“Kedidir o, kedi”
Pazartesi, 29 Haziran 2009 15:01

alt

Krizin en büyük etkilerinin krizden çıkarken yaşanabileceğine çeşitli defalar değinmiştik. İşler biraz biraz iyiye gidiyor olsa da bu iyiye gitme bozulan finans dengelerini bir anda düzeltemiyor. Sırtınızda 10 kilogram yük ile yürümeye başladığınızı düşünün. Bu yük (yol boyunca hiç değişmese bile), yol uzadıkça ağırlığı daha da artıyor, bir noktada taşınamaz hale geliyor. Kaldı ki bazıları için bu yük yolda yürürken artmaya devam etti. 20 kilogram oldu, 30 oldu, 100 oldu. Bir de yorgunluk eklenince artık yük taşınamaz duruma geldi. 
İşte aslında siyasi otoriteden beklenen tam bu noktaya çözüm bulmasıydı. Aylardır top çevirmek yerine ciddi analizler yapılabilir, bu firmaları (lütfen dikkat: patronlarını değil) kurtarmak adına çözümler geliştirilebilirdi. Ancak bu da bizim şansızlığımız. Seçimle kriz aynı yıla denk geldi. Aynı 5 Nisan 1994’te olduğu gibi.
Tüm siyaset seçime odaklandığı için bugünleri öngörmek pek mümkün olamadı.
Tüm olumsuzluklara rağmen en kötüyü gördüğümüzü ve krizden artık çıkmaya başladığımızı umuyoruz. Ancak biz umutlu olmaya, olumlu olmaya çalıştıkça yeni söylentiler canımızı sıkıyor.
Şimdi de eylül söylentisi gündemimize yavaş yavaş girmeye başladı. Henüz yeni görmeye başladığımız güneşi, yavaş yavaş bulutlar kapatıyor. Bulut çabuk geçer mi? Yoksa hava yeniden kapatır mı? Bilemiyoruz. Bildiğimiz krizden çıkışta ekonominin sarması gereken ciddi yaralarının bulunduğu. Ve bu yaralar pansumanla ya da üflemeyle geçecek türden değil. Açılan kriz paketlerinin de üflemekten ileriye gidemediği açık.
Hükümet her konuda izlediği bekle-gör politikasını sürdürmekte kararlı. IMF ile flörte devam ederken, IMF’siz de olabiliriz demeye devam ediyor. Dışarıda işlerin düzelmesini beklerken mümkün mertebe zaman kazandırabilecek açıklamalarla günü kurtarıyor. Ancak kendilerinin neden olduğu bu belirsizliklerin ekonomiye maliyetini herhalde hesaplamıyor olamazlar.
Dışarıda işler düzelmeye başlarsa ne ala. Peki ya düzelmezse? Bakın Japonya yeniden resesyona girmiş bile.
Bu belirsizlik sürdükçe bilginin yerini söylenti alıyor. İşte eylül korkusu da bu söylentilerin ürünü. Piyasa krizden çıkışta oluşabilecekleri hissediyor. Şiddetini kestiremese de bir şeyler olabileceğinin farkında. Zaten ekonomi bakanı ve merkez bankası başkanı da tünel, ışık falan diyerek bu hissiyatları pekiştirdi.
Yeni yeni herkes para harcamaya başlamışken, krizden çıkışın tek yolu bu güveni sağlayıp talebi artırmaktan geçerken söylentiler insanlara yeniden frene bastırıyor.
Aynı Zeki Alaysa - Metin Akpınar filminde, şaşkın aşığın damdan dama atlamasını, mahalleli söylentilerle bir canavara dönüştürüp, canavarı yakalama görevini de mahallenin delikanlısına yüklemesinde olduğu gibi söylentiler sorunu gerçek boyutundan çok daha büyük gösteriyor.
Mahallenin delikanlısı (belki biraz da söylentilerle büyüyen canavardan korkuyor olsa bile) soruna mantıklı bir cevap vererek “kedidir o kedi” diyor.
Bizim de ekonomi konusunda bize mantıklı bir cevap verebilecek, bize şimdiden korkmaya başladığımız eylül konusunda “kedidir o kedi” diyebilecek sorumlulara ihtiyacımız var.
Yoksa kedi değil de gerçekten bir canavar mı? Yoksa boyu iki metre mi?
Ne dersiniz?
Bence “kedidir o kedi.” 

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız