| En zayıf halka |
| Pazartesi, 15 Mart 2010 10:49 | |||
![]() Bilinen bir laftır. “Zincirin kuvveti en zayıf halkasının gücüyle ölçülür.” Bunun gibi tüm cümlelerden yola çıkılarak yönetim düsturları, işletmelerde mesajlara dönüştürülür. Denir ki “biz bir ekibiz, birlikte başaracağız.” Hatta daha da ileri gidilerek bu gibi sözler sloganlaştırılır, fabrikanın her yerine asılır. İlk başlarda personelin dikkatine mazhar olsa da sonra bu sloganlar sıradanlaşır. O da fabrikadaki diğer metalar gibi görünmez olur. Siz bir tesis gezerken bunları görebilir ve ilgilenebilirsiniz. Ama o tesiste çalışanlar için artık o afişler sıradan birer cisimdir. Köşede unutulmuş, artık kullanılmayan bir dolap gibi. Kimse neden orada olduğunu sorgulamaz. İşletmelerde değişimi yönetme, kültürü dönüştürme ve geliştirme zor bir iş. Yukarıdan aşağıya inen bir kültür dönüşümü ilk başlarda doğru sonuç üretiyor gibi gözükse de yukarıdan gelen baskı veya çaba azaldığında yukarıda anlattığım gibi mesajlar sıradanlaşır. Herhangi bir sebeple gelişmek konusunda içinden bir şey gelmeyen bir adamı baskı, ikna, eğitim gibi yollarla çekelemeye devam etmek geçici çabalardan öteye gitmiyor. Ve o adam dikkat onun üzerinden kalktığında “en zayıf halka” olarak yaşamına devam ediyor. Takma akıl öksürürken çıkıveriyor. Bu söylediklerim çalışma hayatında henüz “yapma, becerme” motivasyonuna sahip, “para, rahat yaşam” motivasyonuna geçmemiş genç insanları kapsamıyor. Bu genç kadrolar heyecan, içinden bir şeyler gelme, kendiliğinden motive olmuş olma konusunda 30’unu geçmiş adamlara göre daha iyi durumdalar. Ancak bunların da handikabı tecrübesiz olmaları. Koşmak istiyorlar, ama doğru yönü göstermezseniz hep yanlış yöne koşuyorlar. Yıllar geçiyor, bu adamların da nefesi tükeniyor. Bakıyorlar ki koş koş bir şey olmuyor. Kendilerine yatacak-dinlenecek bir köşe buluyorlar. Sonra kendi aralarında aslında nasıl koşmak gerektiğini, zamanında kendilerinin nasıl koştuğunu konuşmaya başlıyorlar. Buradan hareketle işletme içinde başarıya koşanları da ikiye ayırmak mümkün. Bir tarafta sprint koşucuları var, diğer tarafta maratoncular. Sprinterler hızlı bir çıkıştan sonra hızlı yol alıp tüm güçleri ile koşuyorlar. Ama kısa mesafe. Maratoncular daha dengeli, yavaşlar ama sürekliler. Koşmaktan yorulmuyorlar. Koşmak hayatları olmuş durumda. Galiba her iki grubun da işletmenin içinde, işletmenin sektörüne, olması gereken değişim hızına göre dengeli sayıda bulunmasında fayda var. Peki ne yöne koşulacak? Bu da işletme yönetiminin işi. Her yönetici ekibini nereye koşturacağını iyi bilmeli. Yanlış bir yön gösterip yormamalı. Bu da zor bir iş. Hele bir de işletme yönetimi değişir ve başka şeyleri, hedefleri önemseyen başka bir adam işin başına gelirse! Koş oraya, koş buraya. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

