Siz ne düşünürsünüz bilmiyorum, ama benim değerlendirmelerim aşağıda.
Hikayenin kahramanının çalışmak ve çalışkanlık adına bir övgüyü hak ettiği açık. Zaten kendisine de söyledim. Ancak kariyerini yönlendirirken biraz daha dikkatli olması bu kadar keskin dönüşlerin yerine ideallerin peşinden gitmesi gerekirdi.
Hikayenin diğer kahramanı olan eğitim sistemimizin tüm ilgililerinin ülke ihtiyaçlarından bağımsız ve başarısız eğitim politikaları yürüttükleri, 8 yıllık iktidarın görev süresince yapılanlara bakılınca bir otuz yıl daha bu acı gerçeğin süreceği ortada.
İşsizliği çözmesi gerekip de bol keseden “Zaten batıda da arttı, birkaç aya yüzde 10’a düşer” tarzında göz boyayan demeçler yerine üretimin gerçek sorunlarına odaklanan ve üremenin dışında (üreme başlı başına bir yapısal sorun) yapısal sorunları bertaraf edebilecek bir İK politikası oluşturmak, sanırım biraz daha gerçekçi.
Birçok resmi, yarı resmi devlet kuruluşu ile çok sayıda sivil toplum kuruluşu sanayinin ihtiyacı olan eğitilmiş iş gücüne odaklanmış durumda. Birinin meslek sahibi olması yetmiyor. Aynı kişiye çalışmayı da öğretmelisiniz. Bize gereken: Bir meslekte uzman, ama görevine sadık ve çalışkan ve hayatını (köşeyi dönerek değil) çalışarak idame ettirmeyi hayal edebilen bir işgücü ve iş gücü piyasası.
Ve son söz: Hızla öğrenebilen, öğrendiklerini aynı hızda unutabilen, eskisinden daha hızlı yeniden öğrenebilen insanlar ve organizasyonlar geleceğin kapılarını ardına kadar açacak.

Serkan Özgöz'ün Tüm Yazıları İçin Tıklayınız