Dejavu
Pazartesi, 31 Ağustos 2009 11:08

alt

Krizin ilk aylarını yeniden yaşıyor gibiyiz. Henüz somut bir durum yok ama yakın gelecekle ilgili karamsarlığımız giderek artıyor.
Her yıl eylül-ekim aylarında dönem faizlerinin geri dönüşleri, okulların açılması, yaz aylarının fiyatlar üzerindeki etkilerinin azalması sebepleriyle piyasadaki para miktarında belli sıkışmalar olur. Herkes tahsilâtlara yüklenir, ödemeleri erteleyebildiği kadar erteler. Bu etki eylül, ekim ve kasım aylarına yayılır.  Bu dönemsel etki normal karşılanabilir.
Ancak başta bahsettiğim karamsarlık bu etkilerin biraz daha üzerinde. Olumsuzluk beklentisi giderek daha da güçleniyor. Güçlendikçe söylentileri besliyor, beslendikçe olumsuzluk güçleniyor. İstihbarat faaliyetleri artıyor. Bu aşamada bazı ekonomi yazarlarımızın yazılarını da okuyunca iyice içimiz kararıyor.
İçerde eylül, ekim için beklentiler olumsuzlaşsa da asıl etki dışarıdan gelecek. Bizde olduğu gibi en büyük pazarımız Avrupa’da da destek kampanyaları ve vergi indirimleri ile tüketim aylardır destekleniyor. Bu durum gelecekte oluşması muhtemel taleplerin öne çekilmesi anlamını taşıyor. Bu suni teneffüslerden sonra ekonominin kalbinin atmaya başlamasını ummaktan başka çaremiz yok. Eğer Avrupa’da talepte bir dengesizlik yaşanır, az da olsa pozitife dönen beklentiler yeniden negatife dönerse, ikinci etki gerçekten yıkıcı olur.
Bu sefer de elinde beklemekten başka bir enstrüman bulunmayan hükümet açılım yapayım derken apaçık ortada kalabilir. Ekonomi Bakanımız seçim öncesi kevgire dönen bütçe yüzünden karabasanlar görmeye başladığını açık açık söylemeye başladı bile. Memur’a 2+2 formülleri , “çok zorladınız hadi 2,5 olsun” yaklaşımları bu karabasanın tezahürü ve yakında daha sert gelmeye başlayacak kemer sıkma politikalarının ilk işaretleri durumunda.
Bu olumsuzluklar içinde Allahtan ulusal kanallarda ekonomi yazarlarımızın başarı ile oynadıkları “alın-verin, ekonomiye can verin” kampanyası dönüp duruyor. Bir de BTSO’nun “Hafta Sonu Bursa’ya” kampanyasını da tebrik etmek gerek. Çünkü bence de olumsuz giden süreçleri daha da olumsuz hale getirmenin hiçbirimize bir faydası yok. Olumlu düşünüp, temkinli-iyimser olmaya devam etmek lazım.
Ben dışarıdan beklentileri olumsuza döndürecek şiddette sert bir olumsuz etki gelmezse faizlerle birlikte inşaat sektöründe başlayan iyimserliğin son iki ayda diğer sektörlere de yayılmaya başlayacağını düşünüyorum. Umarım yanılmam.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız