| Felaketler ülkesi |
| Pazartesi, 14 Eylül 2009 12:29 | |||
![]() Önce ikinci çeyrek büyüme rakamı geldi. Teğet geçti, üfledi, acımadı, geçti derken öğrendik ki ikinci çeyrekte de yüzde 7 küçülmüşüz. Küçülmede, krizden etkilenmede lider olmamıza az kaldı. Sonra kabadayı tavırlarla çıktığımız Bosna maçı sonrasında aslanlar gibi kupadan elenişimiz. Sonra şehit haberleri. Sonra DTP’nin tehditleri. Operasyonlar dursun, PKK da silah bıraksın diye… En sonunda da İstanbul’da otuz küsur canımızı alan seller. Ortak noktaları çok aslında. Hepsi aynı anda sadece bizim ülkemizde olur mesela. Hepsinde “uzmanlar önceden uyarmıştır” mesela. Hepsinde de “görev, sorumluluk makamında olanlar topu taca atarlar” mesela. Sorumlu hep başkasıdır. Aslında kriz yoktur, sorumlu medyadır. Hakem yüzünden kupadan elenmişizdir. Terörün sebebi ülkesini korumaya çalışan, görevini yapan vatan evladıdır. Selde canını yitiren insanlara söylenecek tek söz “derenin intikamı kötü olur”dur. Hırsızın hiç mi suçu yoktur bu ülkede? Nasrettin Hoca bu kadar mı öngörülüdür? Hepimizin öğrenmesi gereken çok şey var. Siyaseti öğrenmemiz gerek. Orada da görevlerimiz olduğunu bilmemiz gerek. Almak istediğimiz cevapları verebilecek adamlarla yürümeyi, seçmeyi, seçilmeyi öğrenmemiz gerek. Demeçleri, söylemleri, söyleyenleri dikkatlice dinlememiz gerek. Unutmamamız gerek. 70’lerin acı tecrübeleri yüzünden siyasetten kasıtlı olarak uzak tutulan tüm kesimleri göreve çağırmamız gerek. Hak ettiğimiz insanlarla muhatap olabilmek için yanlışlara tepki göstermeyi, eleştirmeyi, eleştirilmeyi öğrenmemiz gerek. Sesimizi duyurmamız gerek. Artık basiretsizliklerini, vizyonsuzluklarını, başarısızlıklarını kapatmak uğruna türlü takla atan adamlardan sıkıldığımızı haykırmamız gerek. Peki ama nasıl? Bugünden yarına bir şeylerin hemen değişeceğini söylemek güç. Ama bugünlere nasıl gelindiğini, geldiğimizi düşünmeye başlamak bile iyi bir başlangıç sayılabilir. Düşündükçe dillendireceğiz. Her gün daha iyisini arayacağız. Nasıl 2002’de yıllardır koalisyonların bu ülkeye verdiği zararları fark edip bir tek parti hükümetinin seçilmesine vesile olduysak, bugün de mevcutların daha iyisi olabileceğini bileceğiz, arayacağız, talep edeceğiz. Düzen adamı olup susup oturmayacağız. Ve bir gün birileri taleplerimizi duyacak. Bu taleplere sahip çıkacak, karşılamaya çalışacak. O gün demokrasimizin bize verdiği yegâne hakkı kullanacağız. Basiretli adamlarla basiretsizleri birbirinden ayıracağız. Not: Gündemin çok gerisinde kaldı ama değinmeden geçmeyelim. Ekonomi bakanımız varlık barışı konusunda “korkutmak istemem, ama çember daralıyor, yurtdışında parası olanlara son şans” anlamına gelen “hafif tehditkar” cümleler söyledi. Evet, gerçekten çember daralıyor. Ama bizler için değil. Ne dersiniz, 8 yıldır tek başına hükmeden bir iktidarın ekonomi konusunda söylemesi gereken daha farklı cümleleri olması gerekmez mi?.. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

