|

Evet, yakında böyle seslenen politikacılarımız olacaktır. Kendi düzeni yerinde olanlar ve gücü elinde tutanların paraleldi, teğetti, kendine değmedikçe kriz, priz, diyerek anlamazdan geldiği ve keriz yerine konduğumuz gerçeğiyle yüz yüzeyiz. Ne yapalım biz de yeriz… Dünya resesyona doğru gidiyor. Dünya işsizler ordusu giderek büyüyor. Krizin etkilemediği ülke, sektör neredeyse kalmadı. Finans sektöründen sonra otomotiv, tekstil sektörü fazlasıyla etkilendi. Neo-liberalizmin kendi karşıtını yaratacak yeni bir sistem, ezber bozacak değişim ve yenilik şart olacak gibi. Sosyal sorunlar, yoksulluk, yolsuzluk, yasaklara karşı gerçekçi, samimi, inandırıcı çözüm, politika, anlayış ve sistem geliştirmekten başka yolumuz yok. Türkiye, bir yanda eskiyi aşmak ister gibi görünürken, diğer yanda yeterince küreselleşememek şansımız olmuş, uygun bir kriz karşılama aralığı yakalamamıza neden olmuştur. Bu da bilinçli bir politika ya da bilinçsiz gelişmiş bir yeterlikten de kaynaklanmamaktadır. Her ülke, her kurum krizi aşmanın yolunu arıyor. Şirketler, krizi aşmada ilk yolu işçi çıkarmada görüyor. Talep azalınca, üretim duruyor, üretim durunca işçi çıkarılıyor. İş kaybı ve belirsizlik korkusu tüketimin kısılmasına sebep oluyor. Talebin azalması, enflasyonu düşürüyor, Merkez Bankası faiz indirme düşüncesinde, belki, girişimci rahatlar, tasarruf tüketime de dönüşür mü? Ya, üretimin azalması ne yapacak? Britanyalı sosyolog Anthony Giddens, içinde bulunduğumuz bu hali, ‘imal edilmiş belirsizlik’ olarak nitelendiriyor. Bu hal de, yoksulluk, çevre kirliliği, şiddet, çifte standart, militarizm, özgürlük ve demokratik hakların baskılanması ve küreselleşmesini sağlıyor. Bizler bu krizi aşmak için evlerimize kapanıp, tasarruf yaparak mı yaşamalıyız? Herkes bunu yaparsa ekonomi nasıl döner? İnsanlar evine kapanır, alışveriş, yolculuk, tüketim vs. yapmazsa her şey durmaz mı? Yoksa, dünya az üretim ve tüketimle doğal dengesine mi dönecek? Astra Zeneca gibi bir ilâç fabrikası bile üretimi durdurup 2.500 işçi çıkarıyorsa, insanlar sağlıklı yaşamaktan da vazgeçiyor demektir. Acaba diyorum, hep düşünüyorum, örgünün ilmeğini bir mi atsam, iki mi? Yani, bu kadar işçi çıkarılıp, onların vergisi vs.den zaten olan devlet, belli bir oranda, hatta tümüyle, asgari ücretli çalışandan bile kesilen stopajdan vazgeçiverse, insanların işsiz kalma riski daha azalacağı gibi, girişimcilik daha özendirici olarak artacak, tüketim olacak, ekonomi canlanacak, oluşan gelirlerden devlete bunun dönüşü dolaylı yollardan yine olumlu olacak. O zaman yardım paketi isteyen birkaç belirli şirkete yapılacak haksız aktarımlar yerine en azından genele yayılan adil bir uygulama olmuş olur. Bazen herkesin itiraz ettiği, olmaz dediği işlemleri cesaretle yaparsanız, hele insana yönelik adil bir uygulamaysa hiç korkmayın, geri tepmez… Başbakanımız, ‘herkes en az bir işçi alsın’ diyor, diyor da o zaman niye bunca özelleştirme yapıldı? Hiçbir özelleştirme gerçek değerinde olmadığına, yeterli gelir sağlanamadığına göre ve en geçerli gerekçe; rasyonel yönetim olamaması nedeniyle şişkin kadroların kurumların zarar etmesine sebep olması ise, şirketlerin üretim ve satışları durmasına rağmen; ‘işçi çıkarma, al’ diyebilir misiniz? Tabii ki burada krizi fırsat bilerek işçi çıkaranlardan bahsetmiyoruz. Sevgili yoksullar, biz sizi ısıtırız, doyururuz, okuturuz, istediğimizi verir, istediğimizi alırız, kovarız, gücümüzle, destekçilerimizle, paramızla döveriz, severiz mi diyorsunuz? Yazarın Diğer Yazıları için Tıklayınızı
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
|