Yokluktan ve zorluktan anlayanlar
Pazartesi, 20 Temmuz 2009 09:23

alt

Yazımı yazmadan önce, beni politikayla buluşturan çok sevgili dostum Ceyhun İrgil’in “İçimizdeki Gökkuşağı” isimli şiir kitabını karıştırmak istedim. Kızına yazdığı şiir, bir annenin evlâdı için hissettiklerinin derinliğinde ifade edilmiş. Hakikaten, “Bu Ceyhun’un içi gökkuşağı gibi” dedirtecek cinsten şiirleri var. Yadırgamayan, sınamayan, farklılıklara saygılı, insana hoşgörülü, yokluğu, zorluğu bilen, maddeyle hiç işi olmayan, insan olmaya, insanı tanımaya kendini adayan az bulunur insanlardan. Bir sürü özelliği niteliğini sıradan görüveren, önemsemeyen, alçakgönüllü de olsa buna inandırmamayı başaran, paylaşmayı bilen, yorgunluk nedir bilmeyen, sürekli insanlık için daha neler yapabilirim, diyen bir yürekli dost…
“Sıradan bir hayatı sıra dışı yaşayacaksın” diyor kızına Ceyhun… Ezgi de annesinin, babasının rehberliğinde harika bir çocuk… Kendi ayaklarının üstünde durmaya programlanmış, cerbezeli, çok yönlü bir genç kız…
Bu hafta, yaşadığım olaylar, kızımın mezuniyet töreni, Ceyhun’un şiiri hepsi aklıma kızımın dediklerini getirdi. Ben yoğun bir iş hayatı nedeniyle kızımın dersleriyle yeterince ilgilenemeyen meraksız kalmak zorunda olan bir anne olarak, kızım mezun olurken, yüksek onur belgesi alacağını bilmiyordum. Listede eşim, kızımın adını bulup gösterince şaşırdım. Niye söylemediğini kızıma sorunca, “Sen ders başarısını önemsemezsin, kendime ve topluma kattığım insanî değerlerle daha çok ilgilenirsin” dedi. Gelecekle ilgili planlarını sorunca da “Lütfen bana gelecek hazırlamaya, benim hayatımı kurgulamaya kalkmayın, bırakın ben kendi yolumu seçeyim. Seçtiğim bölüm gereği, bir 10 senem geçek mesleğimi bulma arayışıyla da geçebilir” dedi.
Boğaziçi Üniversitesi Rektörü ve İİBF Dekanı da gençlere özgüven aşılayan, iyi eğitim aldıklarını ama bunun yaşam için yeterli olmayacağını, sabır, çalışma ve şansın da önemini vurgulayan, samimi konuşmalar yaptılar. Dekan insanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkmaları gerektiğini öğütledi.
Hal böyle iken, ben her gün ofisime yazılı ve sözlü gelen onlarca ve tonlarca iş başvuru ve talebini düşündüm. Keşke, herkesin sorunlarına çare olabilsem diye düşünürken, bir tanesi hele beni çok etkiledi.
Hayatındaki iş başarıları ile değil, seçilmişlik sayesinde kendini sahip olduğundan fazlası gibi gösteren bir beyefendi ‘neredeyse hangi bölüme, hangi pozisyonda alacağımı tanımlayarak, oğlunu, ortağı olduğum şirkette işe almamı’, aksi takdirde, bir dahaki seçimlerde benim aleyhime çalışacağı tehdidiyle bir şekilde emretmişti.
Ben de, kendisine şirketin kurumsal olmaya çalışan, profesyoneller tarafından yönetilen bir şirket olduğunu, böyle konularda profesyonellere müdahil olmadığımı, sadece referans olabileceğimi, adama göre iş yaratılmadığını, açık pozisyon var ise oğlunun nitelikleri de buna uygunsa işe alınabileceğini anlatmaya çalışmıştım.
Beyefendi, ‘bir şirket sahibinin, yönetim kurulu üyesinin istediği insanı, istediği şekilde işe alabilme hak ve yetkilerinin olması gerektiğini, o memurken, onun dediğini yapmayanı nasıl astığını kestiğini, hiçbir astın buna karşı çıkamayacağını anlatmayı sürdürmüştü.
Kendisine böyle bir durumda, bu gibi kararların sonuçlarının diğer çalışanlara karşı bir adaletsizlik yaratacağını, hem de oğlunun huzursuz olabileceğini, şirketlerin ortaklarının keyif alanı olmadığını söylemiştim.
Aklı almadığı gibi, beni iş bitiricilikten uzak olmakla, ilkeli tutumu beceriksiz olmakla suçlayıp, bu tip siyasi anlayışın ne kadar köhne, iktidar olması zor bir anlayış olduğundan dem vuruyordu. Kuralcılığımızın  olumsuzluklarını söve saya anlatmış ve yine benim için çalışmayacağı tehdidiyle ve kızgınlıkla ofisi terk etmişti.
Tabii ben de Türkiye’nin elindeki gücü baskı ve tehdit aracı olarak kullanıp, yanlış yapan ve yaptıran, ilkesiz, hak ve özgürlükleri kısıtlayan anlayış nedeniyle gelişemediğini, yardım etmenin bedelini ödetenleri onaylamadığımı da ifade etmekten geri kalmıyordum.
Biliyorum bu söylediklerim, istisnalar kaideyi bozmaz, genel geçer siyasi pratiğin dışında gibi gözüküyor ama mahalle mahalle dolaşırken, sizlerin gözünün içinde ışıkla, umutla sokaklarda bizleri dinlemek isteyen sessiz çoğunluğa şahit olunca, bu tip örnekler beni yolumdan döndürmüyor.
Alın size bir örnek daha;
Yine böyle Türkçesini anlamakta zorlandığım bir kişi, telefonla iyi bir pozisyon için başvurduğunda onu da şirket insan kaynaklarına yönlendirmiştim. Bir yere yerleştirilmeyince, beni arayıp, kendisiyle ilgilenilmediğini, Bakanın kendisini müdür olarak bir yere yerleştirdiğini, CHP kafasıyla bizim hiçbir yere gelemeyeceğimizi belâ okuyarak söyledi ve telefonu kapattı.
Şimdi, bana bir yanda Türkiye gerçekleri ve işsizlik, bir yanda mantığımız, bir yanda da kurumsallık ve profesyonellerle ilgili düşünmek, tabi ki de yazmak kalıyor…

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız