|

Kriz yüzünden yaşadığımız buhran derinleştikçe algılarımız da bozuluyor. Normalde gülüp geçebileceğimiz türden olaylar, söylemler gereğinden fazla moralimizi bozuyor. Tüm Bursa sanayisi büyük sıkıntı içinde. Evet, 2002’den beri işler çok iyiydi. Otomotiv sektörü ülkenin lider sektörü haline gelirken Bursa’yı da hak ettiği yere oturtuyordu. Makina sektörü hızla gelişiyor, Bursa makina üretiminde dünyada önemli bir merkez haline geliyordu. Bu gelişmeler hepimize heyecan verirken, iyimser hava yatırımları tetikliyor, sanayicilerimiz borçtan ve riskten korkmayarak üretimi ve istihdamı artırıyorlardı. İşsizlik rakamları ciddi olarak geriye gelmese de ülkemizdeki nüfus artışını karşılayacak kadar artıyordu. Hepimiz daha düne kadar Bursa’ya Detroit benzetmeleri yapıyor, otomotivde bir üretim üssü olduğumuzdan dem vuruyorduk. 6-7 yıllık bu süreçte patronlar istihdamı artırmaya, yaptıkları yatırımlarla Türkiye ekonomisini beslemeye devam ettiler. Bu süreçte bence kimsenin derdi daha da zengin olmak, servetine servet katmak değildi. Herkes az ya da çok kazandığını yine işine yatırdı, yatırım yaptı. Öyle olmasaydı özel sektörün borç miktarı bu kadar artmış olmazdı. Bugün geldiğimiz noktada çalıştığımız işletmelerin bulunduğu durumu hepimiz biliyoruz. Birçok firmanın durumunu üzülerek izliyoruz. Bu üzüntülerin üzerine seçim meydanlarında liderler, patronların kriz fırsatçılığından, karsızlığın azalmasına karşı tepkilerinden bahsediyorlar. “Tedbir alınmıyor, geç kalındı” eleştirilerini muslukların kısılmasına tepkiler olarak algılıyorlar. Dahası bin bir zorlukla işletmesini ayakta tutmaya çalışan insanları kitlelere hedef gösteriyorlar, fedakârlığa davet ediyorlar. Çünkü küçük sanayide kapanan dükkan sayısından habersizler. Çünkü Kayapa’da, NOSAB’da, OSB’de otomotivin ne kadar sac stoku ile krize yakalandığını, bunun işletmeye etkilerini bilmiyorlar. Çünkü kazandığı tüm parasını işine yatırarak makina alan, inşaat yapan, eleman istihdam eden iyi niyetli patronların düşen siparişlerle nakit akışını nasıl çevirmeye çalıştıklarından bihaberler. Sadece en iyi bildikleri şeyi yapıyorlar. Kitlelere duymak istedikleri şeyleri söylüyorlar. Bu gürültü içinde kimse sanayiden gelen “keşke yatırım yapmasaydık” fısıltılarını duymuyor. Artık seçimden sonra yatırım yapması, istihdam yaratması, risk alması için çok zor ikna edeceğimiz bir sanayimiz var. 3 aydır ödenmekte olan işsizlik maaşlarının 6 aylık limitinin de sonuna geliyoruz. Yani işsizlik rakamları artarak büyümeye, gecikmeli gelen TÜİK değerleri reel olarak kendini göstermeye başlayacak. Bugün kriz fırsatçılığı ile suçlanan, krizden ciddi yaralar almış işletmeleri krizden sonra yatırım yapmaya ikna etmeye çalışacağız. Krizi hep beraber atlatacağımız için insanların hassas durumda olduğu bugünlerde söylemlerin neler hissettirebileceğini, algıların nasıl etkilenebileceğini iyi hesap etmek gerek. Çünkü krizden ancak, birbirimizi suçlayarak, hedef göstererek değil birlikte hareket edebilirsek çıkacağız. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|