Yolculuk
Pazartesi, 17 Mayıs 2010 13:27


Yolculuk her şeye ve herkese rağmen, farklı süreçlerle veya farklı yerlerde de olsa ısrar ve inatla devam etmeli…
Kazanırken kendimizi kaybetmektense, kaybederken kendimizi bulmak çok önemlidir. Kazanırken aslında önünde kazanabileceği bir şey kalmayan mıdır kazanan, yoksa kaybederken önünde kazanabileceği çok şey olan mıdır kaybeden?
Kazanırken varlığını tüketen midir kazanan ve kaybederken kazanmayı öğrenen midir kaybeden?
Umuduna sahip çıkıp yenilenen,
Kaybettiği ne olursa olsun,
Yürüyecek yolu olandır…
“Her zaman söyleyecek sözü olandır kazanan…” (Gassan Satar)
Ey insanlık, alışılagelmişin dışına çıkmayı bil ve açılmış nefesinle her şeye yeniden başla, kimsenin seni zehirlemesine asla izin verme…
Seçimlerimiz bize aittir ve çözümlerini kendisi üretir. İçsel güvene kavuştuğumuzda kontrol etme ihtiyacından da kurtulacağız.
Endişelenmeyin, korkmayın, kendinize güvenin, doğru sizi bulur… Unutmayın düşmanın en büyük silâhı DOST görüntüsüdür. Dostlar, lost (kayıp) olmamızın en önemli sebebi olabilir. Aşırı sevgi zarar verebilir, inandırıcı da olmayabilir.
Sadece kendi iç yasalarımıza uymak, kendimize özgülüğün içerdiği anlama itaat etmek, özgür ve kişilikli insanlara ait yapıdır.
Topluma uyum sağlayan, itaat eden, dayatmalara karşı çıkmayan, düzene uyan, beklenti ve kaygılarına göre hareket edenler, yaratıcı ve sorumlu olamadıkları gibi, tarih yazamaz, onursal payeler de alamazlar.
Kahraman inatçılar, refleks sahibi insanlar önce yargılanır, sorgulanırlar, sonra da insanlığın kurtarıcısı olurlar.
Yol almaya çalışanlar, yol alamayanları uyarma konusunda sorumluluk hissederler. Tekrar deneyimlenen hiçbir şey eski tadında olmaz. İçten, dıştan ne kadar uğraşılsa, yeniden üretilen özgürlükçü ilişkilerin olduğu kurumlar köklü ve sürekli ve nitelikli bireyler üretir.
Kaçmak nedir sizce? İnsanlar üzerinde baskı kuran, yine insanların oluşturduğu eğreti ahlâk anlayışını dayatan hayatı deneyimlemekten sıkılan her bireyin en büyük arzusu mudur?
Özgürleşmek, kendine ulaşmak mıdır? Farklılıkları deneyimleme isteği midir? Yaşamı sahicileştirme çabası mıdır? Keşfetme arzusu mudur? Alternatif bir dünya oluşturabilmek arzusu mudur? Yaşamın anlamını bulmak arzusu mudur? Gerçeği bulmak mı, gerçeklerden kaçma çabası mıdır? 
Kaçmak, sanki bir şeye bazı bahanelerle yapışmamak mıdır? Kaçmak, bırakabilirlik yürekliliğine, erdemine ulaşabilmek midir, göze alabilmek midir?
Aydınlanma anlarında, her şeyi arkasında bırakıp gitme isteğinin nedeni, bireyin zayıflığından ve mücadele azminin yetersiz olmasından çok, içinde geçirilen yaşam alanının, bizi her an bunaltan kuşatıcılığından kaynaklanır.
Yani, kaçmak, aslında her zaman olumsuz değer atfettiğimiz bir gerçeklik olmayabilir. Kaçış süreci, yaratıcılıkla, farkındalıkla değerlendirildiğinde mucize yaratmasa da, muhalif fikirlerin, kendi ifademizin olgunlaşmasını, netleşmesini sağlayan, yani değer yaratan bir süreç olabilir.
Kaçmak hem isyan, hem de sabrı anlamlandırır.
Kaldığınızda ise, bindiğiniz dal kesilebilir. Kendinizi anlamakta, fark etmekte, bütünü görmekte zorlanmaya başlayabilirsiniz.
Her şey bilinen değerlerle, bildirilen gerçeklerle sınırlı kalır. Uzaklaşmadan tüm gerçekleri görme şansına sahip olamayabilirsiniz. Tanımak, anlamak, maskeleri görmek, ikiyüzlü anlayışı kavramak ancak uzaklaşmakla mümkün.
Var oluşunun sorumluluğunu üstlenen, başkasının çağrısına kulak veren,  boşluğa atlayabilen, boşluğun bilgisini deneyimleyebilen insanlar, sessiz kal(a)mazlar, görmezden gel(e)mezler. Yol ayrımında tereddüt etmezler. Bunun adına kaçmak, bırakmak, gitmek, vazgeçmek, terk etmek ne derseniz deyin, bu eylemi yapanlar son derece erdemli ve güçlü insanlardır. Her kapanan kapı, başka bir kapıyı açacaktır.
Özgün, bağımsız düşünebilen, hatırlamayı bilen, tutarlı, net, dinlemeyi bilen, boşluğa atlamayı becerebilen insanlar, güçlünün haklı kılındığı dünyaya karşı umutlarını yitirmeden mücadele ederler.
“Asıl olan ‘iktidarı almak’ değil, gündelik hayat devrimleridir. Zira yaşanacak bir hayatımız vardır.” (Abdûlgaffar El-Hayatî)
Her hal, her durum bir fırsattır, bizi düşünerek yaratılmıştır. Her şerde bir hayır vardır.
Kaçmak, meydan okumaktır, kendine varmaktır. Kaçmak, alışkanlıklarımızdan, katlandıklarımızdan vazgeçebilmek, farklı şeyler deneyimlemek, boşluğa atlamakla mümkün…
Murathan Mungan, bu konuyu şiirsel bir anlatımla nasıl da ifade etmiş;
“Kimdi giden kimdi kalan
Giden mi suçludur her zaman?
Ne zaman başlar ayrılıklar
Dostluklar biter ne zaman
Kimdi giden kimdi kalan
Aslında giden değil
Kalandır terk eden
Giden de bu yüzden gitmiştir zaten.”

Sena Kaleli'nin Tüm Yazıları İçin Tıklayınız