Borç yiğidin kamçısıdır
Pazartesi, 22 Şubat 2010 22:00


Dünya ekonomileri, büyüdükçe daha fazla alıcıya ihtiyaç duyduklarından küreselleşme olgusu kaçınılmaz olarak gündemimizde. Ekonomik sınırları ortadan kaldıran bu olgu tüm yaşamı şekillendiriyor. Sosyal etkiler yaratıyor.
Genel olarak sistem, müşteri durumunda olan kesimlerin önce harcamaları, sonra da harcamalardan meydana gelen ekonomik büyüme ile kazanıp yeniden harcamalarına dayanıyor. Borçlanmanın dengesi sağlıklı tutulursa sorun yok. Ancak borçlananlar, bu borçlanmaları gerçekçi gelir beklentilerine göre değil de hayallerinin tetiklediği ucuz finansmana göre yaparlarsa sistem tümden çöküyor. Bugün Yunanistan’ın içinde bulunduğu durum bu şekilde özetlenebilir. Siyasi iktidarlar yıllar boyu hem AB yardım fonlarını hem de borçlanmanın dayanılmaz hafifliğini kullanarak günlerini gün ettikleri için şimdi gayri safi milli hasılalarına göre yüzde 150’leri geçen borç yükleri ile AB’nin güçlü ağabeylerinin kapısında el açar durumdalar. Yani tüm Yunan ekonomisinin bir yıllık geliri borçlarını karşılayamaz durumda. Sırada ise borçları yüzde 106’ya çıkan Macaristan ve yüzde 172’ye fırlayan İspanya var. Yunanistan’ın sıkıntısı ise kısa vadeli borçlarının milli hasılaya oranının yüzde 50’yi aşması. Yani Yunan ekonomisi kısa vadede borçlarını ödeyemez duruma gelebilir. Yunan kardeşlerimiz bu durumu uygun bir dille vatandaşına anlatıp bizim daha önce çok içtiğimiz acı reçeteyi vatandaşlarına dayamak yerine dâhiyane bir buluşla “bizi Türkiye yaktı” diyorlar. Haberi hayretle okuduğumda görüyorum ki savunma harcamalarından bahsediyorlar.
Peki bizde durum ne?
Bundan kısa sayılacak bir süre önce Türkiye milli geliri fert başına 2 bin 500-5 bin dolar arasında dolaşan bir ülkeyken bugün (hesaplarda biraz kalem oynatsak da) 7-8 hatta 10 bin dolarları konuşan bir ülke durumunda. Cebimizde para ya da birikmiş bir büyüklük olmadığı için (hükümetin sattığı KİT’leri saymazsak) elbette ki bu büyüme, borçlanma ile finanse ediliyor. Geçtiğimiz 10 yılda borçlarımızda ciddi bir artış olmasına rağmen ekonominin de büyümesi ile borç yükümüz, hala gayri safi milli hâsılamıza göre yüzde 50’nin altında. Kısa vadeli borçlarımızın oranı ise yüzde 8’ler civarında. Bankacılık sistemi (2001 krizi ve sonrasında emek verenlerden Allah razı olsun) taş gibi. Sonuç: borçlarımız çevrilebilir durumda.
Bu sebeple krizde havaya baktıkları için ciddi olarak eleştirilen araştırma şirketleri Türkiye’nin kredi notunu yükseltmek için sıraya girdiler. 
Önce Moody’s ve Fitch, şimdi de Standard and Poor’s kredi notumuzu iyileştirdi. Bunun sebebi Türkiye’nin borç yükünü istikrarlı biçimde azaltması.
Yani önümüzde bir fırsat var. Bu fırsat sayesinde, bizim gibi ülkeler ekonomik dertlerle daha fazla uğraşırken, biz yapılanma, gelişme ve değişme konusunda daha fazla çaba gösterebilir, bizle rekabet edenlerle arayı açabilir, bizden uzak görünenlerle arayı kapatabiliriz.
Tabii bize, bunları yapabilmek için iyi bir anayasa yapmak, yapısal dönüşümleri sağlamak, toplumsal barışı tesis etmek gibi hedefleri olan siyasetçiler lazım. Sırf kendi düşüncelerini hakim kılmak için birkaç anayasa maddesi değişikliğine sarılan, kendi gibi düşünmeyenlere kulaklarını tıkayan hükümet ve başını çoktan beridir kumdan çıkarmayan muhalefet ile işimiz zor gözüküyor.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız