Şaş da kal…
Pazartesi, 14 Eylül 2009 12:27


elişkiler ve tutarsızlık yakamızı hiç bırakmıyor. Güvenilir ve inandırıcı olmanın birinci yolu, eleştirdiğin davranış ve eylemi yapmamış olmaktan geçiyor.
Demokratik açılımlar, hak ve özgürlüklere, farklılıklara saygı, barış istemek son derece takdire şayan adımlar…
YÖK’ün, Sabancı Üniver-sitesi’nde gençleri girdikleri eğitim programına mahkûm etmeyerek, seçme özgürlüğü sağlayan anlayışına karşı, eşitliği bozuyor anlayışıyla negatifte eşitleme eğilimi aynı görüşün ürünü olabilir mi?
Nebil Şebip gibi değerleri önemseyen İslâm bilginlerinin, Batı’da yaşanan ahlâkî ve ekonomik çöküşü İslâm’la çözmenin mümkün olabileceği iddialarına karşılık, niye İslâm ülkelerinde yalnızlık, çaresizlik, umutsuzluk,  iç huzur arayışı nedeniyle Uzakdoğu felsefelerine yatkın okültist (gizlicilik) oluşum ve yöntemlere revaç var? Kişisel gelişim, stres, depresyon, zihinsel sorunlar, yorgunluktan kurtulmanın yolları meditasyon, reiki, yoga insanlara niye daha cazip geliyor? Niye, tövbe, niyaz, tefekkür ve ibadet bizi istediğimiz huzura kavuşturma yöntemi olarak tercih görmüyor?
Türkiye’de dinin her türlü toplumsal görünürlüğünden rahatsız olan bir kesimin yanı sıra, toplumsal hayatı dinin icaplarına göre düzenlemek isteyen bir başka kesim var. Her iki dayatmacı gruba ve kutba karşı duranlar şu anda her iki tarafın da işine geldiğinde iyi olarak algılanıyor.
Kendi ideolojimiz, inançlarımız ve yaşam biçimimizi kimseye dayatmaya hakkımız yok. Benim yapmadığımı, giymediğimi, yemediğimi, içmediğimi, kullanmadığımı herkesin uygulamasını beklemek doğru olabilir mi? Hele bu kamu çıkarı olarak sunulursa, yasak olmaktan çıkar, gerçek mi olur?
Bursa’da BUSMEK’te “dişilerle” çalışmayacağını, “o göreve gelmese”, BUSMEK’in randevuevi gibi olacağını iddia eden ve makyajınızı silin, taharet ve abdestinizi alın, namazınızı kılın diyen anlayış, hepimizi ahlâksız olmaktan koruyor! Kadına nasıl bir bakış açısı bu? Evden, bunalmaktan, tüketici olmaktan kurtarılmaya çalışılan kadınlar randevuevine gidiyorsa ve sen dişilerle çalışmak istemiyorsan o görevi niye kabul ettin?
Bu anlayışı açığa vuran vuruyor, herkes de ya vurmayıp sinsice dayatırlarsa diye korkuyor zaten. O zaman, bu dayatmadan korkanlar ve dinin her türlü toplumsal görünürlüğünden rahatsız olan ve bunu dayatanlar kendilerinde haklılık zemini bulmaz mı?
Pisuvar kaldırtan Vali, İl Koordinasyon Kurulu toplantısına kot pantolonla katılan top sakallı yöneticiyi dışarı çıkaran Vali, Kürtçe şarkı söylenince konseri terk eden Vali, Aram Tigran’ın Diyabakır’a gömülmesine izin vermeyen İçişleri Bakanlığı, RTE’nin konvoyu geçerken Rock’çı selâmı vererek devlet büyüğüne saygısızlık ettikleri gerekçesiyle gençleri gözaltına alan zihniyet, Şemdinli’de sahip çıkmadığına Ergenekon’da sahip çıkan anlayış hep çelişkilere ve duruma göre karar verdiğimize işaret ediyor.
Vicdan vs. gibi nedenlerle açılımı savunurken, devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü için savaşırken devamlı malûl olarak hayatı altüst olan gencimize sahip çıkmazsak, Davutpaşa’da patlamada ölen insanlarımıza devlet yetkililerinin sorumlulukları saptanmasına rağmen sahip çıkmazsak, sel felâketinde herkes birbirini, doğayı, halkı suçlar, hala plansız, imar değişiklikleri yaparak taşkın alanları satışa çıkarır, 1. derece tarım arazisine ve su kaynaklarının olduğu yerlere imar izniyle adeta katliama da izin verirsek, örgütlenme özgürlüğünü YARSAV’a verir, kamu sendikalarına vermezsek, 3. Boğaz Köprüsü’nü, Ilısu Barajı’nı ne pahasına olursa olsun yapma ve buralarda rant elde etme zihniyetindeysek inandırıcı ve güvenilir olamayız.
Açılım yaparken açık ve şeffaf değilsek, krizle ilgili bile STK ve akademik odalarla tartışma zemini yaratmıyor, istişare mekanizmalarını çalıştırmaktan kaçınıyorsak, her eleştiriyi düşmanca yaklaşımın bir parçası olarak değerlendiriyorsak, açık toplum farkını ve bilgi edinme hakkı yasasına uyulup uyulmadığını ölçen bir araştırmaya bile hiç cevap verilmemesi, henüz yeterince tutarlı bir şeffaflık içinde olamayacağımızı gösteriyor.
Savaşlar, seller, depremler, patlamalar, afetler, kazalar, sorunlar ne olursa olsun karar vericiler ve yerel yönetimler suçsuz. Millet suçlu, millet önlemsiz… Doğa intikamını alıyor, ah bu küresel ısınma (onun da suçlusu kadınlar) ekolojik dengeyi bozdu, geçmiş iktidarlar dere yatağına imar izni verdi. Peki, sen niye imarı iptal etmedin, yıkmadın, önlem almadın?
Tayland’da afetzedelere bozuk sardalya balığı konserveleri dağıtılınca Sosyal Kalkınma Bakanı istifa ediyor. Makedonya Ohri gölünde gemi kazasında 18 kişi ölünce Ulaştırma ve İletişim Bakanı istifa ediyor. İtalya’da nisan ayındaki depremi öngörüp halkı uyarınca, yetkililerce ‘paniğe yol açıyor’ diye hapse atılan uzman halkına yararlı olamamanın üzüntüsüyle ağlıyor, sorumlular hakkında soruşturma açılıyor.
Dünyada en kısa demiryolumuz olmasına rağmen en çok ölümlü tren kazası olan ülkemizdeyse tık yok. Deniz kazası, uçak kazası hep aynı Bakan… Pardon, makinist suçlu, raylar deforme oluyor.
Olsun giderek açılıyoruz her konuda…       

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız