| Davul ve tokmak |
| Pazartesi, 07 Haziran 2010 14:38 | |||
![]() Şirketler, patronlarının girişimcilik enerjisinden ve uygun piyasa koşullarından beslenerek hızla büyürler. Tam bir başarı öyküsü olan bu hızlı yükselişinin hemen sonrasında artık devam etmek için patronun girişimcilik enerjisi yeterli olmaz. İşletmeler tam bu noktada organize olmak, işleri ekipler halinde yapmayı becerebilmek, karar etkinliğini tabana yaymak ve işletmenin devamını başarı ile sağlayacak kararların alındığını doğrulamak zorundadır. Bu süreç doğru yürütülemediği, en azından patronu tatmin edecek sonuçlar alınamadığı için patron bir türlü işletmeden elini çekmez, çekemez. İşlerin kendi istediği, beklediği gibi yürüyeceğinden emin olamaz. Öyle ya davul onun sırtındadır, tokmak da elinde olmalıdır. Yani patron bir türlü profesyonellere güvenemez, patron ile profesyoneller arasında gereken iş bölümü gerçekleşmez. Bunun çeşitli sebepleri vardır tabii ki. Patron her zaman çalışkan profesyoneller ister. En az kendisi kadar işine titreyen, onu önemseyen, hayatında birinci sıraya koyan bir bilinç bekler. Kendisi rahat uyuyamıyorsa, yatağında rahat uyuyan, cumartesi iş düşünmeyen yöneticiye tahammül edemez. Tüm bunları ise geçmişte bizzat kendisinin yaptığı gibi “işe hayatını vermek” anlayışı ile açıklar. İşe hayatını veremeyen profesyonelleri ise “ruhsuz” görür. Profesyonellerin cephesinde ise durum tam tersidir. Onlar çoktan “her şeyi bilen” patronlardan sıkılmışlardır. Profesyonelleri bu aşamada ikiye ayırmak gerekir. Birinci grup “salla başını” grubudur. Bu grup “Aslında…” diye başlayan cümlelerle işletmedeki süreçleri eleştirebilir durumdadırlar, ama eleştirdiklerini değiştirmek için patrondan arta kalan bir alan ve harekete geçmek için bir enerjileri yoktur. Onlara göre başarmalarının önündeki en önemli engel patrondur. Patronların yüzlerine karşı başlarını sallarlar, ama arkalarından konuşmaya da devam ederler. İkinci grup, girişimcilik ve başarma ruhu daha fazla olan profesyonellerdir. Yönetilmeleri daha zordur, kolay kolay ezilmezler, ezilmeye tahammül etmezler. Patronlara fikirleri için karşı çıkarlar, rahatça tartışırlar. Buna karşın işlerine hayatlarını rahatça verirler. Yıllarca süren uzun saatlere yayılan çalışmaların ardından yükselirler, genel müdür ya da işlerde söz sahibi olacak noktaya gelirler. Patronlar ise “olması gereken bu” diye düşündükleri için bu gruba biraz haksızlık edebilirler. Bu kategorideki profesyoneller patronun istediği gibi işlerine hayatlarını vermelerine rağmen karşılığını alamadıklarını düşünürler. Ücretlerin ve sağlanan olanakların dünya standartlarının çok altında olduğundan, işleri için nelerden vazgeçtiklerinden bahsederler. Kısacası verdiklerine karşı aldıkları tatmin edici değildir. Bu tablo işletmelerimizin birçoğunda farklı şekillerde de olsa patronlarımızın önünde duran yegane yönetim sorunudur. Genç nüfus sayesinde çalışan sıkıntısı yokken çok ciddi bir yönetici sorunu vardır. Artan başarı, biriken sermaye, girişimcilik gücü sayesinde artık ölçek olarak ülke sınırlarına sığamıyoruz, dünya ölçeğinde işler yapmaya soyunuyoruz. Artık patronlarımız haftanın bir bölümünü içinde geçiremeyecekleri ve elde tutamayacakları kadar büyük ve dağıtık işletmelere sahip oluyorlar. Bu dönüşümü yönetmek için profesyonellerimizi hızla patronlarımızla barıştırmak ve doğru iş modellerini bulmak, uygulamak zorundayız. Çünkü 2023 damga vuracağımız yeni bir yüzyılı başlatacak. Davulu boynuna ve tokmağı da eline vereceğimiz yeni bir yönetim nesline ihtiyacımız var. Çok acil! Nasıl yönetici yetiştirilir bilen var mı? Serkan Özgöz'ün Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

