Yersiz yurtsuz
Pazartesi, 07 Haziran 2010 14:36


En çok dikkatimi çeken de NGO’lar artık gayet de siyasi parti veya hükümetleri destekleyen veya destek alan kurumlar oldu. Açılımını “non governmental organisation” (Sivil Toplum Kuruluşu) olarak biliriz de…
Aslında doğrusu da bu… Dünyada partiler hep think thank ve aktivist grupların desteğiyle iktidar oluyor…
Bu tespitler ışığında gelelim gündemimize…
İsrail tarafından yapılan vahşi saldırının üstünden günler geçtikçe soruların şekilleri de değişti.
Artık aşağıdaki gibi sorular sorulur oldu…
Bu İHH nasıl zengin bir NGO?
Bağış toplayabilmek için mi bu denli riskli olaylara soyunuyor? Tek amacı, zorda kalanlara insani yardım götürmek mi?
Gemi alacak kaynağı nasıl sağlıyor? Sadece Filistin’e 24 milyon dolarlık bağış nasıl yapabiliyor? Ne zamandan beri faaliyet gösteriyor?
İDO zarar ettiğini söylediği gemiyi, zarar etmemek için mi ucuza sattı?
Zorunlu PNI sigortasını hangi şirket yaptı?
Gemidekilerin yaşam sigortası var mı? Bu kadar karmaşık bir hukuki ortamda insanlar haklarını nasıl, nereden alabilecekler?
Mavi Marmara gemisinde niye Komor Adaları’nın bayrağı var? Bunun altındaki nedenler nelerdir?
Bu abartılı propaganda ile Gazze ablukasına dünyanın dikkati 9 can sayesinde çekilmiş oldu mu?
Diğer yandan Rachel Corrie gemisi de yardım götürüyordu, durduruldu. Rachel, Gazze’de insanların üstüne yürüyen İsrail tanklarının altında kalan bir Yahudi kızı. O da bu ablukaya engel olamadı.
Bu soruların yanı sıra birçok farklı isimden farklı açıklamalar geliyor. Açıklamalar geldikçe de yukarıdaki sorular tekrar sorulur oluyor.
Birçok kurum bu yardımı İsrail’le görüşerek yapıyor diyor Fethullah Gülen…
Ortaya can koyarak, insanları Allah Allah göndermeye motive ederek ulaşılmak istenen farklı bir hedef görüntüsü olduğunu düşünenler de yok değil.
Hele, Fethullah Gülen’in, Türk bir kuruluşun önderlik ettiği bir filonun İsrail’in izni olmadan Gazze’ye yardım götürmesini eleştirmesi önemli bir saptama, diye düşünüyorum. “İsrail’le uzlaşma yolunu seçmemelerini “faydalı sonuçlar doğurmayacak şekilde otoriteye baş kaldırmak” olarak tanımlaması da yapılmak istenenin bir üst politik amacın parçası olduğunu belli ediyor.
Nitekim hem hükümetin, hem İHH’nin Hamas’a yakınlığı ve görüşleri yadsınamaz. Bu kadar ateşli gerçek yardım gönüllüleri tüm dünyada olsa, kimse hiçbir haksızlık yapamazdı herhalde…
Kendi durum ve gerçeğine göre pozisyon almak da bir marifet. En çok oy alanın her yaptığını kabul edilebilir ve meşru görmek, bunun için çalışanlara destek vermek, kendi memleketinde bile sırf o kuruma destek vermenin zemini için açılım yapmak, içten ve sindirilmiş olmasa bile birer adım.
Bu adımları atarken, çifte standart ve tutarlı olmaya dikkat etmek gerek…
Eğer oy almak marifetse, Netanyahu’nun başında bulunduğu, şimdi birçok çevrenin uygulamalarını onaylamadığı söylenilen LİKUD Partisi de halkından çok oy alıp iktidar oldu.
İsrail, aslında rivayetlere göre, hiç yeri yurdu olmaması için Musa Peygamber tarafından lânetlenmiş. Radikaller onun için devlet kurulması konusunda siyonistlere muhalifmiş. Ancak soykırım sırasında kaçacak yer bulamayınca yersiz yurtsuz olmanın zararını görmüşler.
Bu sıkıntıyı yaşayan insanlar, başkalarının halinden nasıl anlamıyorlar?
Kendini kurtarma psikolojisi herhalde…
Sert ve şiddete yönelik hareket eden, haklı da olsa, yanlış yapanı haklı çıkarıyor. Belgesiz, bulgusuz, kontrolsüz, çoluk çocuk uyarılara rağmen ortaya dökülen insanlar, İsrail’in vahşi yüzünü iyi teşhir ettiler.
Bence bu olayı ABD çaktırmadan destekledi. Kendi İsrail lobisine karşı çıkmayı göze alamadı…
Yukarıdaki soruların cevaplarını ararken, tüm bunlar niçin yapılıyor derseniz, insanın aklına, ekonomiden ve siyasetten gündemi saptırmak, taşınamayacak hale gelen cari açık sorununa, eksilen ihracat verilerine neden bulmak gibi bir amaç mı var, sorusunu getiriyor…
Çok enteresan, Türkiye’de birçok ekonomik veriler iyi olmadığı, işsizlik, büyüme, cari açık gibi göstergeler olumlu olmadığı halde her şey çok iyiye gidiyormuş havası estirilebiliyor. Bu da bir marifet…
Hatta Türkiye bölgesel söz sahibi pozisyonu alıyor. En büyük ekonomik rakibimiz Brezilya ile kendi bölgesinde etkin bir şekilde takas anlaşması partneri olabiliyor.
Allah kimseyi yersiz yurtsuz bırakmasın… Herkes birbirinin istek ve ihtiyaçlarına anlayış gösterse, “benim sana verdiğimle yetinmeyi bil”, “söz sahibi ben olayım” gibi üstünlük anlayışından çıksa dünyada hiç problem kalmayacak.

Sena Kaleli'nin Tüm Yazıları İçin Tıklayınız