Zafiyet teorisi
Pazartesi, 14 Aralık 2009 13:59


Bazen iyi yönetilemeyen nicelikten, süreçlerden ortaya zafiyet çıkıyor. Toplumda eğer herkes yanlışın bir parçası ise, tutarlı bir demokrasi anlayışından söz edemiyoruz.
Geçen gün TOBB Başkanımız, BTSO’da ekonomiye katma değer sağlayan girişimcilerin ödül töreninde çok güzel bir noktaya değindi; “Toplumun tamamına yakını vergisini yeterli vermiyor, rüşvete de prim veriyorsa, yani çarka ayak uydurmuşsa,  kimsenin demokratik talepleri, eleştirileri ciddiye alınamaz.” Aslında bu, gerçek “yurttaş” olabilmekle de ilgili bir şey…
Sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler için çalışan insanlar da nedense, ne vereceğinden çok ne alacaklarıyla ilgileniyorlar. Hiçbir sivil toplum kurumunda ve siyasi partide, vergi ödeme konusunda olduğu gibi, aidat ödeme bilinci yok, ama beklenti çok... STK’lar, girişimci olmak ve siyaset sorumluluğunu bilen insanlar için maddi, manevi özveri demektir.
Herkes, kendini haklı ve yapacağını meşru görüp her şeyi kılıfına uydurmaya çalışıyor. Bazen de öyle olmazsa, karşı tarafın yapacakları daha ürkünç olacağından bu yol tercih ediliyor savunması bizleri yeterince rahatlatıyor.
Her kuruma mensup insan aslında o kuruma ne vereceğinin değil, ne alacağının hesabıyla, kurumun gücünden yararlanarak söz sahibi olmayı istiyor. İktidar olmaya özenen, ama muktedir olamayanlar nedeniyle, sinarkist ve derin yapılar var oluyor. Kurumu düşünen hiç kabul görmüyor. Kurumu düşünür gibi gösterip fayda elde edenler daha çok tercih ediliyor, çünkü bu zeminin sayısal olarak yanlısı daha fazla, çünkü herkese bir fayda sağlamaya daha açık…
Bir kurum, herkese bir şeyler kazandırmaya, fayda sağlamaya başladığında kıymete biniyor. Ama bu kıymet, değer vererek ileri taşınacak bir anlama kavuşmuyor. Sonunda, kurumcağız, aslında faydalanılmak istenen, acınmayan, hırpalanan, çıkar sağlanan, sömürülen bir yapı haline dönüşüyor.
Ne yazık ki tüm kurumlarda, demokrasi erteleniyor. Önce ben seçileyim, ortalık durulsun, şimdi durum karışık, uygun değil, ben her şey düzeldikten sonra demokrasiyi getireceğim, ben daha iyiyim, geçmişte şunlar yanlıştı, benim düzeltmem gerek anlayışı her kurumda egemen.
Oysa tek bir fikrin egemenliği altında kalmayan zengin ve karmaşık bir toplumsal düzen, liberal demokrasiye inanan herkesin hayali olmalı… Demokrasi ve özgürlük arasında bir gerilim olmamalı.
Herkeste bir şeye karşıt olma etiketinden korkup susma hali egemen. Demokrasi ve cumhuriyet, din ve lâiklik de tüm geniş çaplı dönüşümler gibi aydınlanması, aydınlatılması gereken yönlere sahiptir. Bunları sorunların kaynağı gibi görmezsek, problemleri saptırıp, cevaplardan kaçarız ki, o zaman siyasal, sosyal, ekonomik yaşamlarımızın merkezindeki büyük dönüşümü ıskalar hale geliriz.
Çoğunluk ve kalabalıklar, sadece düzenlenmiş temsili demokrasi tarafından yönetiliyorsa sistem etkisizleşiyor. Yok saymalar, sayılmalar, insanların gerçeğini ve varlığını göz ardı etmeler sorunları yaratıyor. Marjinal, dar çevreler göz ardı edildiğinde liberal olmayan demokrasi ortaya çıkıyor. O zaman, siyasilerin tümü sorumsuz davranıp, sorumluluklarını kalabalıklara yüklüyorlar. Sonrası benim kalabalığım, senin kalabalığını yener oluyor. Yapılanlar ve yaptırılanlar da demokratik hak ve özgürlükler olarak bizlere sunuluyor. Ama kimse yüzde 10 barajını düşürmek, meclisi daha fazla partiyle paylaşmak için kılını kıpırdatmıyor.
Siyasetin, ekonominin, kültürün, teknoloji ve bilginin, şiddetin demokratlaştırılması ne yazık ki özgürlüğü beraberinde getirmedi. Kimin ne yaptığı değil, kaç kişinin ilgilendiği, beğendiği, denetimsizlik, güç dengesizliği gibi sonuçlar, demokratik düşünce sayesinde dünyanın şu andaki karakterini oluşturdu.
Nicelik, nitelik gibi algılanmaya başlandı. İnsanoğlu demokrasiye -liberal demokrasiye- inanır ve güvenirken, demokratik kurum ve sistemlere inanamaz ve güvenemez hale geldi. İstenen katışıksız doğrudan demokrasi iken, düzenlenmiş temsili bir demokrasiye dönüştü.
‘Demokratik seçimlerle anti-demokratik yönetimlerin seçilme olasılığı, yönetimlerin demokratik taleplere duyarlılığı oranında sistemin etkisizleşmesi ya da temsil edilebilirlikle yönetilebilirlik arasındaki karşıtlık liberal demokrasinin paradokslarından yalnızca birkaçı’ diyen Fareed Zakaria,  çok fazla demokrasi diye bir şey olabileceği iddiasındadır-iyi bir şeyin çok fazlası.
Önemli olan yapılan demokratik seçimlerle gelen yönetimlerin zulmetmemesi, baskı uygulamaması, şeffaflıktan taviz vermemesi, danışmaya açık olması ve kaçınılmaz olarak objektif olabilme ve tutarlılık…
Demokrasinin karakteri bozulup, temsil edenler zafiyete uğrayınca kaderimiz de buna uygun oluyor. İzafi demokrasiden zafiyet doğuyor.  İnşallah, bir gün demokrasi ziyafeti çeker hale geliriz…

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız