Detroit mi?
Pazartesi, 10 Mayıs 2010 14:29


Amerikan otomotiv devlerinin merkezi Detroit bir otomotiv şehri, bir efsane. Otomotiv sanayinin yoktan var ettiği bir şehir. Ford, GM, Chrysler bu şehirde. Bu yüzden dünya otomotiv başkenti olarak anılıyor. Başkent ama, temsil ettiği markalar, küreselleşmeye, Japonlara, yeni üretim tarzlarına çoktan yenildi. Ford ve GM ayakta kalmak için geçtiğimiz krizde onlarca milyar dolar devlet desteğine ihtiyaç duydular.
Geçen hafta yayınlanan Pusula’da bir haberi şaşkınlıkla okudum. Sanayi Bakanımız, otomotiv sanayi stratejilerinin tartışıldığı bir toplantıda, ‘Dünyada otomotiv denince akla gelen ilk şehir olan Detroit’in yavaş yavaş bu özelliğini kaybettiğini’ söylemiş ve “Detroit’in kaybettiği bu otomotiv merkezi olma özelliğini devralacak yeni şehirler arasında niçin Bursa olmasın?” demiş.
Tabii bunları söylerken Detroit’in 1990’lara kadar, oturmak isteyebileceğimiz bir taht olduğunu, ama 90’lardan sonra en hızla çöken Amerikan şehirlerinden biri olduğunu, son 10 yılda şehrin nüfusunun 2 milyondan 900 bine düştüğünü de biliyordur herhalde.
İlgilenmek isteyenlerin google’da ‘detroit social crisis’ yazması yeterli.
İklimi son derece kötü, başka bir şey yapmanın mümkün olmadığı, otomotiv fabrikalarından başka bir şey olmayan bir şehirle Bursa’yı kıyaslıyoruz. Adamlar otomotiv üretmek için başka bir şey yapmak mümkün olmayan bir bölgede yoktan bir şehir yaratmışken, biz binlerce yıllık tarih üzerine, aklına gelen her türlü tarımın yapılabildiği bir ovaya otomotiv sanayini oturttuk. Şimdi de tahta çıkaracağız, tahtı Detroit’ten devralacağız. Almasına alalım da neyi devralalım?
Bursa’yı bir üretim üssünden tasarım merkezli bir mühendislik üssüne dönüştürürken, kurulu kapasitelerimizi, bu fabrikalarda çalışan işçilerimizi, Bursa’nın son yıllarda hızla artan nüfusunu ne yapalım? Evet, otomotivde müşteri tarafından tasarlanmış parçaların üretiminde çok iyiyiz, ancak hala kendi başına tasarım becerisi bulunan firma sayımız bir elin parmaklarını geçmez. Bize gereken, yapacağız, edeceğiz ile biten cümlelerden çok Bursa’yı ve sektörü İzmit-Gebze, Bilecik-Kütahya ile birlikte içine alabilecek, içinde otomotiv ve makine merkezli bir teknik üniversite de bulunan 30 yıllık bir planlama. Çünkü yaşadığımız şehrin ve tabii olarak bizim en büyük şansımız ve yine en büyük riskimiz otomotiv.

ELVEDA AVRO, ELVEDA AB!
İktisat fakültesinde para, maliye bizler için sadece birer dersti. Bu derslerde para ve maliye politikalarının dengeli biçimde, birlikte kullanılması gereken argümanlar olduğunu öğrendik. Mezun olduktan sonra ülkemizde yaşadığımız krizlerde, özellikle 2001’de sadece para politikaları ile ekonominin idare edilemeyeceğini, maliye politikası, kemer sıkma ve tasarrufların ekonominin sürdürülebilirliği üzerinde ciddi etkisi bulunduğunu uygulamalı olarak da görmüştük.
Şimdilerde Yunanistan’ın şımarık çocuk profilinden başarılı ile bir krize dönüştürdüğü avro krizini gözlemliyoruz. Maliye politikaları birleştirilmeden tek haline getirilen para birimi ve politikaları, Maastricht kriterlerine rağmen Avrupa’nın elinde kaldı.
Artık ortada dahil olunacak, taviz verilecek bir Avrupa Birliği kalmayacak gibi gözüküyor. Oh be! Üzerimizden yük kalktı. Ne dersiniz? Belki de onlar bize katılır?

Serkan Özgöz'ün Tüm Yazıları İçin Tıklayınız