|

Bilgiyi bir adım öteye götürmeden önce, tanımlamakta fayda var. Bilginin temelini veri ve enformasyon oluşturur. Bilgi, karar verme, planlama, öngörüler oluşturma, analiz, karşılaştırma, tahminleme gibi birçok ihtiyacın temelidir. Tüm bu süreçler, karar verirken doğruya biraz daha yaklaşabilmek, belirsizlikleri ortadan kaldırabilmek için türetilmiş ve yüzyıllar boyu kullanılmıştır. 21. yüzyıl gerçeği olarak, bilginin tahmin edilemeyen bir hızda üretilmesi ve teknolojinin hızlı gelişimi sayesinde baş döndürücü biçimde paylaşılması daha önce yaşamımızda olmayan birçok sorunu beraberinde getirdi. Bu sorunların en başında bilginin kirliliği geliyor. Doğruluğu sağlanmamış bilgiden yola çıkarılarak yapılacak analiz, alınacak kararlar elbette ki hatalı olacaktır. İşletmelerde yanlış ya da eksik bilgi yüzünden yanlış hesaplanan maliyetler, zararına satışlar, gözden kaçan giderler bu kategoride değerlendirilebilir. İş dışında da internetten elde ettiği sağlık verileri ile doktordan daha doktor olan ev hanımları, web sitesinden bilgisayar mühendisi kesilen pc uzmanları, Kurtlar Vadisi izleyip iki web sitesine üye olarak biraz bilgisini artıran ve Ortadoğu analizine kalkışan komplo teorisyenleri ile bilgi kirliliği örneklenebilir. Kriz hakkında konuşmalar bile kendiliğinden yeni bilgilerin üretilmesine, olumsuz etkinin artmasına, morallerin bozulmasına yol açıyor. Bursa sanayisinin gözbebeği durumunda olan birçok firma hakkında ortaya çıkan ‘batıyor(muş)’ söylentileri, bu söylentiyi dikkate alarak gereksiz heyecana kapılan taraflar, hiçbir zorunluluğu yokken mali durumları konusunda açıklamalar yapmak zorunda kalan CEO’lar, şirketler hep bilgi kirliliğinin olumsuz sonuçları. Bilgi ve analiz elbette ki karar vermek için en önemli bileşenler. Ancak doğrulanmamış bilginin verebileceği zararları da göz ardı etmemek gerek. Bilgiden anlam çıkarırken önce bilginin doğruluğundan emin olunmalı, kaynak kontrol edilmeli, bilgi subjektif değerlendirmelerden mutlaka arındırılmalı. Dedikoduyu bilgi zannetmek ya da varsaymak ve “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” atasözüne sarılmak, bizi krizden erken çıkarmayacak. Aksine krizi körükleyecek. Belki de duman çıkmayan yerde hepimiz üfleyerek ateşi kendimiz yakacağız. Bunun yerine birbirimize destek olmayı, yılların emeğiyle oluşturulmuş başarılı şirketler hakkında konuşurken daha 6 ay öncesine kadar dillendirdiğimiz başarı öykülerine saygı duymayı ve gerçek bilgiyle değerlendirmelerde bulunmayı öğrenmeliyiz. Bu sayede hiç iş yapma ihtimalimizin bile olmadığı bir şirketin ekonomik durumunu ayak üstü sohbetlere kurban etmemeyi, zaten kendiliğinden bozulan moralleri olumsuz etkilememeyi, her bilgiye anlam yüklemenin yanlış sonuçlar doğurabileceğini aklımıza getirebilir ve krizin etkilerini hepimiz için hafifletebiliriz. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|